HBDH YK Üyesi Ferzad Can: “HBDH daha fazla stratejik bir önem kazanmıştır”

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Yürütme Konseyi Üyesi Ferzad Can, Medya Haber TV’nin devam eden savaş ve devrimci güçlerin sorumluluklarına dair sorularını yanıtladı.

Devrimciler bu savaşın neresinde yer almalı?

Batılı emperyalistler neden sömürgeci faşist Türk devletinin Güney Kürdistan’ın bir kısmının işgaline ve de PKK’nin tasfiyesine onay verdiler? Sömürgeci faşist Türk devleti bu işgal saldırısıyla neyi hedefliyor? Bugün Medya Savunma Alanları’nda sömürgeci faşist Türk devletine karşı verilen savaş ne ifade ediyor? Sanırım bu sorulara yanıt verdiğimizde devrimci güçlerin bu savaşın neresinde yer almaları gerektiğinin de yanıtını vermiş olacağız.

Her şeyden önce sömürgeci faşist Türk devletinin, Batılı emperyalistlerin, NATO’nun ve bölgenin sömürgeci devletlerinin onayını almadan böyle bir işgale kalkışmayacağının altını çizmemiz gerekiyor. Zaten bu işgal saldırısının, faşist şef Erdoğan’ın Biden ile yaptığı telefon görüşmesinin hemen ardından başlatılması, Ermeni Soykırımı’nın temsili tarihi olan 24 Nisan’a denk getirilmesinin de bir tesadüf olmadığını ayrıca belirtmem gerekir. İşgal öncesi AKP-MHP faşist iktidar yetkililerinin İngiltere ve Almanya’yı ziyareti, bu saldırının da daha öncekiler gibi Batılı emperyalistlerin ve NATO’nun desteği ile yapıldığını kanıtlamaktadır.

Bu onay ve destekten yola çıkarak sömürgeci faşist Türk devleti ile emperyalistlerin bölgesel konularda ve Kürtlere dair birebir aynı politikayı güttüğü sonucu çıkarılmamalıdır. Bu onay, sömürgeci faşist Türk devletinin Başûrê Kurdistan’da oluşturmak istediği tampon bölge adı altında Başûrê Kurdistan’ın bir kısım toprağının işgal edilmesine ve de PKK’nin etkisizleştirilmesine ve tasfiye edilmesine verilmiştir. Bunun dışında ne tür kirli anlaşmalar ve pazarlıklar yapıldığına dair bazı öngörülerde bulunabiliriz.

Emperyalistler ve sömürgeci devletler neden böyle bir işgale ve PKK’nin tasfiyesine onay verdiler?

Emperyalistlerin, Ortadoğu’yu emperyalist küreselleşme sürecine entegre etmek, sermayenin önündeki engelleri kaldırmak, doğal kaynaklara hakim olmak için tüm siyasal yapıları şekillendirme ve iş birlikçi iktidarlar kurma politikasını sürdürdüklerini biliyoruz. Dünya petrolünün yüzde 60’ını barındıran Ortadoğu coğrafyası, emperyalistler bakımından stratejik bir öneme sahip. Egemenliklerini güçlendirmek için enerji havzalarının ve yollarının kontrolünü kaybetmek istemiyor ve bununla birlikte yeni imtiyazlar kazanmaya çalışıyorlar. Kürdistan coğrafyası bu anlamıyla gerek barındırdığı petrol ve enerji kaynaklarıyla gerekse jeo-politik konumundan dolayı önemli bir noktada durmaktadır. Emperyalistlerin ve bölgenin sömürgeci devletlerinin Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesine ve de Başûrê Kurdistan’ın bir kısmının işgal edilmesine onay vermelerinin nedeni de doğrudan bununla ilgilidir.

PKK’nin varlığı emperyalistlerin bu politikalarını hayata geçirmesinin önündeki engellerden biridir. Kürt Özgürlük Hareketi geldiği aşama itibarıyla sadece Kürdistan’ın dört parçasını değil, bütün olarak Ortadoğu’yu etkilemektedir. Artık bölgedeki bütün yerel iktidarlar ve emperyalist devletler, açıkça kabul etmeseler de Kürt Özgürlük Hareketi önderliğinde gerçekleşen Rojava Devrimi, bütün Ortadoğu ve Türkiye halklarına esin kaynağı olmaktadır. Ortadoğu Devrimi’nin nesnel olduğunu, söylevden çok maddi bir güce dönüştüğünü görmektedirler. İşte tam da bundan dolayı Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için birleştiler. Tasfiye edemedikleri koşulda ise zararsız hale getirerek başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye ve Ortadoğu halklarının devrim ve özgürlük umudunu yok etmeye çalışıyorlar. Bu bakımdan bugün Medya Savunma Alanları’nda, Rojava’da sömürgeci faşist Türk burjuva devletine ve iş birlikçilerine karşı vermiş olduğumuz savaş, tarihi bir öneme sahiptir. Bu savaşın, sadece Kürt halkının bir savaşı değil, aynı zamanda Ortadoğu ve Türkiye halklarının da savaşı olduğunu bilmemiz ve bu bilinçle düşmana karşı savaşmamız gerektiğini belirtmemiz gerekir.

Sömürgeci faşist Türk burjuva devleti bu işgal saldırısıyla neyi hedefliyor?

Sömürgeci faşist Türk devleti, Kürtlerin hiçbir yerde bir ulusal statü elde etmesini istemiyor. Bu yönde atılan her adımı bertaraf etmek, her ne pahasına olursa olsun Kürtlerin bir ulusal statü elde etmesini engellemek, Türk devletinin iç ve dış politikasının başlıca yönlendirici amacıdır. Efrîn’den Xakûrkê’ye bir tampon bölge oluşturarak Bakur ile Rojava ve Başûrê Kurdistan’ın ilişkisini kopararak parçalanmış Kürdistan’ı yeniden parçalamayı; Başûr ve Rojavayê Kurdistan’ı giderek ilhak etmeyi başlıca hedef haline getirmiş bulunuyor. Kurmayı tasarladıkları tampon bölgede ne yapmak istediklerinin en somut biçimi Efrîn ve Serêkaniyê’de görülüyor. İşgal alanlarından Kürtleri göçerterek yerlerine Arap ve Türkmenleri yerleştirerek buraları Kürtsüzleştirme politikası izliyorlar. Başûr’da ise işgal ettikleri alanlarda Kürt köylülerini göçe zorlayarak buraları insansızlaştırmayı ve kuracakları yeni üslerle burada doğrudan askeri denetim sağlamayı; KDP’yi buradaki hegemonyalarının taşeronu olarak kullanmayı hedefliyorlar. Böylece Kürdistan’ın üç parçası, Bakur, Rojava ve Başûr arasındaki toprak birliğini ve ulusal bütünlüğü ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Bu stratejik amaçlarına ulaşabilmek için de öncelikle Rojava’da YPG’yi, Bakur ve Başûr’da ise PKK’yi askeri yenilgiye uğratmaları gerekiyor. Tabi ki burada okun sivri ucu elbette PKK’yedir. PKK’yi Medya Savunma Alanları’nda askeri olarak yenilgiye uğratabilirlerse Rojava’da işlerinin çok daha kolay olacağını düşünüyorlar. Ayrıca sömürgeci faşist Türk devletinin bununla da yetinmeyeceğini, bir bütün olarak Başûr ve Rojavayê Kurdistan’ı tümden işgal etme planları olduğunu, Musul ve Kerkük’e sahip olma hayallerini uzun zamandan beri koruduğunu biliyoruz. Görüldüğü gibi bu saldırı bütün Kürtleredir ve PKK gerillası da bütün Kürtler adına direnişi sürdürmektedir.

Suruç Katliamı’yla devreye sokulan “Çöktürme Planı”nın ana hedeflerinden biri de Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ile Türkiye devrimci-demokratik ve sosyalist hareketi arasındaki bağı koparmaktı. Burjuva faşist Türk devletini bütün tarihi boyunca en çok korkutan durum, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi yürütenlerle Türkiye ve Kürdistan işçi sınıfının devrimci öncülerinin politik özgürlük bayrağı altında birleşmeleridir. Bu nedenle bu savaş, ne sadece PKK ile sömürgeci Türk devleti arasında ne de Türk devleti ile Kürtler arasındadır. Bu saldırıların, Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimimiz arasındaki bağı koparmayı, devrimci birliğimizi boğmayı da hedeflediğini söylememiz gerekir. Bu anlamıyla Medya Savunma Alanları’nda direnen, savaşan gerilla, aynı zamanda birleşik devrimimizin gerillasıdır, birleşik devrimimizin zaferi için varını yoğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye ve Kürdistan’ın bütün ilerici, devrimci anti faşist kurumları, aydınları, parti ve örgütleri, Türk devletinin Medya Savunma Alanları’na dönük faşist işgalci saldırısına karşı gerillanın yanında, safında olmalıdır. Gerillanın direnişi, yalnızca Kürt ulusunun sömürgeciliğe karşı bir direnişi değil, aynı zamanda Türkiye’nin anti faşist direnişidir. Başta devrimciler ve sosyalistler olmak üzere tüm ilerici, anti faşist kurumlar, aydınlar, parti ve örgütler, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın her yerinde bu direnişin sesi soluğu olmaları gerekir. Bugünün başlıca anti faşist görevi budur. Gerillanın kazanacağı zafer Kürdistan ve Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerinin zaferi, faşizmin alt edilmesi için atılmış devasa bir adım olacaktır.

Faşist AKP-MHP rejimi son 5 yıl içinde elindeki tüm imkanları Kürdistan’da giriştiği imha savaşından kesin sonuç almaya yatırdı. Medya Savunma Alanları’nda alacakları bir yenilginin aynı zamanda saltanatlarının sonu olacaklarını biliyorlar. Böyle bir sonun aynı zamanda Kürdistan’ın özgürleşmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına geldiğini bilmemiz gerekir. Sömürgeci faşist Türk devletinin Başûrê Kurdistan’daki, Rojava’daki yenilgisi, Türkiye ve Kürdistan halklarının, işçi ve emekçilerin, kadınların, gençliğin ve de bir bütün Ortadoğu halklarının kazanımı olacaktır.

Türk devletinin işgal ve imha saldırısı karşısında KDP’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

KDP, safını emperyalistlerden ve sömürgeci faşist Türk devletinden yana belirlemiştir. Ülkesine, halkına ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı düşmanca hareket etmektedir. Başûrê Kurdistan’ı bir aile şirketi gibi yönetmektedir. KDP’nin Kürt halkının özgürlüğü gibi bir derdi yoktur. Tam tersine Kürt halkının özgürleşmesinin önünde bir engel haline gelmiştir. Halkımız da her geçen gün KDP’nin gerçek yüzünü görüyor ve ona karşı tavır alıyor.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin kuruluş koşulları neydi, bugün neden daha fazla ihtiyaç var?

Faşist AKP-MHP koalisyonu, saltanat ve geleceklerini koruma adına son 5 yıl içerisinde tüm imkanlarını seferber ett. İradesini zayıflatacak her türlü aykırı sesi tasfiyeye yöneldiler. Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncü güçlerini, emekçi sol hareket içindeki devrimci parti ve örgütleri darbeleme planını yürürlüğe koydular. Bu amaca bağlı olarak ideolojik-politik-örgütsel olarak çözme doğrultusunda katliamlarını, faşist gözaltı ve tutuklama terörünü, zindanlarda baskı ve zulmünü katmerleştirdi. Devrimci-demokratik örgütlü kuvvetleri fiziken darbelemeye, örgütsel ve siyasal sürekliliklerini kırmaya, bununla aynı zamanda öncüler ile kitleler arasındaki bağları koparmaya yöneldiler. AKP-MHP faşist iktidarı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bir korku imparatorluğu oluşturmaya çalıştı. Birleşik Devrim Hareketi’miz de tam da böylesi bir süreçte kuruluşunu ilan etti. Gerek sömürgeci faşist Türk devletinin içine düştüğü ekonomik, siyasi ve askeri kriz gerekse başta Kürt halkı olmak üzere halklarımızın, işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, farklı inanç topluluklarının, özgürlük ve yeni bir yaşam talebi; Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin zaferinin birbirine bağlı oluşu, günceliği, Birleşik Devrim Hareketimizi yaratan ve koşullayan etkenlerdi. Bugün de bu koşullar varlığını sürdürmekle birlikte devrim daha fazla güncel bir durum haline gelmiştir. AKP-MHP faşist iktidarının tüm baskıcı, katliamcı, faşist uygulamalarına rağmen geniş kitleler özgürlük istem ve arzularını korumaya devam ediyor. İçten içe biriken bir öfkenin varlığını görebiliyoruz. Bir ayaklanmanın koşulları her geçen gün büyümektedir. Böylesi bir süreçte Halkların Birleşik Devrim Hareketi’miz daha fazla stratejik bir önem kazanmıştır. Geniş kitlelerin, halklarımızın geçici olarak geri çekilişi bizleri yanıltmamalıdır. Türkiye halklarının kurtuluşu, Kürt halkının kurtuluşundan geçtiği doğrudur. Bir halkı ezen, sömüren bir başka halkın özgür olamayacağı gerçekliğini dikkate alarak; Kürt halkının özgürlüğünü en az Kürtler kadar Türkiye halklarının da istemesi gerekir.

Türk halkına mensup işçi, emekçi ve köylü çocuklarının Türk sermaye oligarşisiyle, faşist generallerle, AKP-MHP vb. faşist partilerle hiçbir ortak amacı olamaz. Kürt halkına karşı savaş çığırtkanlığı yapanlar, esasında kendi saltanat düzenlerini ayakta tutmak isteyenlerdir. Her türlü pis işleri yapan bu savaş çığırtkanı sömürgeci faşistlerle Türk halkının bir aidiyet bağı olamaz. Türkiye halkları, artık bu faşist çetelere, haramilere ‘dur’ demelidir. HBDH olarak kitlelerin yıkıcı ve yapıcı gücüne güveniyoruz. İşçi ve emekçilerin, kadınların, halklarımızın büyük bir kesiminin halen mücadelenin dışında olmasını kendi eksikliğimiz olarak görüyoruz. Onları bu savaşta ezilenlerin, sömürülenlerin saflarında birleştirmek ve savaştırmak bizim görevimizdir. Bunu mutlaka başarmak zorundayız. Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu halklarının kaderi buna bağlıdır. Bunu başarmak için her türlü bedeli göze alarak savaşmamız gerekiyor. HBDH savaşçılarından beklenen de budur ve bunu başarmak zorundayız!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*