Duran Kalkan: Faşizme karşı mücadele devrimci savaşla olur; HBDH’ye sahip çıkılmalı

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’deki ‘Özel Program’da soruları yanıtladı. Kalkan’ın, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi eksenli gelişmelerle ilgili geniş kapsamlı söyleşideki değerlendirmeleri şöyle:

BEKLENTİ YERİNE HERKES MÜCADELE ETMELİ

AKP-MHP faşizminin İmralı’da ve İmralı şahsında bütün Türkiye’de uyguladığı ağırlaştırılmış tecrit ve işkence durumu, bütün uyarılara, çabalara, mücadeleye rağmen devam ediyor. Önemli bir direniş var; yurt dışında, ülke içinde, Türkiye’de, Kürdistan’ın bütün parçalarında var. Yurt dışındaki halkımız, dostlarımız mücadele halindeler. Hukuki ve siyasi mücadele var. Avukatların önemli tartışmaları, değerlendirmeleri oldu bu geçen süreçte. Fakat bütün bunlara rağmen tecritte, görüşmelerin engellenmesi durumunda herhangi bir değişiklik yoktur. Avukat, aile ve vasi başvurusu cevapsız kalıyor. Kendi hukukunu bile işletmeyen bir sistem devam ediyor. Bu açık bir gerçek. Ne anlama geliyor bu durum?

Birincisi daha fazla mücadele etmeliyiz. Bu kesinlikle ancak mücadeleyle aşılacak bir durum. Başka türlü herhangi bir şey beklenmemeli. Beklenti en kötüsüdür. Beklenti yerine herkesin olduğu yerde imkanlarını azami derecede kullanarak İmralı işkence ve tecrit sistemine, onu var eden AKP-MHP faşizmine karşı Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü esas alma temelinde mücadele etmesi lazım. Bu önemli.

İMRALI SİSTEMİNİ ANLAMAK LAZIM

Bu mücadeleyi doğru ve etkili geliştirebilmek için de tabii İmralı sistemini doğru anlamak gerekli. Önder Apo gerçeğini doğru anlamak lazım. İmralı herhangi bir sistem değil, herhangi bir işkence, tutuklama yeri değil. Son derece özel hazırlanmış, her şeyiyle ayarlanmış, bu işlerde uzman olan herkesin elinin içinde olduğu, kapitalist modernite sisteminin yarattığı bir işkence ve tecrit sistemi. Bunu herkes biliyor. 23 yıldır tarihin en ağır işkencesi tecridi Önder Apo üzerinde, İmralı’da bulunan diğer yoldaşlar üzerinde uygulanıyor. Normal bir hukuki sistem değil. Sıradan bir rehine sistemi de değil, yani çok daha ötesinde. Öyle ki Önder Apo gerçeği üzerinde, onun şahsında Kürt halkı ve özgürlük güçleri üzerinde, Türkiye demokratik güçleri üzerinde, aslında özgürlük isteyen herkes üzerinde ağır bir baskı ve işkence durumu var, tecrit durumu var. Bunu bugün Kürdistan’da, Türkiye’de yaşayan herkes hissediyor, fark ediyor. Birçok çevre bunu dillendiriyor. Demek ki Önder Apo normal bir ortamda tutulmuyor. Dolayısıyla Önder Apo üzerindeki baskı sistemi herhangi bir sistem değil. Böyle herhangi bir olaydan kaynaklanmış bir sistem değil. Çok iyi biliyoruz.

Herhangi bir şeyi yaptığı için Önder Apo, o İmralı işkence ve tecrit sistemine alınmış değil. Tam tersine Kürt halkının özgürlük iradesini temsil ettiği, bu iradeyi örgüte ve eyleme dönüştürdüğü, Kürt halkını eğitip örgütlediği ve özgürlük bilincine kavuşturduğu, özgür yaşama çektiği, Kürt halkının özgürlük iradesi olduğu için orada tutuluyor. Yani bireysel bir durum yok. Tamamen bir halkın varlık ve özgürlük iradesi olarak orada tutuluyor.

Bu irade bugün bu halkın sınırlarını da aşmış durumda. Ortadoğu halklarına, tüm küresel insanlığa yayılmış. Tüm ezilenler, özgürlüğe, demokrasiye ihtiyacı olanlar aslında bir biçimde Önder Apo’yla ilişkileniyorlar. Önder Apo’ya ihtiyaçlarının olduğunu söylüyorlar. Önder Apo’nun geliştirdiği yeni özgürlük ve demokrasi bilincinde kendi kurtuluşlarını da görüyorlar. Dolayısıyla Kürt halkının özgürlük iradesinin de ötesinde, başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm ezilenlerin özgürlük iradesinin temsili var Önder Apo şahsında. İmralı’da işkence ve tecrit altında tutulan gerçeklik bu. Yani bunun iyi bilinmesi lazım. Demek ki bu kadar baskı, işkence, tecrit, özgürlük iradesi üzerinedir, özgürlük bilinci üzerinde yapılıyor. Özgürlük mücadelesinin engellenmesi, özgür yaşamın önlenmesi için yapılıyor gericiler tarafından, sömürücüler, faşistler soykırımcılar ve katliamcılar tarafından. Bu son derece net.

ÖNDERLİK ÇİZGİSİ DIŞINDA ÇÖZÜM YOK

Şimdi şu gerçeği bir kere daha ifade etmemiz lazım. İmralı’daki iradeyi iyi tanımak lazım. Herkes bu gerçekliği iyi bilmeli. Kürt halkı, ezilenler, Türkiye halkları, gençler, kadınlar biliyorlar. Bu temelde büyük bir eylemlilik var ama bu sistemi yaratanlar da iyi bilmeli. Burada öyle sıradan bir durum söz konusu değil. Önder Apo gerçeği hep söylendi: Varsa bu dünyada bir özgür ve demokratik yaşam, Önderlik çizgisinde olacak, Önder Apo’nun geliştirdiği çizgide olacak. Bir kardeşlik, eşitlik, demokrasi olacaksa Önder Apo’nun geliştirdiği çizgide olacak. Özellikle Kürt sorunu çözülecekse, Kürdistan etrafında bir çatışmasızlık, istikrar, birlik, kardeşlik gelişecekse bu kesinlikle Önderlik çizgisinde olacak. Bunun yaratıcısı Önder Apo’dur, bunun dışında olmayacak. Dolayısıyla İmralı’da baskı, işkence uygulayanlar da, buna ortak olanlar da, buna sessiz kalanlar da bu gerçeği iyi bilmeli. Yani nasıl bir suç durumundalar, nasıl bir suça ortak durumundalar, nasıl bir kötülük yapıyorlar; bunu görmeleri lazım. Bu çok önemli bir durum. Bu anlamda herkes tekrar tekrar düşünmeli. Ezilenler, halkımız, dostlarımız Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü etrafındaki mücadeleyi çok daha zengin yöntemlerle geliştirirken, bu sistemi böyle insanlık dışı baskı ve işkence yöntemleriyle sürdürenler de bilmeliler ki, burada özgürlüğü, demokrasiyi, kardeşliği, geleceği yok ediyorlar. O halde herkes doğru yaklaşmalı. Özellikle de Türkiye’nin siyasi güçleri, bu ülkede özgür, demokratik, kardeşçe bir yaşam kurma isteminde olan iddiasında olan, sözle de olsa bunu söyleyen herkes, bununla Önder Apo’nun bağını iyi görmeli. O halde bunu o yapacaksa öncelikle İmralı işkence ve tecrit sistemini görmeli. Önder Apo gerçeğinin çözümleyiciliğini görmeli. Orada büyük bir irade var; özgürlük iradesi, çözüm gücü var. Kürt sorunu, kadın sorunu gibi iktidar ve devlet sisteminin ortaya çıkardığı tarihin en ağır sorunlarına en güçlü, özgür, eşit çözüm ortaya çıkartan, geliştiren bir irade var. Bu iradeyi iyi tanımalı herkes. Bu çözüm gücünü iyi bilmeli. Dolayısıyla da bunsuz bir Türkiye demokratikleşmesi, Türkiye’de faşizmin yıkılması, Türkiye’nin çatışmasızlığı barışa, kardeşliğe ulaşması mümkün olmayacak. Bunu görüp, buna göre hareket etmesi lazım.

FAŞİZME KARŞI DİRENME BİLİNCİ GELİŞTİ

KCK Yürütme Konseyi’nin 12 Eylül 2020’de ilan ettiği, başlattığı “Faşizme, işgale, tecride son, özgürlüğü sağlama zamanı” direniş hamlesi, birinci yılını doldurdu. Hamlenin ikinci yılına giriyoruz. Bu hamlenin merkezinde Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü vardı. Bunun için İmralı tecrit sisteminin kırılması, parçalanması vardı. Onun için AKP-MHP faşist diktatörlüğünün yıkılması vardı ve bu temelde Başûr’a, Rojava’ya dönük işgal saldırılarına karşı direniş, o işgallerin kırılması vardı. Bu uğurda önemli bir mücadele yürütüldü, şehitler verildi. Bu hamlenin bir yıllık pratiğinde yaşanan şehadetleri, şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Bu hamleye katılan, güç veren, bu temelde bir yıldır eylemlilik içinde olan herkesi saygıyla selamlıyor, başarı dileklerimi ifade ediyorum.

Özellikle birinci yıl dönümünde Avrupa’nın dört bir yanında, dünyanın her tarafında halkımız ve dostlarımız büyük protesto gösterileri yaptılar. Kürdistan parçalarında aynı durum yaşandı. Halkımız neredeyse yediden yetmişe ayakta oldu. Kadınlar, gençler, çocuklar, yaşlılar hep birlikte bu eyleme katıldı. Dostlarımız, devrimci demokratik güçler, Türkiye’nin devrimci demokratik güçleri buna katılım gösterdi, destek verdi. Tüm bu eylemleri selamlıyorum. Başarı diliyorum. Son derece kutlu eylemler ve başarılı olacaklar. Buna dair inancımızı kesinlikle ifade etmek istiyorum.

Yani aslında bir zirve gibi oldu bu yıl dönümü etkinlikleri. Şunu iyi biliyoruz ki geçen bir yıl boyunca böyle bir etkinlik içinde olundu. Herkes katıldı bu eyleme. Kadınlar ve gençler öncülük ettiler. Her zaman ayakta oldular. Yurt dışındaki halkımız özel olarak selamlanmayı hak ediyor. Ayakta oldu sürekli, en güçlü eylemleri geliştirdi. En çok sahip çıktı. Rojava’daki halkımız, Başûr’da, Bakur’da, Rojhilat’ta her alandaki halkımız katıldı, tüm kesimler katıldı. Dostlarımız katıldılar. Bir de bu özgürlük zamanı hamlesi, “Dem Dema Azadiyê ye” hamlemizin en önemli boyutu, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü hedefi temelinde, dostların daha etkin katılımını ortaya çıkardı. Devrimci demokratik güçler, dünyanın dört bir yanında Önder Apo’yu selamlayan, sahiplenen, özgürlüğünü isteyen çok zengin eylemler geliştirdiler. Bunların hepsi son derece anlamlıydı, değerliydi. Faşizme karşı direnme bilincini geliştirdi. Antifaşist direnişi canlandırdı, büyüttü, güçlendirdi. Coşku, heyecan kattı, birlik yarattı, birlik ihtiyacını daha çok ortaya çıkardı ve önemli bir dayanışma, ortak mücadele yarattı. Antifaşist ittifaklar, demokratik ittifaklar, geliştirilen demokratik siyaset böyle bir ortamda biraz daha aktivite kazandı, canlılık kazandı. Fakat şunu da ifade etmemiz lazım. Kuşkusuz bu hamle hareketimizin yürüttüğü devrimci halk savaşı stratejisini zafere taşımayı hedefleyen bir dönemsel hamleydi. Böyle de devam ediyor, ikinci yılında da devam edecek.

HAMLEYİ GERİLLANIN EYLEMLERİ HAZIRLADI

Hamle, devrimci halk savaşı stratejisi temelinde AKP-MHP faşizminin yıkılmasını, Kürt sorununun demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik çizgisinde çözümünü hedefliyor. Devrimci halk savaşı başarısını yaratmayı, zaferini yaratmayı öngörüyor. Bundan dolayı da hamlenin en önemli gücü, öncü gücü, her koşulda düşmanı kahreden darbeler vuran gücü; hiç kuşkusuz HPG ve YJA Star gerillalarıydı. Gerillanın eylemleriydi. Şunu iyi bilmemiz lazım; hamleyi bir defa gerillanın 2020 yazındaki eylemleri hazırladı. Cenga Azadî devrimci hamlesi temelinde Haziran ortasından itibaren Eylül’e kadar üç ay hiç durmayan gerilla direnişi, faşist TC ordusunun Heftanîn’e dönük işgaline karşı gelişen direniş, işgalci saldırıların kırılması, işgal planının boşa çıkartılması, aslında hamle için son derece elverişli bir zemin ortaya çıkardı.

HAMLENİN EN DİNAMİK GÜCÜ GERİLLAYDI

Gerilla direnişi herkesi etkiledi, çekti eyleme. Herkes katılsın dedi. 12 Eylül’le birlikte 12 Eylül darbesini yıkmak hedefiyle de “Dem Dema Azadiyê ye” hamlesi ilan edildi ve bir yıl boyunca da böyle gelişti. Yine de geçen yıl içerisinde hazırlandığı gibi hamlenin en dinamik gücü, en etkili gücü hiç kuşkusuz gerilla oldu. Heftanîn’de direniş hiç durmadı. Xakurkê’de belli bir direniş vardı, Xakurkê’ye yayıldı. Bu direniş zaten gittikçe son dönemlerde çok daha belirgin bir biçimde gözle görülüyor, gelişiyor. Tabii son dört aylık önemli direniş alanı ise Metîna, Zap, Avaşîn; bir bütün Zagros havzası oldu. 23 Nisan işgal saldırısına karşı gerilla gücü, gerçekten de kelimenin tam anlamıyla kahramanca bir direniş yürüttü. Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber eden, ki sırtını NATO’ya dayayan, iktidarcı ve devletçi sistemin ürettiği tüm teknik gücü kullanan, hiçbir hukuki, ahlaki kural, ilke tanımadan saldıran bir faşist soykırımcı işgal ordusuna karşı, yani Kürt kızları ve oğulları, kelimenin gerçek anlamıyla yürekleriyle direndiler. Çıplak yürekleriyle, iradeleriyle direndiler. Bilinçleri ile direndiler. Özgürlük tutkuları ile direndiler. Var olma ve özgür yaşama hedefleriyle direndiler. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü yaratma tutkusuyla direndiler. Yani Zendura’dan Mam Reşo’ya kadar Avaşîn-Basyan’ın Zap’ın bütün derinliklerinde ve o coğrafyanın doruklarında, en yüksekliklerinde, yamaçlarında her türlü direniş oldu. Tabii bunun için önemli bir hazırlığı vardı gerillanın. O hazırlığını kullandı. Çok yeni savaş türleri oldu işte. Yani gerilla örneğin hazırlamış olduğu mevzilerde pusuya düşürerek vurdu düşmanı. Savaş tünelleri diye hazırlanmış tünellerde pusuya düşürdü vurdu. Aylarca, bazı yerler var, her türlü teknik kullanıp saldırı yapıyor. Kimyasal silah kullanıyor, zehir kullanıyor. Hala zapt edemediği, hala direnişin sürdüğü bir avuç gerillanın bir orduyu durdurduğu direnişler söz konusu. Yani bunu ilk önemli şeylerini Mam Reşo’da, Zendura’da gördük. Şimdi Werxelê’de oluyor. Yani herhalde türü yok yani. Benzer direnişler birçok yerde yapılmış olabilir ama bu kadar uzun süre, bu biçimde bir direniş ilk oluyor. Direnme tarihine, savaş tarihine geçiyor. Bu temelde büyük bir direniş var, kahramanlık var.

GÜÇLÜ İRADE, CESARET VE FEDAKARLIK

Kuşkusuz bunu çok iyi anlamamız gerekiyor. Bu direniş nasıl gelişiyor, niçin gelişiyor? Bu insanlar bu koşullarda nasıl bir direnç gösterebiliyorlar, var oluyorlar ve saldırganları darbeliyorlar? Kırıyorlar saldırıları, geri püskürtüyorlar. Bu çok önemli. Bu kadar savaş suçu olan zehirlerden kendilerini nasıl koruyorlar? Kuşkusuz şükran duymak, sürekli selamlamak, kutlamak lazım. Bundan daha güçlü bir insan iradesi, cesaret ve fedakarlığı gerçekten söz konusu olamaz. Bu kahramanlık direnişinin şehitlerini her zaman saygı ve minnetle anmak lazım. Mam Reşo’nun kahramanlarını, Zendura’nın kahramanlarını… Bir bütün Heftanîn’den Xakurkê’ye kadar… Medya Savunma Alanları’ndaki direnişin o ölümsüz kahramanlarını her zaman saygıyla, minnetle anmak, amaçları doğru anlamak, o amaçlara doğru sahip çıkabilmek, onun yüklediği görevleri iyi anlayıp gereklerini birer yurtsever, devrimci, demokrat olarak güçlü bir biçimde yerine getirebilmek lazım. Bunlar önemli.

İNSANLIK SUÇLARINA BİLE KARŞI ÇIKAMIYORLAR

Diğer yandan gerçekten de her gün insanlık suçu işleniyor. Artık gerillaya da değil, köylere saldırıyorlar. Tüm insanlara saldırıyorlar, sivil insanlara. Kimyasal silah kullanıyorlar. Bunu ispatlayanlar var ama egemenliği elinde tutanlardan çıt bile çıkmıyor böyle. Şöyle diyelim; demokrat geçinenler, kendini demokrasi havarisi görenler, böyle bir durumda AKP-MHP yönetimine, Tayyip Erdoğan yönetimine dur diyemiyorlar. Ne yapıyorsun diyemiyorlar. Bu suçtur diyemiyorlar. Destek veriyorlar, çıkar sağlıyorlar oradan. En somut ağır insanlık suçuna bile karşı çıkamıyorlar. Çıkarları kaybolmasın diye, çıkarlarını kaybetmemeleri için. Bundan daha kötü bir durum olamaz. Bu bir çıkar, bir kazanç değil, iğrenç bir durum aslında. Kesinlikle öyle tanımlamak gerekli.

KÜRT GENÇLERİ GERİLLAYI BESLEMEK İÇİN MÜCADELEYE AKMALI

Şimdi bu bakımdan da daha yüksek sesle haykırmak gerekiyor. Gerillayı desteklemek, güçlendirmek lazım tabii. Özellikle Kürt gençliği gerillayı beslemek için mücadeleye sürekli akmalı. Gerillayı doğru anlamak bu direnişin amacı için olunan her yerde ona destek verici eylemlilikler içinde olmak lazım. Gerillanın amacını herkese iyi tanıtabilmek lazım. Gerillanın sesi olabilmek, çığlığı olabilmek gerekli. Özellikle yurt dışındaki halkımız için dostlarımız için bu çok daha geçerli. Bu kör ve sağır dünyanın gözünü açan, kulaklarını açan bir dünya haline kesinlikle getirmeliyiz. Bu körlük ve sağırlığa son vermeliyiz. Gerillanın haykıran sesini, çığlığını her yerde yankılandırabilmeliyiz, taşıyabilmeliyiz. O direnişin etkisini her yerde temsil edebilmeliyiz, duyurabilmeliyiz. Bu çok çok önemli.

MÜCADELE HER ALANDA DAHA DA BÜYÜYECEK

Gerilla artık şöyle bir noktaya geldi. Evet, büyük bir bedel de ödüyor. Mevcut hazırlıklarıyla AKP-MHP faşizminin saldırılarını kırabilecek, onları göğüsleyebilecek, ona karşı her alanda aktif eylemler geliştirebilecek bir düzey kazandı. Sadece direnmiyor, eylemler yapıyor. Ağır darbeler vuruyor birçok alanda. Sadece Medya Savunma Alanları’nda da değil. Bu süreçte gördük; Serhat’tan Dersim’e, Amed’e kadar birçok alanda eylemler oldu. Tabii kentlerde eylemler oluyor, YPS ve HBDH milisleri tarafından. Bu hepsi bir bütün AKP-MHP faşizmine karşı “Dem Dema Azadiyê ye” hamlemizin öncü direniş gücü oluyor. Öncü direnişini gerçekleştiriyor. Faşizme her gün öldürücü darbeler vururken, kadınları, gençleri, Kürtleri, Alevileri, tüm ezilenleri, Türkiye’nin tüm halklarını gerçekten de eğitiyor, bilinçlendiriyor, örgütlüyor, kardeşliğe çekiyor, mücadeleye çekiyor. Birlik halinde mücadeleyle faşizmin yıkılacağına dair inancı ve umudu güçlendiriyor, canlandırıyor yeşertiyor, diriltiyor. Bu dirilen insanlık da özgür ve kardeşçe yaşamak için daha bilinçli oluyor, örgütlü oluyor, direnişe geçiyor, mücadeleye geçiyor. Mücadele böylece yayılıyor. İnanıyoruz, ikinci yılda bu çok daha güçlenecek. Gerilla eylemleri daha da büyüyecek. Savunma eylemleri olmaktan çıkıp saldırı eylemleri haline gelecek. Özellikle ovalara, kentlere bu eylemlilik daha çok yayılacak. Faşizme ağır darbeler vuracak. Bunun etkisiyle Kuzey Kürdistan’da, Kürdistan’ın diğer parçalarında, Türkiye’de, yurt dışında kadınlar, gençler öncülüğünde halkımız ikinci yılı zafer yılı yapacak. Hedefimiz o. Zafer kazanacak düzeyde bir topyekun anti faşist eylemliliği, direnişi ortaya çıkaracağız. AKP-MHP faşizmini yıkma zaten hamlenin hedefidir. Bu ikinci yıl inanıyoruz ve hedefliyoruz ki faşizmin yıkıldığı yıl olacak.

KAHRAMANLIK MÜCADELESİ ZİNDANDA BAŞLADI

Şunu söylemek lazım bu konuda önce: Bugünkü AKP-MHP faşizmi, 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin hedeflediği, ortaya çıkartmayı amaçladığı sistemdir, rejimdir, onun bir devamıdır. Aslında onun hayat bulmasıdır. Bu bakımdan da bir bütünlüğü var. Böylece işte 41 yıldır 12 Eylül faşizmine, onun devamı olan AKP-MHP faşizmine karşı büyük bir mücadele oldu. Kahramanlık mücadelesi gerçekten de zindanda başladı. 1982’de Mazlumlar, Ferhatlar, Kemaller, Hayriler, Saralar öncülüğünde anti faşist direnme kararı, fedaice direnme kararı zindanda verildi. Bu direniş dağa taşındı. 15 Ağustos 1984 gerilla atılımıyla Agitler ve Beritanlar, Zilanlar komutasında faşizme öldürücü darbeler vuran kahraman gerilla yürüyüşü oldu. Büyük Özgürlük Yürüyüşü böyle ortaya çıktı. PKK öncülüğünde, Önder Apo’nun düşünceleri ve önderliği temelinde büyük sonuçlar verdi. Bedeller ödedi. Kuşkusuz şehitler verdik. Öncelikle 41 yıldır 12 Eylül darbesi temelinde ortaya çıkan faşist katliamlar, saldırganlığa karşı direniş içerisinde şehit düşen tüm kahraman şehitlerimizi, zindan şehitlerimiz şahsında Agitler, Zilanlar şahsında saygı ve minnetle anıyorum. Gerçekten de kutlanacak tarihin en büyük kahramanlık yürüyüşü, özgürlük yürüyüşü ortaya çıktı. Bu yürüyüşü selamlıyorum. Kesintisiz bir biçimde Kürdistan’da, Türkiye’de yenilmeden süren ve bugün zafer iddiasını ve iradesini her şeyden daha canlı, güçlü tutan büyük bir kahramanlık yürüyüşü, özgürlük yürüyüşü bu. Etkisi yüzyıllara yayılacak, önümüzdeki yıllarda bu direniş daha büyük bir biçimde sürecek.

12 EYLÜL BİR NATO DARBESİYDİ

12 Eylül faşist askeri darbesi tabii yeni bir durum ortaya çıkardı Türkiye’de, Kürdistan’da. Bölgesel ve küresel düzeyde gelişmelerle bağı vardı. Bir NATO darbesidir, ABD öncülüğündeki darbeydi. Kapitalist sistemin NATO’nun, ABD’nin Türkiye ve Ortadoğu’daki çıkarlarını savunmak amaçlı darbeydi. Ama bunları yapabilmek için esas olarak Kürt düşmanı, faşist, soykırımcı mevcut TC sistemini korumayı, yaşatmayı öngörüyordu. Çünkü yıkılma ve çökme noktasına gelmişti. Bu temelde de devrimci demokratik hareketleri, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni imha etmek için her türlü saldırıyı yürüttü. Bunlar karşısında doğru tutum ne oldu? Gelişme ne yarattı? İnsanlığın varlığını, özgürlüğünü, onurunu ne temsil etti? Direniş temsil etti. Büyük zindan direnişi temsil etti. 15 Ağustos kahramanlık atılımı temsil etti. Büyük gerilla yürüyüşü temsil etti. Önder Apo öncülüğünde PKK’nin yürüttüğü, geliştirdiği bu direnişler temsil etti. Faşizme öldürücü darbeler vurdu. Devrimci halk savaşı stratejisi temelinde gelişen bu direnişler hiçbir zorlu engeli tanımadı. Her türlü bedeli ödemeyi göze aldı. Büyük bir cesaret ve fedakarlık olayı olarak ortaya çıktı. Zorlukları yendi, engelleri aştı. Sonuçta ulusal birlik devrimini gerçekleştirdi. Kadın özgürlük devrimini ortaya çıkardı ve demokratik siyasetin önünü açtı, geliştirdi. Kürt varlığı ve özgürlüğünü emin adımlarla zafere yürüyen. Yenilmez bir hareket haline getirdi. Bunlar çok önemli. Böyle bir tutum gösteremeyen anlayışlar, yaklaşımlar, söylemleri ne olursa olsun faşizm karşısında yok olup gittiler, eridiler, dağıldılar, hiçbir varlık gösteremediler. Demek ki direniş, özellikle de devrimci direniş, devrimci silahlı direniş, faşizmi yıkan, faşizmin karşısında duran, çivi çiviyi söker misali faşist terörü durduran devrimci savaş, devrimci şiddet olarak ortaya çıktılar. Gerçekten de faşizmi durduran, darbeleyen, parçalayan, devrimi geliştiren böyle bir direniş oldu.

AKP-MHP FAŞİZMİ, 12 EYLÜL’Ü ARATIR DURUMDA

Bunları niçin söylüyoruz? Bugün AKP-MHP faşizmi, gerçekten de 12 Eylül faşizmini aratır türdendir. Bir çoğu kıyaslamaya kalkıyor. Kıyaslamacılık yanlış, tersine de gidiyor. Bu sefer 12 Eylül cuntasının savunur gibi durumlara düşüyorlar. Tabii öyle olmamak lazım. O kıyaslamacılık doğru değil. Ama şu bir gerçek; AKP-MHP faşizmi, 12 Eylül cuntasının da aratır cinstendir. O düzeyde bir faşist diktatörlük. Bu çok açık. MHP tescilli faşist zaten. AKP de bütün çizgisiyle birleşti, tüm gücüyle oraya kaydı. Yani İttihat ve Terakki’den bu yana gelen savaşçı, soykırımcı, katliamcı, faşist zihniyetle siyaseti tam bir tek kişi diktatörlüğü -Hitler gibi, Saddam gibi- bir kişi diktatörlüğü halinde Tayyip Erdoğan diktatörlüğü olarak somutlaştırdı. Bu çerçevede saldırıyor yani. Bu açık bir gerçek. Bunu herkes söylüyor artık. Bu diktatörlüğün kendi özellikleri var. Fakat 12 Eylül’ün başlattığı faşist saldırı, faşist egemenlik süreci, devleti yeniden kurma iddiasındaydı. Kenan Evren, kendisini kurucu lider olarak tanımladı. Devletin tüm organlarını -ordu dışında- feshetti. Yeni bir devlet kurdu, işte o kuruluşun erkek egemen faşist soykırımcı zihniyet siyaset temelinde tam bir doruk yapması, bir diktatörlük haline gelmesidir. Bunu açık görüyoruz. Yani daha önce uygulanmış Ermeni, Asuri, Rum halklarına karşı düşmanlıkta görüyoruz. O soykırımların hepsinin bir bileşkesi olarak Kürt düşmanlığı ve Kürt soykırımında görüyoruz. Kuzey Kürdistan’daki saldırılar gerçekten de tam bir faşist soykırımcı katliam, yok etme. Kürtlük adına hiçbir şey bırakmıyor. Ölüsüne de saldırıyor. AKP-MHP faşizmi Kürt’ün ölüsüne de saldırıyor, mezarına da saldırıyor. Her türlü kutsalına, onuruna saldırıyor. Hiçbir şey bırakmak istemiyor Kürtlük adına. Böyle bir saldırı var ve bunu Kuzey Kürdistan da yapmıyor sadece. İşte Rojava’yı işgal ederek, Başûr’u işgal ederek, yani Kürdistan’ın diğer parçalarına da yayıyor. Her alanda Kürtlere düşman, her yerde Kürtlere karşı saldırıyor. Şengal’e saldırıyor, Kürt soykırımı yürütüyor. Göz önündedir. Yaparım, diyerek yapıyor bunu. Hiç gizlemiyor artık. Dünyanın değişik alanlarında da saldırı yürütüyor. Tam bir saldırganlık. İttihat ve Terakki nasıl Ortadoğu’nun, Orta Asya’nın birçok alanına saldırdıysa kendini yayabilmek, egemenliği geliştirebilmek için, şimdi AKP-MHP faşizminin de izlediği saldırganlık böyle bir saldırganlık.

İŞ MÜCADELEYE GELİNCE MUĞLAKLAŞTIRILIYOR

Bunları niye söylüyorum? Gözler önünde herkes böyle diyor. Fakat AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleye gelince, bu sefer amalar, fakatlar ortaya çıkıyor. Bu durum biraz muğlaklaştırılıyor. Bir kısmının üstü kapatılıyor hatta bazıları faşizmi tartışır hale geliyor. Çünkü faşist deyince faşizme karşı nasıl mücadele edilir? Az çok biliyor herkes. Anti faşist mücadele nasıl oldu? Hitler faşizmine karşı mücadele nasıl yürütüldü? O günden bu yana faşist diktatörlükler karşısında mücadelenin genel seyri nedir? Bunu herkes biliyor. Antifaşist cepheler kuruldu, antifaşist ordular kuruldu, anti-faşist savaşlar verildi. Büyük kahramanlık savaşları oldu. İnsanlık tarihinin en onurlu savaşları oldu bu. Asya’da oldu, Avrupa’da oldu, Balkanlarda oldu, Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar her yerde oldu. İnsanlık değerlerini bu savaşlar korudu.

Demokrasi, özgür yaşam tutkusunu, umudunu bu savaşlar canlı tuttu, ayakta tuttu, yeşertti, yaşanır kıldı. Bu çok net. Bu bilindiği için biraz muğlaklaştırılıyor. Onu söylemek istiyorum. Böyle olmaz. AKP, MHP iktidarı bir faşist diktatörlük ise o zaman faşist diktatörlüklere karşı nasıl mücadele edilmişse AKP, MHP faşist diktatörlüğüne karşı da öyle mücadele etmek lazım. Hitler faşizmine karşı, Saddam faşizmine karşı, Franko faşizmine karşı nasıl mücadele edilmişse o zaman AKP, MHP faşizmine karşı da öyle mücadele etmek lazım. Antifaşist savaş yürüteceksin. Evet, mücadele deniliyor ama böyle birlik olunmuyor. Mücadelede şu çok zayıflıklar var. Parçalılık, etkisizlik var. Antifaşist direniş, bir devrimci savaş, devrimci halk savaşı olarak görülmüyor. Savaşan güçler var. Elbette böyle görenler onlara hakkı yeterince verilmiyor yani. Şimdi burası önemli. Bu noktada gerçekten de net olmak lazım. Böyle muğlaklıkları bir yana bırakmak gerekli. AKP-MHP bir faşist diktatörlükse o zaman bu faşist terör uyguluyordur her yerde. Türkiye’de baştan sona faşist terör uyguluyor, Kürdistan’da faşist soykırımcı terör uyguluyor, katliam uyguluyor. Bütün insanlığı faşist terörle tehdit ediyor.

FAŞİST TERÖRE KARŞI DEVRİMCİ ŞİDDET

O halde bu faşist teröre karşı ne gerekli? Devrimci şiddet gerekli, devrimci savaş gerekli, anti faşist savaş gerekli, demokrasi orduları kurmak ve savaş yürütmek gerekli. Faşizme karşı mücadelenin merkezinde savaşın olması lazım. Savaşan güçlerin destek bulması gerekli. Sen nasıl mücadele ediyorsan öyle yap ama savaşan güçlere de destek ver. Savaşabilenlerin savaşa katılması gerekli. Bu bakımdan tabii yani stratejimizi, taktiklerimizi doğru belirlemeliyiz. Faşizmi topyekun direnişle yıkabiliriz. Çünkü faşizm topyekun saldırıdır. Herkes olduğu yerde direnmelidir. Her mevzi kullanılmalıdır. Faşizme karşı mücadelede her imkan kullanılmalı. Her yöntem kullanılmalı. Her yerde mücadele edilmeli. Herkes etmeli. Bunların hepsi değerlidir, önemlidir, anlamlıdır. Birlik halinde yapılmalı ama unutulmamalı ki faşizmi yıkacak mücadele devrimci bir savaştır. Yani halkların savaşıdır. Devrimci şiddet uygulamasıdır. Faşist terörü, katliamları kıracak, saldırganlığın önünü kesecek, onların intikamını alacak, misliyle yaptıklarını ödetecek devrimci savaştır. Başka bir şeyi yok. O halde savaşa koşmak lazım. Özellikle gençler, bu işi yapabilenler; Kürt gençleri, Türkiye’nin gençleri koşmalılar. Yani devrimci savaş sahiplenilmeli, savaşanlar sahiplenilmeli, savaşın propagandası yapılmalı. Öncü mücadelenin, zafer getirecek mücadelenin bu devrimci savaş olduğu, mücadelenin öncülerinin devrimci savaşı yürütenler olduğunu herkes kabul etmeli, görmeli, bilmeli, buna göre sahiplenilmeli, destek verilmeli.

NEREDEYSE NÜKLEER SİLAH KULLANACAK

Kimyasal silah kullanılıyor, neredeyse olsa nükleer silah kullanacak. Savaş suçu işleniyor. İşgal var, katliam var, linç yapıyor. Mezarlara saldırıyor. Çok ses çıkmıyor yani. ‘İki güç savaşıyor, savaşmasınlar, ne yapalım’ der gibi bir durum var. Sivil olursa vurmamalı, gerilla olursa vurmalı gibi bir yaklaşım da var. Böyle bir durumda gerilla destek bulamıyor. Devrimci güçler, savaşçılar, özgürlük savaşçıları, antifaşist savaşçılar yeterince destek bulamıyor. Sahiplenilmiyor yeterince, yalnız kalıyor. Düşman saldırıları daha fazla hedefliyor. Böyle olmaz, böyle olmamalı. Yaklaşımlarımızı düzeltmemiz lazım.

Evet, tüm antifaşist direnişler olmalı. Kutsaldır, anlamlıdır, önemlidir. Hepsine sahip çıkmalıyız ama hepsi aynı etkinlikte değil. Öncü olan var, öncü savaştır. Savaş olmazsa kimse direnemez. Şimdi HPG ve YJA Star gerillalarının Medya Savunma Alanları’nda, Kuzey Kürdistan’da, Türkiye ve Kürdistan’ın kentlerinde en ağır bedeli göze alarak kahramanca savaşı olmazsa hiç kimse faşizme karşı bir kelime bile söyleyemez. Sokağa bile çıkamaz, yürüyüş bile yapamaz. Slogan bile atamaz. Önüne hedef bile koyamaz, bu bir gerçek. Bütün bunlar oluyorsa bunların hepsini yaratan, önünü açan kesinlikle bu kahramanlık çizgisinde süren savaştır.

ANTİFAŞİST DİRENİŞ KESİNLİKLE AKP-MHP FAŞİZMİNİ YIKAR

İşte bu çizgi 1982 Zindan direniş çizgisidir. Bu çizgi, 15 Ağustos atılım çizgisidir. Zindan direnişiyle 15 Ağustos atılımı nasıl 12 Eylül faşist askeri darbesini, rejimini yıktı, parçaladı, yenilgiye uğrattı. Şimdi onu devam ettiren kahramanlık çizgisindeki gerilla direnişi onun etrafında birleşecek antifaşist direniş de kesinlikle AKP-MHP faşizmini yıkar. Topyekun direnmek lazım. Herkesi direnişe sevk etmek gerekli. En kutsal, en öncü direniş gerillanın direnişi, dağda ve şehirde savaşanların direnişidir. Onlar bedeli göze alıyorlar. Her gün şehitler veriyorlar. Düşmana öldürücü darbe vuruyorlar. Umudu yeşertiyorlar. İnsanlığı canlandırıyorlar. Faşizmin yıkılabileceğine dair inanç ve umut geliştiriyorlar. Herkesi etkiliyorlar, eğitip örgütleyip mücadeleye çekiyorlar. Bu bakımdan da yani 41. yılına girerken AKP-MHP faşizmini daha doğru tanımak, faşizme karşı mücadeleyi daha doğru anlamak, onun stratejisini, taktiklerini, taktik zenginliğini, yaratıcılığını iyi görmek lazım. Devrimci savaş stratejisini hiçbir zaman gözardı etmemek gerekli. Öne çıkartmak lazım, teşvik etmek gerekli.

HANGİ HEDEFİ VURABİLİYORSA ORADAN VURMALI

Gençliğin gerillayı güçlendirmek için özgürlük dağlarına koşması, dahası şehirlerdeki anti faşist savaşı geliştirmek için kendilerini birer özgürlük savaşçısı haline getirmesi, her alanda AKP-MHP faşizmine karşı kendini eğitip örgütleyerek bir kişi, üç kişi. Olmaz dememek lazım. İsterlerse her şey olur olur, olmazı olur yaparak savaş yapması önemli. Beklememek lazım. Bu dağdaki gerillanın işi, benim işim değildir dememek gerekli. Herkes kendi işi görmeli, görev ve sorumluluk üstlenmeli. Böylece de tabii hem faşizme karşı mücadelede birliği yaratmalı, hem en zengin yöntemleri uygulamalı ama en önemlisi de bu mücadelenin öncüsü olan silahlı direnişi dağda, kırda, kentte beslemek, geliştirmek, güçlendirmek için herkes seferber olmalı. Özellikle gençlik seferber olmalı. Bilinçli, dinamik, yurtsever, devrimci gençlik görev ve sorumluluk üstlenmeli, benim işimdir demeli. Sahip çıkmalı ve yani mücadele alanlarına koşarak, kendini eğitip örgütleyip savaşçı haline getirerek faşizme en zayıf yerini yakalayıp vurmalı. Yani nerede zayıfsa hangi hedefi vurabiliyor, oradan vurmalı. Ekonomik hedef, askeri hedef, ihbarcı, ajan şeyler, halk düşmanı çeteler… Faşizm kendini örgütlemiş. Bir sürü çete var ortalıkta. Sivil silahlı insan. Buna karşı tabi ki halklar da, ezilenler de, kadınlar da… Öz savunma çizgisi dedik buna. Öz savunma çizgisi de kendisini eğitip örgütleyerek, donatarak, sorumlu kılarak bu çeteleri yenilgiye uğratacak, faşizmi darbe eleyecek bir güçlü eylemciliği, direnişçiliği mutlaka geliştirmeli. Böyle bir tutum kazanır yani.

HBDH MÜCADELEYİ TÜRKİYE’YE DE YAYIYOR

12 Eylül karşısında direniş tek ayaklı kaldı. Yani zindanda da, dağda da. Türkiye’deki zindanlarda da devrimciler direndiler ama gerillaya adım atılamadı. Aslında 12 Eylül, faşist askeri rejimin tümden yıkılarak demokratik Türkiye’nin yaratılmaması buradan kaynaklandı. Eğer Kürdistan’daki ayak gibi Türkiye’de de zindan ve gerilla direnişi paralel birlik halinde faşizme karşı birleşik direniş cephesi kurmuştuk. O cephe temelinde gelişseydi. 90’ların başında bu faşist, sömürgeci, soykırımcı TC zihniyetle, siyaseti yok olacaktı. Parçalanacak, Türkiye demokratikleşecekti. Özgürlükler gelecekti. Ortadoğu’nun ve dünyanın öncü, örnek, özgür ve demokratik ülkesi olacaktı. Bu kesin. Böyle olmadıysa bunda, yani faşizmin güçlülüğü, yenilmezliği filan değil. Türkiye’de bunu gerçekleştirecek bir devrimci iradenin ortaya çıkmaması oldu. Zayıf kaldı direnişler, bireysel oldu, parçalı oldu. Hiç olmadı değil ama örgütlü ve ordulaşma haline gelemedi. Zindanda da dışarda da.

Şimdi AKP-MHP faşizmi karşısında böyle bir birlik var, bütünlük var yine. O zaman FKBDC vardı. Şimdi Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) var. AKP-MHP faşist diktatörlüğünü yıkmak üzere Türkiye’yi demokratikleştirmek, Kürdistan’ı özgürleştirmek üzere kurulmuş, bunu amaç edinmiş bir harekettir. Devrim hareketi yürüyor. Kürdistan’da olduğu kadar mücadeleyi Türkiye’ye de yayıyor. Kentlere yayıyor. Demokratik siyasi mücadeleyi geliştirdiği kadar devrimci şiddeti de geliştiriyor. Dağda, şehirde gerilla eylemleri, milis eylemleri yapıyor. Faşizmden hesap soran bir eylemlilik içerisinde. Bu gelişme önemli fakat güçlendirmek lazım işte.

HBDH’NİN NEYİNİ BEĞENMİYORSUNUZ?

İnsan, Türkiye’deki bazı çevreleri anlayamıyor. Böyle bir mücadeleye sahip çıkıp verecekken çıkması gerekirken çıkmıyorlar. Yeterince destek bulmuyor. Bu mücadele neden bulmuyor? Neyini beğenmiyorlar? Yani faşizme karşı başka nasıl mücadele edilir, kendileri söylesinler. Kürt halkının özgürlük mücadelesiyle birleşmek daha güzel bir şey değil mi? Dahası vurdukları hedef vurulması gereken hedef değil mi? Yani MHP’ye karşı mücadeleden daha anlamlı ve önemli bir mücadele ne olabilir? Türkiye’nin faşist gücü. Derin devlet denen gücün bir parçası MHP’dir. Araştırsınlar kurucularını. Türkeş’ten Bahçeli’ye kadar kimleri eğitmişler? Hangi görevle bu işin başındalar? Parti midir MHP yoksa faşist militer bir güç müdür? Bunu herkes biliyor. Türkiye’nin aydınları, siyasetçileri, yazarları, sanatçıları, demokratik güçlerin hepsi biliyor. Toplumu biliyor. Bir de 70’li yıllar biliniyor. 70’li yıllarda özellikle 75-80 arasında bu gücü devrimci hareketlere karşı nasıl saldırttılar? O 12 Eylül cuntası bizzat Kenan Evren’in başında olduğu cunta, Gladio, kendi darbesini hazırlamak için MHP’yi saldırtmadı mı? Devrimci gençlik, devrimci hareketler birlik halinde bütün alanlarda binlerce şehit vererek kahramanca direnmediler mi, 5 yıl, 6 yıl? Ne çabuk unutuldu bu? Neredeyse MHP’yi farklı görecekler. MHP’ye karşı mücadeleye, yani işte şiddetli mücadeleye niye yapılıyor diyecekler. Ne yapılabilir ki? MHP ne demektir? AKP de MHP ile birleşmişse o zaman MHP olmuştur. Zaten MHP çizgisinde birleşti. O halde MHP nedir? MHP’ye karşı nasıl mücadele edilir? Nasıl mücadele etti geçmişte devrimciler? Bugün o mirası devam ettirenler bu gerçeği bilmiyorlar mı? O halde yani AKP-MHP ye karşı mücadelenin, en şiddetli devrimci mücadelenin gerekli olduğu kutsal mücadele olduğu, en doğru mücadele olduğu çok açık. Yani başka türlüsü de olmaz yani. MHP gibi bir güç layık değil Türkiye’ye. Türkiye toplumu layık değil ona. Bugün MHP çizgisinde bilinci, iradesi, siyaseti, zehirlenmesi, Türkiye insanları, kadınları, gençleri için kabul edilir değildir. Hakları değil, layıkları değildir. Onların hakkı laik olanı MHP’nin silinip atılmasıdır. Kan damlıyor ağzından, Kürt düşmanlığı damlıyor, şiddet damlıyor. Konuşmaya çıktı mı kimi hedef gösterecek? Çetelerine ve devlete -şimdi Tayyip Erdoğan’ı da yönetiyor- kime yönlendirecek, kimi katlettirecek, kimi tutuklattıracak herkes merakla bekliyor. Böyle kaygıyla beklemek yerine bu güce karşı mücadele etmek lazım. Aktif mücadele etmek gerekli. Kürt gençliği daha çok yönlü mücadele etsin, dedik. Serhildanlara öncülük etsin, demokratik eylemleri geliştirsin ama gerillayı daha çok güçlendirmeli. Öz savunmayı şehirlerde geliştirmeli, sorumluluk üstlenmeli. Kendilerini eğitip örgütlenerek şehir savaşını geliştirmeliler, gerilla çizgisinde, gerilla tarzıyla taktiğiyle. O Cizre, Sur’da olduğu gibi değil. O o zamandı. Doğruydu, yanlıştı, değerlendirilebilir yöntemi. Geçerli olan, gerekli olan gerilla tarzında savaş tabii. Bunu her yerde uygulamalı ama aynı biçimde MHP-AKP faşizmine karşı Türkiye gençliği her yerde yürütmeli. Böyle bir dağda gerilla olamadı. O halde şehirde bir öz savunma savaşını, direnme savaşını, antifaşist eylem birlikleri deniliyordu 70’lerde MHP’ye karşı savaşan güçlere. Çeşitli adlar verilmişti. Benzer adlar verilerek böyle bir savaş içerisine girilmeli.

DEVRİMCİ MÜCADELEDEN KORKU OLMAMALI

Kesinlikle her yöntemle savaşmak lazım. Tekrarlıyorum, her yöntemle savaş anlamlıdır, önemlidir. Herkes katılmalı, tam birlik olmalı, antifaşist birlik halinde mücadele edilmeli. Ama bu mücadeleyi geliştirecek ve zafere taşıyacak olan devrimci silahlı direniştir, gerilla direnişidir, özsavunma direnişidir. Öncü budur. Yüreği yeten, bilinci kaldıran, pratik de yapabilen böyle bir direnişe girmeli. Faşizm bu kadar günahsız insanları zindanda katlediyor, dağda katlediyor, şehirde katlediyor, linç ediyor. Yani buna karşı mücadele edebilmeli. Bakın zindanlar bedenlerini ortaya koyuyorlar. O halde dışarıda olan, eli silah tutabilen, savaş yapabilen de gerçekten de faşist saldırganlığı kırabilmek için devrimci mücadeleyi geliştirmeli. Yani devrimci mücadeleden korku olmamalı. Devrimden korkulmaması, devrime sahip çıkmak, devrimci mücadeleye sahip çıkmak lazım. En geniş demokrasi hareketinin eyleminin gelişebilmesi için devrimci öncülüğün mücadele etmesine kesinlikle ihtiyaç vardır. HBDH bu temelde kuruldu. Böyle bir mücadele geliştirmek istiyor ve çaba harcıyor, desteklenmeli, sahip çıkılmalı. Gençler sahip çıkmalı, kadınlar sahip çıkmalı, işçi emekçiler sahip çıkmalı, milis olmalı, demokratik siyasetle sahip çıkılmalı. AKP-MHP faşizmini yıkma iradesi var, mücadelesi var, faşizmi yıkacak bir çizgide yürüyor. O halde bu mücadeleyi zafere götürecek bir düzeye çıkartmak lazım. Onun için de destek verilmesi gerekli.

TÜRKİYE-IRAK-SURİYE GÖRÜŞMELERİ

AKP-MHP faşizmi, çöküşünü önlemek için iki temel yönteme başvuruyor;

* Terörü daha çok tırmandırmak ve katliamları, baskıyı, zulmü, hiçbir ahlaki, hukuki kural dinlemeden, tanımadan geliştirmek. Alçakça yöntemler uygulamak.

* Diğeri kendini pazarlamak. Dünyanın dört bir yanına dolaşıp yalvararak, pazarlayarak, imkanlar sunarak destek toplamak. Diplomasi diyorlar. Bunun adına da Amerika’ya koşuyor. Rusya’ya koşuyor. Avrupa’ya koşuyor, İran’a koşuyor, Irak’a koşuyor, şimdi Suriye’ye koşuyor. Yani güçlü, zayıf demiyor. Dost düşman demiyor. Uzak yakın demiyor. Kendine imkan sunup Kürt soykırımını gerçekleştirmek için maddi manevi destek alabilmek amacıyla her türlü çabayı harcıyor, koşturuyor, her yere yalvar yakar ediyor.

Bunlar açık bir gerçek. Bunlar çöküş emareleri. Ne demek çöküş emaresi. Çöküş sürecinde de çöküşü engellemek için bunu yapıyor. Bu bir güçlülük kaynağı değil, çökmek üzere. Böyle yapıyor ki ayakta kalabilirsin. Biraz da ömrünü uzatabilir.

Biz de dikkatle izliyoruz. Irak’a komşu devletler toplantısı denildi. Fransa nasıl komşuydu, anlamadık. Fransa katıldı, NATO adına katılıyor, dediler. Fransa’nın Cumhurbaşkanı gezdi Irak’ı. Bazı sözler söyledi Türkiye’ye karşı ama arkasından Maxmûr’a, Şengal’i, Zaxo’yu vurdular. Ondan sonra ses çıkmadı. O toplantıda bu mu kararlaştırıldı? Destek mi veriyor bu güçler AKP-MHP’nin bu saldırılarına yoksa bir iç hesaplaşmaları mı var kendi aralarında tam bilemiyoruz. Bu Irak’a komşu devletler toplantısı Kürt karşıtı, Kürdistan’ı birlikte yönetme toplantısı olmamalı. Eskiden Bağdat Paktı vardı, Sento var olmuştu. Sonra onlar kırıldıktan sonra Suriye’de bilmem komşular toplantısı, Irak’ta komşular toplantısı diyerek yakın geçmişte çeşitli dönemlerde Kürdistan üzerindeki soykırımcı saldırıları birlikte yürütmek, destek vermek üzere toplantılar yaptılar.

Umut ediyoruz böyle değildir. Yani böyleyse tehlikeli toplantılar bunlar. Yanlış toplantılar, sahiplerine zarar verir onu söyleyebilirim. Irak’a zarar verir. Ardından ikili görüşmeler yapmaya yöneliyor. İran’la görüşmeler çabasında. Irak’la görüşeceği söyleniyor. Tayyip Erdoğan’ın Hakan Fidan, Suriye’nin iç istihbarat sorumlusu ile görüştüğü Bağdat’ta. Suriye’ye gitmeyi kendilerine yediremiyorlar. Ne oldu? Suriye ufak bir açıklama yaptı. Suriye yönetimine hemen müdahale ediyorlar. Bunu anlıyoruz. Yani bunların hepsi aslında Rojava’ya Başûr’a dönük işgal saldırıları için zemin yakalamak, soykırım saldırılarını daha etkili geliştirmek için. Bundan öteye değildir.

Burada Tayyip Erdoğan yönetiminin, AKP-MHP faşist diktatörlüğünün tek amacı var. PKK’ye karşı saldırılarını daha planlı, yaygın hale getirecek, Kürt soykırım saldırılarını daha da artıracak. Kuzey’de terörü, katliamları çoğalttığı gibi Rojava’ya Başûr’a dönük, yani Suriye ve Irak’a dönük işgal saldırılarını daha çok geliştirmeye çalışacak. Bazı çevreler böyle açıktan değerlendiriyorlar, görüyorlar. Yeni arayışlar içerisinde AKP-MHP faşizmi, diyorlar. Yeni planlar uygulamak için zemin yokluyor, destek arıyor, imkan sunuyor. Bu gerçek. Bu da bir çöküşün göstergesidir. Yeni saldırılar geliştirebilir. Hareket ve halk olarak buna karşı biz direniyoruz. Bu anlamda bir tasamız yok. Onurlu, şerefliyiz, başımız dik. Bedelse ödüyoruz. Öyle kimsenin arkasından kuyu kazan, hile oyun peşinde değiliz. İstiyoruz ki kimse de böyle hile oyun peşinde olmasın. Ufak çıkarlar uğruna insanlık onurunu, değerleri satmasının. Bu çok çok önemli. Kimse Türkiye’ye destek vermemeli. Bu anlamda özellikle Suriye, Irak yönetimleri dikkatli olmalılar. Kendilerine zarar verir.

Hiç kimse AKP-MHP’nin Kürt soykırımı gibi insanlık suçu olan bu uğursuz saldırılarının tarafı olmamalı, destekleyicisi olmamalı, ortağı olmamalı. Bundan yarar bulamazlar. Kısa bir başarı kazanç elde etseler de sonunda misliyle ödeyen bir duruma düşerler. Çünkü bu insanlık suçu bir gün gelir yaptıklarından utanır duruma düşerler. Yaptıklarının hesabı sorulur hale gelinir. Bunun bilinmesi lazım.

KİMSE TC’NİN SUÇLARINA ORTAK OLMAMALI

AKP-MHP faşizmi saldıracak mı? Yeni saldırılar mı düzenleyecek? Yapabilir. Biz de gücümüz oranında direniyoruz, direneceğiz. Yani bu bu konuda asla farklı bir durum yoktur. Hem de daha önemli, anlamlı direneceğiz, daha örgütlü direneceğiz, daha sonuç alıcı direneceğiz, daha yaygın direneceğiz. Bunu herkes bilmeli. Diğer yandan kimse bu TC’nin böyle bir soykırım hedefine alet olmamalı. Yani onun parçası haline gelmemeli. Bu konuda bir faydası olmaz kendisine kimsenin. Herkes dikkat etmeli. Yani bu faşist soykırımcı zihniyete siyasete destek vermemeli. Herkes demokrasiyi, kardeşliği biraz gözetebilmeli.

GÜNEY KÜRDİSTAN HALKI BASKI YAPMALI

Güney Kürdistan halkımız için bir şey belirtebiliriz. Duyarlı olmalı. Yani Rojava halkı da buna dahildir. Kuzey-Doğu Suriye halkı Bakur’daki Kürtlük soykırıma daha uğratılmak istendiği gibi AKP-MHP faşizminin bu arayışlarının önemli hedefleri Başûr’dur, Rojava’dır, Kuzey-Doğu Suriye’dir. Saldırılar buraya daha fazla gelişebilir. Zaten şu an gelişiyor. Ona karşı direnişler de var. Hepsini selamlıyoruz fakat daha fazla artabilir. Kuzey-Doğu Suriye halkları da hazırlıklı, duyarlı olmalılar. Yani bir şey olmaz dememeli. Gevşek durmamalılar. Çok yönlü hazırlıklı olmalılar. Özellikle Başûr halkımız. Gözle görülen bir işgal var. Ona karşı gerilla direniyor. Yani benim de yönetimim var, bilmem partilerimiz var bizi koruyor, demesinler. Korumadığı ortaya çıktı. Kürdistan’ı koruyan, sömürgeci soykırımcı karşı savaşan özgürlük gücüne, gerillaya destek vereceğine onunla omuz omuza olacağına ona saldıran, onu kuşatan sömürgeci ile ortak olan, destek veren bir basit çıkar gücü olduğu ortaya çıktı. Bazı güçlerin bunlar göz önünde, maskeleri düşmüştür, ne oldukları açığa çıkmıştır. O halde bunlara da baskı uygulamak üzere aslında özellikle Güney Kürdistan aydınları, sanatçılar, gençliği, kadınları bir bütün Güney Kürdistan halkı daha duyarlı olmalı.

DOĞRU YURTSEVER ÇİZGİYE ZORLAMALILAR

30 yıldır bir şey geliştirdiler, önemliydi. Kaybolmaz dememeliler. Yönetimin durumunu görmeliler, TC’yle ilişkileri görmeliler. Bunun ne büyük bir tehlike olduğunu anlamalılar. Bu anlamda tehlike vardır. Yani herşeyi kaybedebilirler. AKP-MHP faşizmini öyle basit ele almamak lazım. Osmanlı hedefleri var, yani Kürdistan’ı kendisinden sayıyor. Kürtlüğü yok etmek için yemin etmiş, and içmiş böyle bir zihniyetle çizgi oluşturmuş. Bu egemenlik iktidar, devlet var oldukça yapacağı bu. Zaten 100 yıldır yapıyor. Bakur’da neler yaptı görmedik mi? Bundan ders çıkartmak lazım. O halde Güney Kürdistan tehlike altındadır, TC saldırılarına, işgaline ve iş birlikçilerine karşı savunmak lazım Güney Kürdistan’ı. Bunun için daha aktif olmalılar. Mevcut yönetimi daha çok zorlamalılar. Partileri doğru yurtsever çizgiye zorlamalılar, açık tutum koymalılar. Faşist soykırımcı işgale karşı direnen güçlere daha çok destek vermeliler. Bu en doğrusudur, en onurlusudur. Biz inanıyoruz böyle bir tutum gelişecek, gelişiyor. Böyle bir büyük tepki var, işgale karşı tepki, direnişi geliştirme tutumu, işbirlikçiliği ortadan kaldırma tutumu daha çok gelişmeli. O başarı getirir. Bu temelde yani daha somut ve aktif tutum takılmaya çağırıyor, başarı diliyoruz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*