KBDH Genel Konsey Üyesi ve MLKP/KKÖ Temsilcisi Hîvron Razmuhi: “Faşizmi yıkmaya odaklanmış bir mücadele hattında birleşilmeli”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu kapsamda “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin geride kalan 1 yılını MLKP üyesi Hîvron Razmuhi ile konuştuk.

KBDH Genel Konsey Üyesi ve MLKP/KKÖ Temsilcisi Hîvron Razmuhi’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

 

/Kaynak: HBDH Sitesi

ABD’nin Afganistan’dan çekildiği bir süreci yaşadık. Şimdi ise Irak’tan çekileceği biliniyor. Emperyalizmin güncel durumu ve Ortadoğu’da ki gelişmeler için neler söylemek istersiniz?

Gerek emperyalist güçler arası rekabet ve çatışma, gerekse ezilenlerin ayaklanmaları, egemenleri stratejilerini yeniden gözden geçirmeyi zorladı. Ortadoğu tüm bu rekabete sahne olan bölgelerden biri. Geçtiğimiz aylarda toplanan NATO’nun, emperyalist bir savunma gücü olmanın yanı sıra siyasi dengeleri yeniden kuran bir pozisyona ilerlemek istediği görülüyor. Çin, 2018 yılındaki gibi “ortak düşman” ilan edilmese de, ticaret savaşçıları boyutuyla ‘zorlu güç’ olarak tanımlandı. Çin’in büyüyen ekonomisi, teknolojik alt yapı gelişimi, hızlı nükleer silah artışı ve tüm bunların yanı sıra Rusya ile olan ilişkileri sonucu; ABD, Çin ile sorunlu ülkelerle yakınlaşma politikasını geliştirdi.

G-7 zirvesi ile birlikte düşünüldüğünde ABD’nin Çin karşısında ortaklıklarını büyütme yönelimine gireceğini okumak mümkün. NATO’nun yüzünü Asya’ya döneceğini, ABD’nin rekabet merkezini Ortadoğu’dan Pasifik’e kaydırdığı söylenebilir. Bu ABD’nin Ortadoğu’dan vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Askeri güç yığınağı ve savaş politikasını kısmen zayıflatmayı, Pasifik’te yoğunlaşma uğruna göze alacağı söylenebilir.

ABD, Irak üzerinde İran’ın etkisini zayıflatma politikası izlerken, Irak seçimlerine bu politika doğrultusunda müdahalede bulundu. Güney Kürdistan Federe bölgesinde ise KDP’nin işbirlikçi tutumu aracılığıyla Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatmayı hesaplıyor.

ABD’nin Afganistan ve Irak’tan askeri güçlerinin çekilmesini bu kapsamda değerlendirmek gerek. Afganistan, 10 yıl önceki NATO kararlarına bağlı olarak kademeli uygulanırken, yeni stratejik yönelim ışığında güncellendi. Afganistan ordusunun Taliban karşısında varlık gösteremesi gibi “beklenmedik gelişmelere” rağmen, yaşananlara uzun vadeli stratejinin bütününden bakmak gerekir.

‘FAŞİST ŞEFİN DAHA FAZLA SALDIRGANLAŞACAĞI BİR DÖNEME GİRİYORUZ’

AKP-MHP faşizminin dünyada yaşanan bu gelişmelerle beraber Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da nasıl bir süreç örgütleyeceğini söylemek mümkündür?

Emperyalist güçler ile kimi çelişkilere rağmen faşist Türk burjuva devleti, NATO’nun bölgedeki önemli dayanaklarından biri olmaya devam ediyor. NATO’nun biçtiği misyon, faşist AKP/MHP rejiminin bölgesel güç olma isteğini güçlendiriyor. Bununla birlikte faşist saray rejimi, ABD ve Rusya ile olan ilişkilerinde denge kurmakta zorlanıyor. Zira yayılmacı bölgesel dış politikası emperyalist güçlerin çıkarlarıyla her zaman örtüşmüyor.

Ukrayna ile askeri anlaşmalar ve Rusya’dan alınan S-400’ler iki emperyalist güç bakımından hoşnutsuzluk kaynağına dönüştü. Türk devletinin, Libya, Dağlık Karabağ, Afganistan ve Suriye’deki girişimleri, Kuzey Afrika’da İslamcı örgütlerle dirsek temasları gibi karşıtlıklar sorunları güçlendirdi.

ABD’nin Ortadoğu politikasındaki “ılımlı İslam” yaklaşımı, işe yaramadı, proje başarısız oldu. AKP, bu bağlamda ABD bakımından artık vazgeçilmez değil. Erdoğan, tüm sert çıkışlarına rağmen Birleşmiş Milletler toplantısı ve ardından yapılan Soçi görüşmesinden umduğunu bulamadan döndü. Avrupa Birliği, Türkiye’yi “komşu ülke” kategorisine alarak, Saray rejimine baskı uygulamayı sürdürüyor.

Emperyalist güçler ve gerici bölge devletlerinin birbirleri arasındaki rekabet ve çıkar çatışmalarına rağmen, devrimin öncü güçlerine yönelik tasfiye planı üzerinde ortaklaştıkları da bir o kadar gerçektir. Suruç Katliamı sonrasında yeniden başlatılan savaş ve tasfiye saldırısı, OHAL dönemi, Rojava ve Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarıyla devam etti. Konsept halen sürdürülüyor.

Sömürgeci Türk devletinin, emperyalistlerin onayıyla 24 Nisan’da Medya Savunma Alanları’nı hedef alan işgal saldırısı sürüyor. Gelişmeler, kapsamlı saldırının tasfiye isteğiyle sınırlı olmadığını, doğrudan Güney Kürdistan’ın ilhak edilmek istendiğini gösteriyor. Abluka altındaki Rojava devrimini boğmak, devrimci dinamiğini yok etmek, Efrin’den Xakurke’ye kadar olan şeridi tampon bölge adı altında burjuva Türk devletine bağlı hale getirmek istiyorlar. Faşist şefin hayalinde Musul ve Kerkük’ün yattığı da biliniyor.

Tasfiye saldırısı içerde ise, emekçi sola yönelik faşist terörün artırılması, ajanlaştırma dayatmaları, HDP’yi kapatma, kayyum siyaseti, eylem özgürlüğünün ve kadın özgürlük mücadelesi kazanımlarının gasp edilmesi hedefiyle sürdürülüyor. Türk burjuva devleti bu yolla, kriz içindeki faşist rejimin yeniden tahkim edilmesini arzuluyor.

Ezilenler cephesinde; toplumsal mücadele dinamiklerinin faşist yasaklar ve devlet terörünün üzerlerinde yarattığı ölü toprağını artık ivmesi yavaş yavaş yükselen mücaedele ile atmaya başladığı görülüyor. Devrimci ve antifaşist güçler, birleşik mücadeleyi büyütme yönelimi içindeler. Ezenler ile ezilenler arasındaki mücadele, öncü dinamiklerin güç biriktirmesiyle devrimci olanakları çoğaltıyor. Türkiye/Kürdistan birleşik devrimine zemin oluşturuyor.

Derinleşen ekonomik krizin yarattığı tahribat, yoksulluk, işsizlik, sömürgeci inkar siyaseti ve cins savaşımı halini alan erkek egemen politika, faşist rejimin kitleler üzerindeki hegemonyasını zayıflatıyor. Burjuva partiler arasında iki blok halindeki saflaşma, kitlelerde biriken öfkeyi ve hareketin nabzını meclis kapısıyla sınırlama politikasını izleyerek devrim yangınında itfaiye görevi görüyor. Seçim öncesi ittifak arayışlarının başladığı bugünlerde, burjuvazinin AKP karşısında yeni arayışları görülüyor. Faşist şefin, iktidar gücünü garantilemek için daha fazla saldırganlaşacağı bir döneme doğru ilerlediğimiz söylenebilir.

‘TASFİYE SALDIRISINI BOŞA ÇIKARTMAK, KİTLELERİ HAREKETE GEÇİRMEKLE MÜMKÜN’

Faşizmin, PKK’yi ve birleşik devrim güçlerini uluslararası çapta tasfiye etme hareketi örgütlediği biliniyor. Birleşik devrim hareketinin buna karşı mücadelesi nasıl olmalıdır?

AKP/MHP iktidarının, “Çöktürme Planı” adı altında 2015’te başlattığı tasfiye saldırısı, emperyalist güçler ve bölge devletlerince de destekleniyor. Burjuva partilerin ise Kürdistan’ın dört parçasında süren Kürt ulusal özgürlük mücadelesine yaklaşım farklılıkları, küçük nüanslar düzeyinde. Kürtlerin statü kazanmaması, anadilde eğitimin reddi, savaş ve işgal tezkerelerini onaylanması, İmralı tecridinin sürdürülmesi birleşme noktalarıdır.

Politik özgürlüğün kazanılması yolundaki devrimci mücadelenin zayıflatılması için PKK ve birleşik devrim güçlerinin tasfiyesini zorunluluk olarak görüyorlar. Kürt halkının Rojava’da elde ettiği devrimci kazanımlar, bölgesel anlamda önemli sonuçlar açığa çıkardı. Rojava’da başlayan devrimin Ortadoğu’ya yayılmasını engellemek, emperyalist güçlerin temel hedeflerinden biri. Ezilen halkların mücadelelerinin birbirini tetiklediğini görüyorlar. Tasfiye saldırısının nedenlerinden biri de budur. Çünkü bu karşılıklı etkileşimde politik öncüye büyük rol düşüyor.

Kürdistan genelinde mücadelenin birleşik zeminde büyümesi, toplumsal gelişmelerin devrime dönüşmesinin olanakları düne göre daha fazla birikmiş durumda. Tasfiye saldırısını boşa çıkartmak; mücadelenin politik askeri karakterini ve fiili meşru mücadele zeminini büyütmekle, politik kitle faaliyetini genişletmekle, tüm çelişkileri derinleştirme bakış açısıyla faşist rejimi zayıflatıp, kitleleri devrimci politika öncülüğünde harekete geçirmekle mümkün olacaktır.

Birleşik devrim güçleri, geçmiş yıllarda da benzer tasfiye saldırılarıyla karşılaştı, mücadele etti. Tüm bu süreçlerde geriye çekilmedi, aksine güçlenerek çıkmayı başardı. Hiç bir devrim bedel ödenmeden kazanılmamıştır. Tasfiye saldırılarını boşa çıkarmak büyük bedeller ödemeyi gerektirsede, faşizmi yıkma ve özgürlüğü  kazanma hedefiyle ilerleyecek ve bu planları bir kez daha boşa çıkarağız.

‘FAŞİZMİ YIKMAYA ODAKLANMIŞ BİR MÜCADELE HATTINDA BİRLEŞİLMELİ’

Türkiye’de faşizme karşı her bir eylemin ayaklanmaya dönüşme potansiyeli taşıdığını görüyoruz. “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” hamlesi buna nasıl bir cevaptır?

Öğrenci gençliğin “Barınamıyoruz” eylemleri, ekoloji direnişleri, “makbul kadınlığı” tanımayan ezilen cins isyanı, adalet talebiyle büyüyen öfke, işçi ve emekçilerin insanca yaşam hakkı için grev ve direnişleri… Ezen ile ezilenler, kapitalizm/proletarya/devlet/halk arasında derinleşen çelişkiler, ayaklanmaların fitilini ateşleyici unsurları olarak güçleniyor.

Direnişlerin bir kısmı kendiliğinden bilincin ürünü olsa da bir kısmı devrimci öncü kuvvetlerin yol göstericiliğinde gelişiyor. Kimi zaman ekoloji hareketleri aracılığıyla Ege’den Kürdistan’a  bir köprü kuruluyor. Kimi zaman lokalde başlayıp dayanışma ile büyüyen direnişler, devrimci bir nitelik biriktiriyor.

Gelişen hareket, rejimin yönetme krizini büyütsede henüz rejimi yerle bir etme niteliğine kavuşmuş değil. Hareketin parçalı olması faşizme karşı direnişin gücünü zayıflatan bir olgu durumunda. Kimi eylemlerine “itirazcı” sınırlarıa hapsolması, devrimci öncüsüyle buluşabilmesiyle mümkün.

Birleşik devrim güçlerinin başlattığı seferberlik hamlesi, işte tam da böyle bir zamanda başladı. Geldiğimiz aşama, hareketlerin dinamik gücüyle buluşup, ileri doğru yürümek ve faşizmi temellerinden sarsarak yerle bir olmasını sağlamak gerektiğini söylüyor. Rejimin toplumsal tabanının eridiği bugünler, birleşim devrim güçlerine daha büyük sorumluluklar biçiyor. Faşizmin yıkılması ve politik özgürlüğün kazanılması bir devrim sorunudur. Hamlemizle, faşizmin zulmü altında yaşam mücadelesi veren ezilenlere, düzenin değişmesi için örgütlü mücadelenin zorunlu olduğunu söylüyor, devrim saflarında harekete geçmeye çağırıyoruz.

Dönem, emekçi sol kuvvetlere politik özgürlüğü kazanmak için faşizmi yıkmaya odaklanmış bir mücadele hattında birleşmeyi söylüyor.

Faşist şef Tayyip Erdoğan, Gezi/Haziran Ayaklanması’ndan duyduğu korkuyu hatırlatan sözlerle yükselen her toplumsal eylemi hedef alıyor. Çünkü Gezi farklı toplumsal kuvvetlerin buluştuğu bir devrim provasıydı. Toplumsal mücadeleleri faşizmin karşısında saflaştırmak, zamanın ruhuna uygun mücadele biçimlerini geliştirmeyi zorunlu kılıyor. Bu temelde öncü adımlar atmayı gerektiriyor. Grev, boykot, işgal ve barikat direnişleriyle dolu mücadele tarihimiz, emekçi mahallerden işçi havzalarına, üniversite kampüslerinden kent meydanlarına kadar ‘aktif savunma’ taktiğini zengin eylem biçimleriyle geliştirmek gerektiğini söylüyor.

‘FAŞİST ŞEFİN KORKULARINI BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Devrimci savaş alanlarında işgalciliğe karşı birleşik devrimci savaş yürüten gerillanın direnişi, şehirlerde milis eylemleriyle yükseliyor. Milis eylemleri, faşizmin güvenlik konseptini ne düzeyde etkiliyor?

Kürdistan dağlarında, Türkiye metropollerinde birleşik devrimin gerilla ve milis güçleri sömürgeci faşist rejime karşı kahramanca bir savaşım yürütüyor. Bu tarihi direniş, ölümsüzleşenlerimizin fedai çizgisinde ilerliyor. Bu tarih yaratımında rol üstlenen tüm savaşçılarımızı selamlıyoruz.

Devrimci seferberlik hamlemizle birlikte, son bir yılda yüzlerce milis ve gerilla eylemi gerçekleştirildi. Türkiye ve Kuzey Kürdistan kentlerinde, burjuvazinin can damarı turizm alanları, Faşist rejimi finanse eden sermaye kuruluşlar, fabrikalar, devlet kurumları, işbirlikçi ve ajanlar, tecavüzcü vakıf ve kurumlar hedef alındı. Düşmanın hiç beklemediği yerlerde dahi gerçekleşen eylemlerimiz önemli başarılar elde etti. Bu yüksek irade ve kararlığın ürünüdür.

Tüm bunlar salgın koşullarında rejim yasakları altında, devlet terörünün, baskın ve tutuklama saldırılarının arttığı koşullarda gerçekleştirildiğini belirtmeliyiz. Faşist şef ve destekçilerinin korkularını büyütmeye devam edeceğiz.

‘EYLEMLERİMİZ ÖFKEYİ DEVRİMCİ KİTLE ŞİDDETİNE DÖNÜŞTÜRMENİN ARACIDIR’

Ülkede yoksulluk giderek artıyor, hayat pahalılaşıyor. Gerilla ve milis eylemlerinin halkın eylemleri ile olan bağı nedir?

İşsizlik, yoksulluk, vergi soygunu ve hayat pahalılığı çığ gibi büyüyor. Yoksul ile zengin arasındaki uçurum derinleşiyor. Güvencesiz ve esnek çalıştırma yaygınlaştıkça, işçi sınıfı üzerindeki sömürü katmerleniyor. Saray’ın lüks yaşamı ve yolsuzluklar, iktidar sahiplerinin halkı aşağılayan tutumları emekçilerin öfkesini büyütüyor.

Salgın dönemini dahi fırsata dönüştürmeye çalıştılar. İşçilerin ölüme terk edilerek çalışmaya zorlandığı koşullar, sermayedarlar için daha fazla kar ve zenginliğe dönüştü. Bu sistem, toplumun alım gücünün giderek düştüğü, halkın borç batağına sürüklendiği ve yoksula sürekli kemer sıkmasının nasihat edildiği düzendir. Bu sistem, Saray’ın bir yılda 32 milyar harcama yaptığı, yandaş şirketlerin vergilerinin bir kalemde silindiği bu düzendir.

Sermaye ile emek arasındaki bu muazzam büyüklükteki çelişki, milyonların bu düzenden umudunu kesmesine ve daha fazla kopmasına, birleşik devrim mücadelesinin ise harlanmasına büyük imkanlar sunuyor.

Yoksullaştırma politikası aynı zamanda sömürgeci savaş gerçeğine dayanıyor. Fiili meşru mücadele sahasındaki devrimci ve antifaşist güçlerin, işsizliğe ve yoksulluğa karşı eylemlerini, politik özgürlük mücadelesiyle birlikte ele almalı. Birleşik devrim güçlerinin eylemleri, iktidara karşı büyüyen öfkeyi devrimci kitle şiddetine dönüştürmenin de aracıdır.  Güney Kürdistan’da sömürgecilere karşı birleşik gerilla gücümüzün etkili vuruşları, düşmanı askeri olarak zayıflatmanın yanı sıra savaş ekonomisini de zorlamaktadır. Kentlerde birleşik milislerimizin soygun düzenini temsil edenleri yakan eylemlerinin, yoksul milyonların öfkesinin yıkıcı bir güce dönüşmesinde mutlaka etkisi olacaktır.

‘BİRLEŞİK DEVRİMİN OLANAKLARI HER ZAMANKİNDEN DAHA GÜÇLÜ’

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesi “İleri…Daha İleri” şiarıyla güçlenmeye devam ediyor. Sizin bu hamle kapsamında ki görüşleriniz nelerdir?

“Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız” devrimci seferberlik hamlemiz bir yılını doldurdu. Güçlü ve başarılı eylemlerle yol açıcı oldu. İkinci etabın başlangıcında, “hamlemiz faşizme karşı mücadele başarılar elde etti, bunu daha ileri taşımalıyız” tespitinde bulunduk ve “İleri, daha ileri” şiarı buna işaret ederek ortaya çıktı.

Eylemlerimiz Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanına yayıldı. Hamle, faşizmin yaratmak istediği karamsar tabloyu değiştirdi. Emekçilerin önemli bir kesiminin artık faşist rejimden beklentisi kalmamıştır. Toplumsal direnişlerin birleşmesi, yeni ayaklanmalarının kıvılcımı olma potansiyeline sahiptir. Hamlemiz bu potansiyelin, devrimci duruma evrilmesi için iradi bir müdahaledir. Yüzlerce eylemin gerçekleştirildiği hamlemiz sürerken, antifaşist devrimci güçler, gençler ve kadınlar da sokakları zorladı, faşist yasakları aştı. Devrim mücadelemizin taktiksel bir aşama olan hamlemizi, faşizmin yıkılması hedefiyle yeni savaşımlarla sürdüreceğiz.

Partimizin, önemli politik askeri deneyim ve birikimi var. Rejim krizini derinleştiren hamlemiz döneminde, bu birikime yaslandığımızı söyleyebiliriz.

HBDH, devrimin öncü kurmaylığı rolünü yerine getirmekte önemli bir mesafe katetti. Kitlelerde oluşan hoşnutsuzluğu seçim atmosferinde konsolide etmeye odaklanmış burjuvazinin temsilcilerine karşı durup bekleyerek, politik özgürlüğün kazanılmayacağını pratiğimizle söylemiş oluyoruz. Bu düzenin kendiliğinden yıkılması beklemek ancak faşizmin ömrünü uzatır. Birleşik devrimin olanakları her zamankinden daha güçlü. Bu olanakları örgütlemek, birleşik devrim kuvvetlerinin tarihi görevidir.

Kitleleri faşizme karşı birleştirme ve savaştırma hattımız bakımından eksikliklerimizi de gördük, faşist saldırganlık karşısında yetmezliklerimizi aşma kararlılığındayız.

‘CİNSİYETÇİLİĞE, FAŞİZME VE SÖMÜRGECİLİĞE KARŞI MÜCADELE BİRLEŞMELİ’

Kadınlara yönelik saldırılar faşizm eliyle daha organize ve örgütlü hale getiriliyor. Buna karşın kadın kurtuluş mücadelesi de gittikçe yükseliyor. KBDH bu durumu nasıl ele almaktadır?

Erkek egemenliği kapitalizmle kaynaşmış biçimde, faşist rejim eliyle kadın cinsi ve LGBTİ+lar hedef alınıyor. Kadın hareketi cins savaşımında geri adım atmıyor. Hareketin sokaktaki eylem ısrarı, onu dinamik kıldığı gibi faşist rejimin yönetme krizini de derinleştiriyor.

Kadınların toplumsal mücadelede özneleştiğini görüyoruz. Suyunu, toprağını savunan köylü kadınlar, kaybedilen yakınlarının hesabını soran analar, yurt mücadelesi veren genç kadınlar, işçi kadınlar, toplumsal ve erkek devlet şiddetine karşı mücadele eden kadınların mücadelesi bugün için ayrı ayrı yürüyor. Bir eşiğe ulaşan kadın hareketinin aşması gereken tıkanma noktaları var. Gündemini faşizmin saldırılarına karşı oluşturuyor olması, cins savaşımında bir sonraki adımın belirlemesini engelliyor. Bu heteroseksist, cinsiyetçi politika karşısındaki pozisyonunu savunmacı ve itirazcı biçimle sınırlıyor. Erkek egemenliği, sermaye ve kapitalist devletten oluşan sacayağının hedeflenmediği cins savaşımı zayıf kalıyor. Bu bakımdan cinsiyetçiliğe, faşizme ve sömürgeciliğe karşı mücadelelerin birleştirilebilmesi, Kürdistan ve Türkiye kadın hareketinin ortak mücadelesini güçlendirilmesi öncelikli sorundur.

Toplumsal erkek şiddeti karşısında bireysel özsavunma, örgütlü özsavunma biçimlerine dönüşmelidir. Kadın adaletini sağlayacak kolektif bir irade gerekiyor. Bu toplumsal erkek şiddetini gerileteceği gibi, kadınların saflaşmasını ve iradeleşmesini sağlayacaktır.

Erkek devlet, ‘beka mücadelesini’ zor araçlarıyla gerçekleştiriyor. O zaman kadınlar da erkek şiddeti karşısında öz savunma milisleri oluşturmalı, erkek egemenlikçi kapitalist devlete böyle geri adım attırabiliriz. Devrim mücadelemizin tarihinin aynı zamanda kadınların direniş tarihi olduğunu söyleyebiliriz.

Tüm dünya kadınları, kadın ordulaşmasının en ileri örneklerinden biri olan YPJ’nin, kadına biçilen geleneksel algıyı yıkıp, kadının silahlı mücadele içinde nasıl bir güce dönüştüğünü gördü. DAİŞ’e karşı mücadelede yurtsever, devrimci, komünist kadınların biriktirdiği deneyimlere yaslanarak güç alabilmeliyiz. Faşizm ancak savaşta özneleşerek yıkılabilir.

‘FAŞİST REJİM SARSILIYOR, SÜRECİ HIZLANDIRMAK GÖREVİMİZ’

Partinizin işçi sınıfına, kadınlara, gençlere, bütün ezilenlere sözü ve bu dönemdeki politikası nedir?

Ezilenler milyonları, faşizm bir avuç azınlığı ifade ediyor. Faşist rejim, yaslandığı kitle desteğinde artık ciddi sarsıntılar yaşıyor. Diktatörlüğün yaşadığı daralma, henüz büyük çözülmeler biçimini almadı. Bu süreci hızlandırmak için öncüye önemli roller düşüyor.

Bugünün önemli görevlerinden biri, milyonların talep ve özlemlerine yanıt olmak, hareket halindeki kitlelere devrimci politikayı taşımaktır. Devrimci ayaklanmaların mayasının biriktiği bu dönemde, iddiayı büyütmek ve cüretle ileri atılmak gerekiyor. Her türlü olanağı değerlendirmek, kitlelerde artan mücadele eğilimine alan açmak, kendiliğinden kitle ayaklanmalarına savunma ve saldırı gücü olarak hazırlanmak, bir görev olarak ele alınmalı.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da toplumsal ruh halini değiştirmek, zalimin karşısında mazlumun, zenginin karşısında yoksulun, katledilen kadının, yok sayılan LGBTİ+’nın, Kürdün, Ermeninin, mültecinin  yanında olmak, mücadelemizin odak noktası olmalıdır. Ancak bu koşulda işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadele ortaklığını inşa edebilir, faşizmin beslendiği ırkçı şovenist zehri etkisizleştirebiliriz.

Birleşik devrimimizin değerli komutanlarından Baran Serhat yoldaşın dediği gibi, “Zafere bedel kapılarından geçilerek varılacaktır.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*