Bir devrim an’ı : Aynur Ada ve İmran Fırtına – Tufan Pir Keleş

Devrim mücadelesi hem bir an’ın acilliğinde hareket etmeyi hem de bir asrın uzunluğunda dingin, sabırlı olmayı gerektiriyor. Ne an’dan ne de an’ın ötesinde ilerleyen zamandan kopuk bir devrimcilik bütünlüklü bir devrimci yaşamı mümkün kılmıyor. Bu zamanın içindeki akışta beliren diyalektik hem an’ın içinde bir devrim hem de asrın ilerisinde bir devrimin kendisi olarak duruyor. Devrimci yaşamın bütünselliği devrim mücadelesini bu yönlü ele alış içinde şekilleniyor. Diğer bir tarzda gündelikçi bir ele alış ya da dönemsel bir yaklaşım devrim mücadelesini kesintiye uğratıyor, zora sokuyor ve parçalıyor.

Devrim mücadelesine adım atan her devrimci için beliren bu diyalektik çatışma kendi savaşının en ciddi çarpışması halini alıyor. İlk devrim kendi içimizde kurduğumuz ringde salladığımız yumruklarla hangi köşede kazanacağımıza bağlı olarak gelişiyor. İlk gong sesinin duyulması ile başlayan mücadele, ikinci, üçüncü…on ikinci rauntlarda bitse de devamı gelen diğer karşılaşmalarla devam ediyor. Sonu gelmeyen bu mücadele, ilk devrim ile son devrim arasında atılan ilk yumrukla son yumruğun bir bileşiminden doğuyor. İkisinde de ayakları sağlam yere basmak, kazanmakta ısrarcı olmak, yumrukları sımsıkı sıkmak gerekiyor.

Devrim bir an’ı işaret ediyor olsa da o an’ı açığa çıkaranın asırlık mücadeleler olduğunu doğru kavramak gerekiyor. Bu nedenle devrimci de devrim gibi bir nicel ve nitel patlamaların sonucunda değişiyor, dönüşüyor ve yeni formuna ulaşıyor. Bu Marksizm’in yadsınamaz gerçekliği ve biliminin bize sağladığı bir sonuçtur. Sonucun yarattığı başka bir sonuç ise sürekliliğin olması ve sürekli kopuş halinde ilerleyerek devam etmesidir. Bu bir kısır döngü değil asla geriye sarılamaz bir kasetin kendi ritmini bulması ve çalmayı sürdürmesidir. Hiç susmayacak bir müzik ve ritim mümkündür. Bu ezginin adı kesinlikle Devrim’dir.

Günümüz devrim mücadelesinin olgunlaşma dinamiği içine kendi devrimci siyaset penceremizden baktığımızda gördüklerimiz, günün devrimci temelde değerlendirmesinde yaşanan tıkanmanın yarattığı kaçışları gösteriyor. Devrim yapma fikrinin yerini alan iş, okul, aile, evlilik hayatı gibi kapitalist düzen içinde rol sahibi olunabilecek fikirler baskın gelmeye, bunlarında çevresinde asalaklaşan bir akış oluşmaya başlıyor. Bu akışa karşı kürek çekenler devrim mücadelesinin tüm zorlukları içinde yer alırken diğerleri akışın hızına kendini kaptırıp, eğlence-gelecek-hayat adı altında yabancılaşma ve kültürsüzleşmenin içinde yer alıyor, belli bir dönem devrim fikri ile dolu olan zihin parçalanarak kapitalizme yeniliyor, esir düşüyor. İkili sonucu konuşulabilir olan bu durum örgütsel pencerenin, ideolojik yetersizliğin bir aynası ise bunun karşısında devrimci zihin parçalanmasını yaşayan kişi için kapitalizmle buluşmanın yansıması oluyor. Devrim akışının yerini alan bu akışı yadsıyan duruş ile ortaya çıkan konumlanma ile devrimci maddeden devrim özü doğuyor. İşte devrimci kopuş, atılım, sıçrama hali bu şekilde bu maddenin evrimi ile gelişiyor.

Yazının bu aşamasında bu kopuşu devrimci siyaset zemininde Kasım atılımı ile gerçekleştiren Aynur Ada ve İmran Fırtına özelinde derinleştirecek olursak, iki komünar devrimci de yukarıda bahsi geçen zihin parçalanmalarının tam içinden sıyrılarak, onların gıpta ile baktığı kapitalist güzellemeli yaşama sırtlarına dönerek adımlarını devrim ile buluşturuyor. Bu buluşma elbette Aynur ve İmran ile başlamıyor, sınırlı da kalmıyor. Ancak onların atılım gerçekliği devrim fikrinin zaferine tekabül ediyor. Bulundukları ortamın lümpen hiyerarşisine meydan okuyan bu iki devrimci 71 devrimci kopuşunu Türkiye devrimci hareketine miras bırakan Sinan Cemgil ve yoldaşları gibi bir değerin yaratılmasına ortak oluyor, adlarını yazdırıyor.

Aynur Ada ve İmran Fırtına devrimci ikilisi devrim mücadelesi fikrini tanıdıkları lise sıralarından, belki bir sokak eyleminden ya da TV’de izledikleri hatırla sevgili sahnesinden çıkararak onu kendi yaşamlarının bir parçası ve gerçekliği yaparak ileri doğru taşıyor. Onlar, devrimin kendi hayatlarından kopmaz bir bağ olması olgusunun somut örnekleri olarak etraflarında büyüyen tüm olumsuz havayı devrimci hava ile kırarak en yüksek düzeyde enerji, en yüksek düzeyde katılım, en yüksek düzeyde devrimci tutku ile varlıklarını gösteriyor. Bulundukları zeminde böylelikle havayı sürekli olarak devrimcileştirecek, devrime evriltecek bir mücadele birikimi açığa çıkıyor.

Aynur Ada ve İmran Fırtına geldikleri toplumsal yapının bugünün devrimden kaçış sorumsuzluğuna devrimci sorumluluk bilincini ile cevap veriyor. Onların devrimci sorumluluğu tüm zorlu görevler karşısında başarıya koşan, zafere doğru ilerleyen bir orduyu timsal ediyor. İçinde yer aldıkları eşit olmayan savaş koşullarının pozisyonunu değiştirecek devrimci öncülüğün durmaksızın hareket içinde olma ve farkı kapatma arayışının bir faaliyetini mümkün kılıyor. Geceleri de gündüzleri de değiştirmek için geceli gündüzlü çalışıyorlar.

Aynur Ada ve İmran Fırtına bir devrim an’ıdır. Devrim an’ına gelene kadar yaşadıkları ise devrim mücadelesinin sarp ve engebeli bir yoludur. Bu yoldan geçmek isteyen ya da bu yolu arayan genç komünarlar, kadın ve işçi komünarlar için bu yol hala vardır. Aynur ve İmran’la buluşmanın, Devrim’le buluşmanın yolu açıktır. Yürütülen her devrimci faaliyet, yapılan her eylem, faşizme karşı örgütlenen her sokak, mevzi, kişi bu yolun bir kilometre taşıdır.

Son olarak komünarlar için Kasım atılımı düzen içi sistemden bir kopuş olarak gelişti, büyüdü ve konumlanmasını pekiştirdi. Aynur ve İmran’dan sonra ise Kasım atılımı Zafer atılımı, Devrim atılımı olarak kendini yeniledi. Kasım atılımdan zafere, devrime doğru yürüyüş Aynur ve İmran yoldaşlar başta olmak üzere tüm ölümsüz yoldaşlar ile özgürlüğe ULAŞ olacaktır.

Aynur Ada ve İmran Fırtına yoldaşların ölümsüzleşmelerinin 3.yılında devrim fikri onlar kadar gerçek ve mümkün! Anıları devrimci mücadeleyi besliyor ve büyütüyor. Onların anısına, yürüdükleri yola bakanlar, onların ardından hüzün duyanlar içinde Ahmet Telli’nin “Sevdalar Duman Olmayacak” şiiri bir değişimin atılımı olsun.

Acının bağrından
mavi bir çelik gibi fışkıran öfke
dünyayı değiştirecektir mutlaka
Yeni hayat kendini yeniden yaratacaktır
ona sahip çıkan ellerde
ve bu yüzden öfke
sevda gibidir kimilerinde

Yüreğinin pas tutmakta olan kıvrımları
sarsılsın bir an öfkenin gök gürültüsüyle
beyninin her hücresi bir gerilla gibi
kuşansın pusatlarını ve sokağa çıksın
ve bir hançer gibi saplansın
puştlukların ihanetlerin bağrına
Bak o zaman nasıl bitecek yanlışlar
ve cehennemleşen yalnızlığın
Sevdalar duman olmayacak o zaman
Hüznün isyan olmuştur çünkü

Hüznün isyan olmalıdır

Ahmet Telli

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*