PKK Üyesi Sinan Dersim:”Devrimci seferberlik hamlesi, toplumun her kesimini harekete geçiren bir yandan milis eylemleri diğer yandan kitle hareketleriyle sonuca gitmeyi planlayan bir hamledir”

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin 1 yılı geride kaldı. “İleri…Daha İleri…” şiarıyla Türkiye’de ve Kürdistan’da birleşik devrimin bayrağı devrimci hamle çerçevesinde büyümektedir. Faşizme karşı, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı yürütülen eylemler ile işçi sınıfının, gençlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve sistem tarafından sömürülen-ezilen bütün halkın kurtuluşu mücadelesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Bu kapsamda “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesinin geride kalan 1 yılını PKK üyesi Sinan Dersim ile konuştuk.

Sinan Dersim’in sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde:

/ Kaynak: HBDH Web Sitesi

ABD’nin Afganistan’dan çekildiği bir süreci yaşadık. Şimdi ise Irak’tan çekileceği biliniyor. Emperyalizmin güncel durumu ve Ortadoğu’daki gelişmeler için neler söylemek istersiniz?

Ortadoğu coğrafyasında ciddi bir askeri, siyasi, diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Bu hareketliliğin ve paralelinde yaşanan gelişmelerin yeni durumlara işaret ettiği açık bir durumdur.

Her grup ve çevre, kendi çıkarlarını koruma çabasıyla tartışıyor ve politik argümanları çerçevesinde hareket ediyor. Bağdat merkezli gelişen toplantılar (Irak komşularıyla yapılan toplantı; Mısır-Ürdün-Irak toplantısı ve Macron’un ziyaretleri), Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının toplantıları yine bölge güçlerinin dış ülkelere yaptıkları ziyaretler ve görüşmeler yeni arayışların olduğunu gösteriyor. Bu hızlı trafikle bağlantılı olarak ele alınması gereken, son sürecin en önemli gelişmelerinden birisi ABD’nin Afganistan’dan her ne kadar planlı da olsa apar topar çıkmasıydı. Tartışılan bir durum olmasına rağmen öngörülen tarihten önce ve darmadağınık bir biçimde gerçekleşmesi, Taliban’ın çok hızlı bir şekilde hakim olması, ABD’nin “prestiji” açısından tartışılan ve daha da tartışılacak bir durum açığa çıkardı. ABD açısından bir yenilgi mi yoksa var olan gizli bir planlamanın uygulanması mı bilemiyoruz. Fakat bir kez daha görüldü ki ABD eski gücüne sahip değil. Tabi dünya da, ABD’nin kapitalist modernitenin öncü gücü olarak çıktığı ve ilerlediği iki kutuplu dünya değil. Çok kutuplu ve her kutbun kendi çıkarlarına göre siyaset ürettiği bir dünya arenası var. Bu çekilme ve açığa çıkan yeni durum sadece Ortadoğu ile sınırlı kalmıyor. Asya’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir alanı etkileyecek durumda. ABD, Afganistan’ı IŞİD ve El Kaide’ye karşı durulması için Taliban’a bırakmakla kalmadı. Aynı zamanda 20 yıldır kendisinin birebir uğraştığı Taliban’la tüm dünyayı da hem uğraşır hem de muhatap kılar bir sonuç yarattı.

Irak, girişte belirttiğim önemli toplantı ve ziyaretlerle güçlü ve kendi ayakları üzerinde durabilen devlet formuna kavuşturulma arayışlarıyla seçim sürecine girmiş durumda. Mevcut ulus devlet yaklaşımlarıyla bu seçimden de Irak için pek de olumlu bir sonuç çıkmayacağı aşikar. Batı’nın İran yanlısı bir yönetim çıkmaması gayreti, İran’ın kendinden yana bir yönetimin çıkması gayreti, Irak’ı bir hayli zorlayacak. İran etkisine karşı Batı ve belli başlı Arap devletlerinin gayretleri daha fazla ağırlık kazanmış durumda.

Suriye Cumhurbaşkanı’nın “ülkenin artık eskisi gibi yönetilemeyeceği” ve ademi merkeziyetçilik yönlü açıklamaları da önemli gelişmelere işaret etmektedir. Suriye devletinde yaşanan bir gelişme olarak görünse de işin esasının ABD ile Rusya arasında gelişen diyalog, müzakere ve uzlaşının bir sonucu olduğunu tahmin etmek zor değil.

Türkiye, İdlib’te rejim ve Rus güçlerinin saldırıları sonucu yaşanan kayıplara karşı sessizliği, Medya Savunma Alanları başta olmak üzere işgal ettiği alanlarda yaşadığı kayıpları ve zorlanmaları gizleme gayreti, ABD Başkanı Biden’dan randevu alamaması sonrası yapılan açıklamalar, Soçi toplantısı sonrası net bir açıklama yapamamaları, Rusya ve ABD arasında koşturmaları ve tabi ülke içinde yaşanan çöküş, krizli kaoslu durumlar faşist rejim açısından işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. Bu gidişatı tersine çevirmek için daha saldırgan bir tutum içine girebilir. Fırsatı yakaladığında, tavizler kopardığında Maxmur’dan Şengal’e, Medya Savunma Alanları’ndan Rojava’ya kadar yeni işgal girişimlerine kalkışabilir. Ayakta kalmayı ancak bu saldırılarla başarabileceğini düşünmektedirler. Tüm bu gelişmeler yeni uzlaşı ve saldırı politikalarına zemin sunmaktadır. Yaşadığımız ve direndiğimiz coğrafya yeni gelişmelere, olanaklara, fırsatlara açık bir durumda. Bu gelişmeleri daha hazırlıklı bir şekilde karşıladığımız durumda, halklar açısından özgürlük ve demokrasi cephesi daha da güçlenecektir ve kazanacaktır.

‘FAŞİZM KARADIR, AYDINLIK MÜCADELEYLE GERÇEKLEŞECEKTİR’

AKP-MHP faşizminin dünyada yaşanan bu gelişmelerle beraber Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da nasıl bir süreç örgütleyeceğini söylemek mümkündür?

Mevcut faşist rejim, içeride de dışarıda da ciddi bir sıkışmayı yaşar hale geldi. Dış sıkışmayı aşmak için Rusya ile ABD arasında gidip geliyor. İçteki sıkışmayı da devrimci demokrat kesimlere saldırarak aşacağını, bu kesimleri alt ederse başarabileceğini düşünüyor. Faşizm karakteri gereği, sıkışınca esneyen saldırıları durduran bir pratik içine girmez. Aksine daha fazla saldırgan politikalar uygular. AKP-MHP faşizmi de bu süreçte daha saldırgan bir pozisyon alacaktır. Zayıfladı, yıkılmanın eşiğine geldi diye bu pozisyonu alamaz yanılgısına düşmemek gerekiyor. Tam anlamıyla yıkılmadığı sürece bu pratiklerini arttırarak sürdürecektir. Can havli durumundadır. Bu aşama, faşizm için pervasızlığın zirvesi olabilir. Gerilla güçlerine karşı zehirli gazlar kullanılıyor, sivil siyasetçileri katletmeye yöneliyor. İzmir’de Deniz Poyraz’ın katledilmesi gelişebilecek durumlara dair ciddi emareler sunuyor. İşte bir diğer girişim; milletvekillerinin kapılarına polis diye dayananlar gerçekten polis midir? Nerede bu polisler neden açığa çıkarılmıyorlar. Gerçekten polis dahi olsalar katil ve işkenceci polis gerçekliği orta yerde duruyor. Her gün onlarca insan kaçırılıyor, işkencelerden geçiriliyor. Yapan kim, faşist, lümpen, soysuz birinin emrindeki polisler! Yani daha belirgin bir şekilde devletin en açık ve bilinen kurumlarının adını hiç çekinmeden kullanıp cinayetlere, katliamlara yönelebilirler. “Yangınları PKK çıkarıyor” deyip sokaklarda yollarda eli silahlı faşistleri Kürt avına çıkardılar. Bunları birer prova olarak görmek gerekiyor. Öyle bir tanım olsun diye faşist rejim demiyoruz. Faşizm denilince bunların hepsi ve daha fazlası akla gelmelidir. Evet karanlık bir tablo olarak görülebilir. Ama zaten faşizm karadır, karanlıktır. Aydınlık; sol-sosyalist, devrimci, demokratik güçlerin mücadeleleriyle gerçekleşecektir.

‘DÜĞÜM ŞEHİRLERDE GELİŞTİRİLECEK DEVRİMCİ SAVAŞ İLE ÇÖZÜLECEKTİR’

Faşizmin, PKK’yi ve birleşik devrim güçlerini uluslararası çapta tasfiye etme hareketi örgütlediği biliniyor. Birleşik devrim hareketinin buna karşı mücadelesi nasıl olmalıdır?

Evet bir tasfiye çabası var. Ve belli oranda destek gördüğü de aşikar. Her türlü tavizi vererek bu desteği olabildiğince en üst seviyeye çıkarmaya çalışıyor. Bu çabalarını boşa çıkarabilecek en önemli mücadele hattı; Türkiye şehir ve metropollerinde yoğun kesintisiz ve etkili milis-gerilla eylemlerini geliştirmektir. Dağlarda muazzam bir gerilla direnişi sürüyor. Şehirlerde de direnişi daha ileri seviye taşımak gerekiyor. Şehirlerde bunu geliştirdiğimiz, başardığımız zaman faşizmin bütün emelleri boşa çıkacaktır. Tüm tasfiye girişimlerinin düğümü, şehirlerde geliştirilecek devrimci savaş ile çözülecektir. Devrimci savaş öncülüğünde geliştirilecek halk hareketleri ile mücadele sonuç almaya gidecektir. Birleşik devrim hareketi, bu mücadele esasıyla başarı kazanacaktır. Esas olan budur. Bunu başarmak gerekiyor. Aynı zamanda uluslararası topluma yürüttüğümüz savaşın haklılığını anlatacak olanaklar geliştirmeliyiz. Direnişimizin propagandasını güçlü yapmalıyız. Faşist TC rejiminin işlediği savaş suçlarının her kesime ulaştırılması için imkanlar geliştirilmelidir.

‘TOPLUM FAŞİZME KARŞI AYAĞA KALKMAK İÇİN HAZIR DURUMDA’

Türkiye’de faşizme karşı her bir eylemin ayaklanmaya dönüşme potansiyeli taşıdığını görüyoruz. “Faşizmi Yıkacağız Özgürlüğü Kazanacağız” hamlesi buna nasıl bir cevaptır?

“Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız” devrimci seferberlik hamlemiz ikinci yılına giriyor. Yine partimizin başlattığı ve ikinci yılına giren “Özgürlük zamanı” hamlesi var. Her iki çıkışla yoğun bir mücadele pratiği geliştirildi. Bir yandan gerilla eylemleri, diğer yandan milis güçlerinin geliştirdiği yoğun mücadele pratikleriyle mevcut faşist rejim yıkımın eşiğine getirildi. Açığa çıkan başarılar var. Ancak başarılması gereken faşizmi yıkma, özgürlüğü kazanma amacı henüz gerçekleştirilemedi. Demek ki mevcut düzey bunu gerçekleştirmeye yetmiyor. Daha ileri düzeyde bir mücadele gerekiyor. İkinci yılın pratikleri bu biçimde olmalıdır. Mevcut gerçeklik bu mücadeleyi geliştirmek için muazzam fırsatlar sunmaktadır. Faşist rejim uygulamalarından kaynaklı ülkenin içinde bulunduğu durum, zafer pratiklerinin geliştirilmesi için uygundur. Gerilla ve milis güçleri önemli pratikler geliştirdi. Ancak toplumsal hareketlilikler, eylemler geliştirme boyutu eksik kaldı. Yeterince cevap oluşturulamadı. Mevcut potansiyel harekete geçirilemedi.

Devrimci seferberlik hamlesi, toplumun her kesimini harekete geçiren bir yandan milis eylemleri diğer yandan kitle hareketleriyle sonuca gitmeyi planlayan bir hamledir. Toplumun çok büyük bir kesimi, faşizme karşı ayağa kalkmak için hazır durumdadır. Çünkü yaşanabilecek en kötü durumlar yaşanıyor. Barınamayan, doyamayan, katledilen, tutuklanan yani nefessiz bırakılmış bir haldedir. Hamlemiz bu anlamda bir nefes borusu olmaktadır. Toplumu harekete geçirecek öncü devrimci pratiklerle, bu rolünü ikinci yılında daha güçlü oynayacaktır.

‘HERKESİN FAŞİZME DARBE VURMA İMKANLARI VAR’

Devrimci savaş alanlarında işgalciliğe karşı birleşik devrimci savaş yürüten gerillanın direnişi, şehirlerde milis eylemleriyle yükseliyor. Milis eylemleri, faşizmin güvenlik konseptini ne düzeyde etkiliyor?

Faşizm, geliştirdiği özel savaş propagandalarıyla “Hiç bir şey yapılamaz, dağda gerilla, şehirde milis hareket edemez, eylem gerçekleştirilemez” algısını geliştirmek için yoğun bir faaliyet içerisinde. Bunun için geliştirilen tüm eylemleri ya gizlemekte ya da adli-yaşamın doğal akışı içerisinde gerçekleşmiş olaylar görüntüsü kazandırmaya çalışmaktadır. Bunun böyle olmadığı hem görüntülerle hem de içine girdikleri yıkım ve yönetememe durumuyla görmek mümkündür.

Mevcut güvenlik konsepti ve uygulamaları zorlayıcı olabilir, fakat eylem yapmaya düşmana darbe vurmaya engel değildir. Hiç kimse bu özel savaş propagandalarına kapılmamalıdır. Mevcut koşullara takılmaya yaratıcı düşünen bir tarzla sonuç almak, güvenlik tedbirlerini aşmak gelişen pratiklerle sabitlenmiş bir durumdur. Hemen herkesin kendisini planlaması durumunda faşizme darbe vurma imkanları vardır. Ve bu imkanlar kullanılmalıdır.

‘MİLİS HALKIN KENDİSİDİR, GERİLLA TOPLUMUN ÖZSAVUNMASIDIR’

Ülkede yoksulluk giderek artıyor, hayat pahalılaşıyor. Gerilla ve milis eylemlerinin halkın eylemleri ile olan bağı nedir?

Ülke ekonomisinin tamamı, faşizmi sürdürme üzerine kurulmuş haldedir. Tüm devlet kurumlarına bu amacı yürütmek için bütçe veriliyor. Sivil diye ifade ettikleri kurumlara, destekler bunun için veriliyor. Halkın boğazından kesilerek kullanılıyor. Yokluğun, yoksulluğun açlığın nedeni budur. “PKK tasfiye edilsin, devrimci güçler bitirilsin” diye tüm imkanlar savaşa seferber edilmiş haldedir. Faşizmin bu kirli ve sınırsız savaş siyasetine ekonomi mi dayanır? Buradan arta kalan olursa da zaten çalıyorlar. Bu faşist savaş zihniyeti ve siyasetine karşı toplumu savunan güçler, gerilla ve milis güçleridir. Toplumun öz savunmasıdırlar. Her yandan topluma karşı geliştirilen saldırılara karşı toplumu savunan güçlerdir. Milis gücü zaten toplumun içinde yaşayan halktan insanlardır. Bu saldırıların, yokluğu ve yoksulluğu bire bir yaşayanlarıdır aynı zamanda. Faşizmi kabul etmeyip ona karşı savaşan, direnen insanlardır. Yani halkın kendisidir. Bu anlamıyla eylemleri, halkın eylemlerinin kendisidir. Zalim patrondan, katil polisten, işbirlikçi bekçiden, tecavüzcüden, halkı soyan ve doğayı katleden şirketlerden, savaş kurumlarından ve mali destek sunan kuruluşlardan hesap soran eylemleri tamamen ezilenleri-toplumu savunan eylemlerdir. Hakeza gerilla eylemleri, toplumun iliğini kurutan bu faşist rejimi yıkma eylemleridir. Bundan kaynaklı gerilla ve milis eylemleri, daha fazla sahiplenilmesi ve desteklenmesi gereken eylemlerdir. Bu toplumu savunan eylem güçlerini katılıp güçlendirmek gerekiyor. Gerilla ve milis eylemleri de faşizmin yoğun saldırılarına karşı daha fazla gelişmelidir.

‘DEVRİMCİ MÜCADELE GELİŞTİRİLMELİDİR, HBDH BUNUN ÖNCÜ GÜCÜDÜR’

“Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” devrimci hamlesi “İleri…Daha İleri” şiarıyla güçlenmeye devam ediyor. Sizin bu hamle kapsamındaki görüşleriniz nelerdir?

Hamle birinci yılında önemli gelişmeler yarattı. Hamlenin birinci yıl pratikleri daha fazla yüklenirsek başarının gelişeceğini, ikinci yılında faşizmi yıkabileceğimiz gerçekliğini gösterdi. Bu gerçekliğin faşizmde farkındadır. Bunun için daha saldırgan bir pozisyon alacaklardır. Çünkü varlığı devrimci güçlerin tasfiyesi üzerine kuruludur. Bu gerçekleştirilirse faşizm ömrünü uzatmış olacaktır. Birinci yıl pratiklerinde bu saldırılara karşı önemli bir duruş geliştirildi. Ezilen kesimlere, halklara, gerillaya moral veren bir pratik açığa çıktı.

Daha yoğunluklu ve iradeli bir mücadele yılına, hamle yılına hazırlıklı olmak gerekmektedir. Bunun için; bir; partimizin geliştirdiği “Özgürlük Zamanı” hamlesiyle etkin bir buluşmayı yakalayabilmek gerekiyor. İki; daha geniş mücadeleci antifaşist bir oluşumu geliştirmek ve direnişe sevk etmek gerekiyor. Üç; açığa çıkartılmış her yapının, oluşumun sokağa ve eyleme yönlendirilmesi gerekmektedir.

Devrimci mücadele, savaş yaygın bir şekilde geliştirilmelidir. Bunun için öncülük pozisyonu belirgin bir şekilde harekete geçmelidir. HBDH bunun öncü gücüdür. Geliştirilmelidir. Bu öncülük geliştikçe halk hareketleri gelişebilir. Özellikle gençlik, devrimci savaşın öncü gücü olarak rolünü oynayan bir pozisyon kazanmalıdır. Herkesi faşizme karşı savaşır bir düzeye taşımak önemlidir. Şehirler devrimci savaşın mekanları haline dönüştürülmelidir. Bunun için gerillanın da, milisin de, gençlerin de, kadınların da, işçinin de herkesin sahip olduğu imkanlar çerçevesinde yapabilecekleri vardır. Büyük küçük demeden, faşizme darbe vurmak bu dönemin hareket tarzı olmalıdır. Mevcut durum buna imkan sunmaktadır. Halk düşmanı faşistlerden hesap sorulmalıdır. Yoksa imkanların varlığı tek başına bir şey ifade etmez. “Açlık, yoksulluk var, ciddi bir rahatsızlık var, bu yönetim gidicidir” demek olmaz. Mücadele olmadan toplum bir bütün olarak buna seferber edilmeden, öncü eylem ve duruş geliştirilmeden gitmez. Ve faşizm kendiliğinden yıkılmaz. Genel anlamda hamleden ve özelde “İleri… Daha İleri” aşamasından beklenen bunlardır. Bunlar geliştirilirse, devrimci seferberlik hamlesi ikinci yılında, “İleri daha ileri” aşamasında faşizme karşı daha etkili bir mücadele ve başarı kazanacaktır.

‘KADINLAR ERKEK EGEMEN ZİHNİYET VE FAŞİST REJİMDEN HESAP SORACAK’

Kadınlara yönelik saldırılar faşizm eliyle daha organize ve örgütlü hale getiriliyor. Buna karşın kadın kurtuluş mücadelesi de gittikçe yükseliyor. KBDH bu durumu nasıl ele almaktadır?

Hem dayandıkları ideolojik formlar hem de faşist karakterlerinden kaynaklı AKP-MHP faşizminin temel hedeflerinden biri de kadınlardır. Bu form ve karakter özgür, iradeli, direnen savaşan kadın gerçekliğini açık bir düşman olarak görmektedir. Bunun için gelişen özgür kadın hareketlerini ve mücadelelerini sindirmek için saldırmaktadır. Yarattıkları kirli bilinç ve algı ile kadın cinayetlerinin önünü açarken, faşist devlet güçleriyle de direnen, mücadele eden devrimci kadınlara yönelik kaçırma ve işkence uygulamalarını gerçekleştirmektedirler.

Ancak tüm saldırılarına rağmen, kadın kurtuluş mücadelesi daha da büyümektedir. Kadınlar toplumsal direnişlerin temel öncü gücü olmaya devam ediyor. Sokakta söz söyleyen, direnen, yine en önde kadınlar olmaktadır. Devrimci savaş pratiklerinin geliştirilmesinde de bu öncü rol daha etkin bir şekilde geliştirilmelidir. Fiili meşru mücadele alanında kadın öncülüğünü daha ileri bir seviyeye taşıyacak olan da kadınların geliştireceği devrimci savaş pratikleri-eylemleri olacaktır. Erkek egemen zihniyetin çizdiği sınırları bu devrimci savaş pratikleri yıkacaktır. Kadınlar, devrimci seferberlik hamlesine, dağlarda gerillalaşarak, şehirlerde milis eylemlerin en aktif gücü ve antifaşist mücadelenin, devrimci kitle eylemlerinin öncü gücü olarak katılarak, erkek egemen zihniyet ve faşist rejimden hesap soracaktır.

‘FAŞİZME KARŞI MÜCADELEYE DAHA AKTİF KATILMAYA ÇAĞIRIYORUZ’

Partinizin işçi sınıfına, kadınlara, gençlere, bütün ezilenlere sözü ve bu dönemdeki politikası nedir?

Hakkını arayan işçilere saldıran, Kürtlere saldıran, kadın katliamlarına karşı sokağa çıkan kadınlara saldıran, “Barınamıyoruz” diyen gençlere “sokakta da barınamazsınız” diyerek saldıran, yaşam alanlarını, doğayı korumaya çalışanlara saldıran ama kadın katillerini, tecavüzcüleri, hırsızları, dolandırıcıları, mafyayı, çeteleri, uyuşturucu baronlarını kollayan ucube bir rejim var karşımızda.

Kimi kolladıklarına ve kime saldırdıklarına bakıldığında, bu rejimin nasıl bir rejim olduğu anlaşılır. Toplumu savunanlar ile toplum düşmanları bu pozisyonlarıyla netleşiyor. Açığa çıkmış mücadele ittifaklarını ileri bir noktaya taşımak gerekiyor. Bütün ezilen kesimlerin geniş ve mücadeleci bir antifaşist blok şeklinde bir araya gelerek, faşizmi yıkmaya yönelmelidir. Biz özgür toplumu savunan bir hareketiz. Tüm toplumsal kesimlerin özgür toplum ve yaşam için faşizme karşı geliştirilen mücadeleye daha aktif bir şekilde katılmaya çağırıyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*