İdlip’te yenilgi yakın! – Umut Keçer

AKP-MHP, iktidarının son dönemde yoğunlaştırdığı temel politikalardan biri işgal ve savaş siyasetidir. Bu yönüyle hem iç politikada hemde dış politikada savaş ve gerginlikten beslenen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Rojava’da ve Güney Kürdistan’da işgal siyasetiyle kendi varlığını tahkim eden faşist rejim aslında kendisini büyük bir yanılsama içerisinde görmekteydi. Özellikle bölgesel bir güç olarak kendisini dünya siyasetinde belirleyici güçlerden biri olarak görme halisilasyonu, AKP-MHP iktidarını dış politikayı belirlerken zaman zaman gerçeklikten koparmaktadır.

İşgal ve savaş politikalarıyla beslenen iktidarın lideri Tayyip Erdoğan kendisini dünya lideri olarak adlandırmaktadır. Bu temelde kendisine ülke ve bölge siyasetinde siyasi topografyada ki ederinin çok üstünde bir misyon sahibi olarak görmektedir.

Faşist devlet özellikle Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı isimli işgal saldırılarıyla Suriye ve Rojava topraklarının önemli kısımlarını işgal etmiştir. Aynı zamanda İdlip’te askeri üstleri aracılığıyla ciddi bir şekilde yerleşerek cihatçı çetelerin hamiliğine soyunmuş durumdadır.

AKP-MHP faşist rejiminin dış politikada ki temel stratejisi ABD ve Rusya arasındaki çelişkiye oynamaya dayanmakatadır. Bu yönüyle ilk İdlip savaşı sonrasında Türk devleti büyük bir risk alarak kontrol edemeyeceği cihatçı çetelerin sorumluluğunu üzerine almıştır.

Yapılan anlaşmalar temelinde HTŞ(Heyet ül Tahrir-i Şam) başta olmak üzere radikal cihatçı gruların silahsızlandırılması ve bölgeden çıkartılması konusunda Türk devleti sorumluluk almıştır. Ancak bu gün bu sorumluluğu yerine getirememekte ya da yerine getirmek istememektedir.

Aynı zamanda ABD ile ilişkilerde Cumhuriyet tarihinin en gergin dönemlerinden biri içerisindedir. Biden yönetimi iktidara geldikten sonra bütün planlarını Trump döneminin devam edeceği üzerine yapan Erdoğan iktidarı büyük bir kaosla karşı karşıyadır.

Son olarak gerçekleşen New York ziyaretinde dünya liderinin görüşebildiği tek lider Mustafa Destici olmuştur. Bu yönüyle Amerika tarafından tam anlamıyla boykota uğrayan Erdoğan rejimi bu kez yüzünü Rusya ‘ya döndü. Ancak New York Birleşmiş Milletler zirvesi öncesi Erdoğan tarafından yapılan açıklamada Kırım’da Rusya’nın Duma seçimlerinin gayri meşru olduğu vurgusu yaptı. Bu açıklama Rusya’nın Kırım’da işgalci olduğu tezine dayanıyordu. Bu yönüyle de esasen ABD’ye göz kırpan bir açıklamaydı. Hemen Putin’in sözcüsü Peskov Erdoğan’ın Rusya ziyareti öncesi yaptığı açıklamanın ikili ilişkiler açısından talihsiz bir açıklama olduğuna vurgu yaptı.

Şimdi Erdoğan Rusya’dan yeni S-400 sistemi alımı yapacağını bu yönde pazarlıkların sonuna gelindiğine vurgu yapıyor. Aynı zamanda Rusya’dan savaş uçağı alınması dahil bir takım konularda askeri işbirliğinin derinleştirileceği söylentileri AKP’ye yakın Yeni Şafak medyasının köşelerinde dillendiriliyor.

Herşeyden önce son bir yıllık gelişmeleri bile gözümüzün önüne getirsek kendisini dev aynasında gören faşist rejim büyük bir çaresizlikle karşı karşıyadır. ABD ve Rusya arasında denge siyaseti üzerinden yürüttüğü santaj siyasetinde sona gelinmiş bulunmaktadır. Suriye politikasında ABD tarafından yalnız bırakılmış bir Erdoğan rejimi vardır. ABD başkanı tarafından Erdoğan ile görüşme yapılmaması aslında bir gerçekliği ifade etmektedir. ABD Erdoğan’ı İdlip’tte Rusya’nın insafına terketmiştir.

ABD karşısında kendi rolünü fazlaca abartan faşist rejim aslında büyük bir çaresizlikle karşı karşıyadır. Bu koşullar altında Rusya’ya daha fazla taviz veren bir Erdoğan rejiminden bahsetmek daha doğru olacaktır. ABD ile ortaya çıkan çelişkilerin Türkiye ekonomisine ve Uluslar arası alanına önemli yansımaları olacaktır. Yaşanan ABD emperyalizmi tarafından yıllarca sömürülmüş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin görceli bağımsız siyaset yapma arayışının yaratacağı sonuçlardır.

ABD ve Avrupa sermayesi halen Türkiye’deki yatırımların ve ticaret hacminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu yönüyle ABD ile Erdoğan rejimi arasında oluşacak açı farklarının bu gün ön görülmeye daha büyük ekonomik sonuçları olacaktır.

Türkiye sermaye sınıfının en üst kesimi ABD ve Avrupa sermayesine göbekten bağlıdır. Onlarla bir çatışma ilişkisi içerisinde olmak istemeyecektir. Aynı şekilde Türkiye devlet bürokrasisi ve ordu bürokrasisi içerisinde ABD etkisi çok büyüktür. Doğrudan orada eğitim görmüş ve onun yönelimleriyle uyumlu olmak isteyen geniş bir kesim vardır.

İdlip Türkiye devletinin işgal ettiği diğer bölgelerle birlikte aslında Suriye topraklarında cihatçı çetelerin merkezi durumundadır. Bu bölgenin selefi çetelerden temizlenmesi Suriye iç savaşında sona yakınlaşma açısından önemli bir viraj olacaktır.

Herşeyden önce İdlip cephesinde Türkiye devleti, Rusya ve İran arasında yapılan Soçi mutabakatı temelinde bir çerçeve var. Bu çerçeve üzerinden Türkiye devletinin M 4 yolunun güvenliğinin sağlanması ve selefi çetelerin silahsızlandırılması gibi konularda adım atması gerekiyor. Türkiye destekli gruplar Suriye ordusu ve müttefiklerine saldırılarını sürdürürken Türkiye tarafından Rusya’ya vaad edilen silahsızlandırma ve cihatçı çeteleri İdlip’ten çıkarma senaryosu hayata geçmemektedir.

Rusya bu duruma kesin olarak son verme kararı almış bulunuyor. İdlip, Afrin ve Azez hattında çetelerin karargahlarının Rus hava kuvvetleri tarafından hedef alınması bunu ispatlamaktadır. Rusya Türkiye’nin çetelerle birlikte İdlip’ten çıkartılması yönünde önemli bir süreci başlatma eşiğindedir.

Türk ordusu yapılan anlaşmalar gereği İdlip’te sadece gözlemci statüsünde bulunmaktadır. Bu yönüyle İdlip’teki varlığı hızla daha fazla tartışılır hale gelmektedir.

ABD destek vermediği koşulda Türk ordusunun Rusya’ya rağmen İdlip’te varlığını devam ettirme şansı bulunmamaktadır. Bu yönde ABD ve Rusya arasında bir anlaşma yapılırsa Türkiye’ye düşen İdlip ve işgal ettiği diğer toprakları terketmek olacaktır.

Rusya şimdiye kadar Türkiye’yi kontrolünde tutarak İdlip’teki operasyonlarını sürdürken bir şekilde sürecin içerisinde olan bir Erdoğan rejiminin yaratacağı Uluslarası meşruiyetten faydalanma yolunu izledi. Bu şekilde Nato’da etkisiz kalmakta ve Türkiye devleti’de bir şekilde Rusya’nın Suriye politikalarını meşrulaştırıcı bir işlev kazanmaktaydı. Ancak gelişmeler önemli bir eşiğe dayandı. Artık Türk devleti İdlip’te kendi kontrol ettiği bölgelerde çetelerin kontrolünü kaybetmiş durumdadır. İdlip’te Rusya’nın hedefinde olan silahlı grup HTŞ’dir. HTŞ Bileşmiş Milletler tarafından terör örgütü olarak görülen bir örgütlenmedir. Türk devletinin İdlip’te konumlandığı bölgelerde kontrolü sağlayan esas güçte HTŞ’dir. Dolaysıyla Türk devleti ya Rusya’ya kapsamlı bir taviz verecek ve HTŞ’yi bölgeden çıkartacak ya da Rusya’nın hava saldırılarının daha yoğun bir şekilde hedefi olmak durumunda kalacaktır.

Gelinen aşamada Putin-Erdoğan zirvesi İdlip düğümünün çözüldüğü tartışma platformu olacaktır. Erdoğan, Putin ile görüşmeye eli ciddi oranda zayıflamış bir şekilde gitmektedir. Bütün bu koşullar içinde Rusya ile askeri çatışma durumu Erdoğan rejimi açısından cesaret edilemeyecek bir seçenek olarak durmaktadır.

Ancak Erdoğan rejimi kendi iktidarının devamı için intihar niteliğinde olacak olan Rusya ile çatışma dahil her türlü seçeneği tercih edebilecektir.

Faşist rejimin İdlip’te yaşayacağı bir askeri yenilgi onun çöküş sürecini hızlandıracaktır. Rusya karşısında Türk devletinin askeri başarı elde etme şansı bulunmaktadır. Erdoğan rejimi Rusya karşısında diplomatik pazarlıklar ve ona verilen tavizlerle sonuç almaya çalışacaktır.

Erdoğan rejiminin yaşayacağı bir askeri yenilgi ve başarısızlık durumu rejimin dış politika üzerinden elde etmeye çalıştığı şoven başarı propogandasını yerle bir edecektir.

Neden orada olunduğu ve kiminle ittifak içinde olunduğu konusunda kendi halkına açıklama yapma konusunda oldukça başarısız olan faşist rejime karşı öfke daha da büyüyecektir.

Ülke içerisinde yaşanan ekonomik kriz askeri başarısızlıkla birleşince faşist rejim daha büyük bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya kalacaktır.

Birleşik devrimin güncelliği açısından Erdoğan rejiminin elde edeceği bir askeri yenilgi bizlere muazzam olanaklar sunacaktır. Herşeyden önce işçi sınıfı, yoksullar ve emekçiler cephesinden iktidar daha güçlü bir şekilde sorgulanacaktır. Askeri açıdan yenilmiş bir iktidar daha büyük kaoslar la karşı karşıya kalacaktır.

Asker ölümleri, ekonomik yıkım ve yaşanacak prestj kaybı çöküntü sürecini hızlandıracaktır. Türkiye devletinin çeteleri ortada bırakıp terketmesi durumunda ülke içerisinde çetelerin kurduğu alt yapı sistem doğrudan Erdoğan rejimini hedef alacaktır. Bu yönüyle Türkiye toprakları içerisinde cihatçı çeteler önemli bir alt yapı kurmuşlardır. Bu alt yapı Türk devleti ile çeteler arasında açı farkı oluşması durumunda doğrudan ülke içerisinde eylemlerle harekete geçebilir.

Bütün bu gelişmeler birleşik devrim güçleri açısından muazzam olanaklar yaratacağını belirtmiştik. Faşist iktidarın İdlip’te ve dış politikanın uygulandığı diğer coğrafyalarda askeri yenilgiye uğratılması birleşik devrimi yakınlaştıracaktır.

Bütün iyimser beklentilerin ötesinde ne olursa olsun faşist iktidarın bu süreçten daha fazla yıpranacağını görmek gerekiyor. Birleşik devrim güçlerine düşen görev Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerin nezdinde faşist rejimi daha güçlü şekilde teşhir etmektir.

Şimdi devrimciler görev başına. Zaman faşizmi yıkma özgürlüğü kazanma zamanıdır. İleri daha ileri diyelim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*