15 Ağustos Atılımı Demokratik Türkiye Atılımıdır – Duran Kalkan

Birleşik Devrim Sitesi: 12 Mart 1971 darbesine karşı Türkiye devrimci hareketi direnişe geçip gerilla hareketi başlatmasına rağmen 12 Eylül 1980 darbesine karşı gerilla direnişi 15 Ağustos Atılımı temelinde Kürdistan’da gelişti. Türkiye’de benzer bir direniş neden gelişemedi?

Duran Kalkan: Öncelikle tarihi 15 Ağustos 1984 Devrimci Atılımı’nın 38’inci yılına girerken, bu büyük atılımın mimarı Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Atılımın ölümsüz komutanları Agit ve Zilan yoldaşlar şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerimizi saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Yine bu atılımın ilk kıvılcımlarını çakan, taşlarını döşeyen 1971 direnişçiliğini selamlıyorum. 12 Mart 1971 faşist darbesine karşı direnip şehit düşen tüm devrimcileri ; Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya, Sinan Cemgil şahsında saygı ve minnetle anıyorum. Aslında 15 Ağustos gerilla atılımının kıvılcımını onlar çaktılar. İlk kurşunu onlar sıktılar, böyle bir atılımın siyasi, askeri, toplumsal temellerini onlar döşediler. Bu atılım için cesaret ve fedakarlığı onlar yarattılar. Böyle bir devrimciliği onlar ortaya çıkardılar. Önder Apo her zaman bu büyük devrimci önderlerin anılarına sahip çıkan, yaşatan ve amaçlarını yürüten oldu. Bununla her zaman da gurur duydu. Dolayısıyla 15 Ağustos Atılımı’nda ortaya çıkartılan devrimcilik, 12 Mart faşist darbesine karşı Mahir, Deniz, İbrahim öncülüğünde gelişen direnişin doğrudan bir devamıydı. ’71 direnişinin büyük dersleri temelinde gelişti.

Aslında 15 Ağustos Atılımı Kürdistan ve Türkiye devrimcilerinin ortak atılımıydı. Kürt gerillası, 1982 Eylül’ünden itibaren Kürdistan dağlarına geri dönüş yaparken aynı zamanda Türkiye devriminin de gerillasıydı. PKK, Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi’nin üyesiydi. Biz 1982 güzünden itibaren Kürdistan’a PKK olarak döndüğümüz gibi aynı zamanda FKBDC olarak da döndük. Böyle bir cephemiz vardı ve cephe hala yürürlükteydi. Kürdistan dağına dönen gerilla da böyle bir cephenin gerillasıydı. Kürdistan’da ilk hazırlıkları bu temelde yaptı. 15 Ağustos Atılımı da aslında bu temelde ortaya çıktı.

Fakat bu Atılım’ın Türkiye ayağı işlemedi. Cephenin benzer direnişi Türkiye’de geliştirecek örgütleri bundan uzak durdular. Bunun en başında da Devrimci Yol hareketi vardı. Çünkü herkes onlara bakıyordu. Bu harekete, sözde Taner Akçam liderlik ediyordu. Onlar benzer bir direnişi geliştirmediler. Dolayısıyla direniş sadece PKK ve Kürt direnişiymiş gibi görüldü. Sonrası da böyle geliştiği için bu biçimde de tanındı. Ama böyle bir gerilla hazırlığına ve atılımına yönelirken daha önce de ifade ettiğim gibi PKK, FKBDC üyesiydi. Dolayısıyla FKBDC olarak da Kürdistan’a döndü. PKK gerillası, FKBDC’nin de bir gerillasıydı. Birleşik Direniş Cephesi o zaman çok önemli bir adımdı, büyük adımlar yaratmıştı, devrimcileri heyecanlandırmıştı. Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin birleşik gelişimi Kürdistan özgürlük devrimi ile Türkiye demokratik devriminin aynı stratejik planlama temelinde yürütülüp zafere götürülmesi bu Birleşik Direniş Cephesi’nin en temel hedefi ve programıydı.

12 Mart 1971 faşist askeri darbesine karşı Türkiye devrimciliği direnişe geçti. Bu çok tarihi büyük bir adımdı. Çok donanımsız, tecrübesizdiler ama büyük bir coşku ve heyecan, umut ve inanç vardı. Gençlik ve toplum tarafından bu direnişçiler; Mahirler, Denizler, İbrahimler, Sinanlar insanüstü varlıklar gibi görülüyordu. Cesaretleri, girişimleri böyle bir etkide bulunuyordu ve faşizmi, askeri cuntayı kabul etmediler. Onlar “Faşist askeri darbe ile cuntayla, faşist diktatörlükle birlikte yaşanamaz” dediler. Büyük bir cesaret ve fedakarlıkla yaşamlarını ortaya koydular, direnişe kalktılar, bu direnişin yönteminin de esas olarak gerilla olduğunu gördüler. İlk gerillayı onlar başlattılar. 15 Ağustos 1984 Atılımı aslında onların başlattığı gerillanın Kürdistan’da sürdürülmesidir. Bir yanıyla 1982 zindan direnişinin, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu kararının dağda ve gerillada sürdürülmesi, diğer yanıyla 12 Mart faşist askeri darbesine karşı tüm Türkiye’de direnişe kalkan, dağa çıkan gerillacılığın, ilk gerilla kıvılcımlarının Kürdistan’da örgüte ve eyleme dönüştürülmesi, bir gerilla ateşinin yakılması durumudur.

‘Gerilla kıvılcımını Türkiye devrimciliği çaktı’

Bu bakımdan 15 Ağustos Atılımı üzerinde 12 Mart darbesine karşı yürütülen THKO, THKPC, TİKO örgütlenmeleri temelinde geliştirilen gerilla direnişlerinin olumlu ve olumsuz yönleriyle rolünü, önemini görmek lazım. Bir kere daha ifade etmekte yarar var; gerilla kıvılcımını Mahirler, Denizler, Sinanlar, İbrahimler çaktılar. Türkiye devrimciliği çaktı. Gerilla kıvılcımlığı 12 Mart 1971 darbesine karşı çakıldı. Burada müthiş bir cesaret ve fedakarlık vardı, direnişe geçildi, dağa çıkıldı ve bu kıvılcım Türkiye ve Kürdistan’da birlikte çakıldı. Dikkat edilirse hem şehirde gerillacılık yaptılar, dağa çıktılar hem de Türkiye’nin dağlarına; Karadeniz’e, Ege’ye, Çukurova’ya ve Kürdistan’ın dağlarına çıktılar. Nurhaklara, Dersim’e, Erzurum’a gittiler. Çok önemli bir perspektifleri vardı, çünkü amaçlarına tutkundular. Bu amaçlarının nasıl başarılacağı konusunda da yoğundular. O soruyu kendilerine her zaman soruyorlar, dolayısıyla cevap arıyorlardı. Birincisi; O arayış bu büyük insanları gerillaya götürdü. Gerilla direnişini esas almadan faşizme karşı hiçbir şey yapamayacaklarını gördüler. İkincisi de Türkiye ve Kürdistan’da birlikte gerillaya götürdü. Türkiye’de gerilla direnişi geliştirebilmek için, devrimci demokratik mücadele yürütebilmek, demokratik halk devrimi yapabilmek için Kürdistan direnişini, Kürdistan’ın özgürlüğünü ortaya çıkartmak gerektiğini gördüler, anladılar, inandılar ve bizzat bunun ilk adımlarını attılar.

Önder Apo “Ben Mahir Çayan’ın Kürdistan’a ilişkin söylediği bir cümleyi duydum, dinledim ondan sonra o cümle üzerinde yürüdüm hep. Onun sorumluluğu temelinde bu kadar çaba harcadım” dedi. Denizler mahkemede Türkiye ve Kürdistan halklarının kardeşliği ve özgürlüğünü haykırarak şahadete gittiler. İbrahim Kaypakkaya, Sinan Cemgiller bizzat Kürdistan’a yürüdüler; Nurhaklar’da, Dersim’de, Urfa’da gerillacılık yapmaya çalıştılar. Gerillanın ilk hazırlıklarını buralarda yaptılar. İlk adımlarını buralarda attılar. Şimdi buradan iki sonuç çıkartabilirim: Bir; 12 Mart 1971 darbesine karşı Mahir, Deniz, İbrahim öncülüğünde yürütülen o kutsal büyük devrimci direnişin derslerini en doğru ve derin bir biçimde çıkartan tek kişi Önder Apo oldu. Kürdistan’da PKK’nin varlığı, örgütlülüğü, önderliksel doğuş, Önder Apo’nun bütün adımları, gelişimi, PKK’nin kuruluşu, yurtdışına çıkış, 15 Ağustos Atılım’ına giden süreç bütün bunların hepsi 12 Mart darbesine karşı yürütülen o büyük mücadelenin dersleri temelinde oldu.

O dersler Önder Apo’nun doğruyu bulmasına vesile oldu. Dolayısıyla yeri geldi ideolojik mücadele yürüttü, yeri geldi partileşme adımı attı, ihtiyaç oldu yurtdışına çıktı. Örneğin yurtdışına çıkışta da 12 Mart darbesine karşı direnenlerin katledilmelerinin yarattığı sonuç ve bunun önemli etkisi vardı. Onlar gerillacılık yapmak üzere çıkamadılar, ya da önceden çıkmışlardı, geri döndüler, hazırlık yapamadan 12 Mart darbesiyle karşılaştılar, bir daha geri çıkış yapamadılar ve sürdüremediler de. Önder Apo da aslında benzer durumu yaşadı: 1979 yazından itibaren grupları çıkarttı, 1980 baharında gerilla guruplarını Kürdistan’a gönderdi. Ama hazırlık yapmadan 12 Eylül darbesiyle karşılaşınca 12 Mart darbesine karşı devrimcilerin içine girdiği duruma düşmemek, yaşadıkları ezilmeyi bir kere daha yeniden yaşamamak için tekrar kısmi geri çekilmeyi, Filistin’e çıkmayı gerilla hazırlıklarına bir faşist askeri darbeye karşı bütünlüklü bir biçimde yürütecek düzeyde ele almayı gerekli gördü. Bu düşünce ve karara ulaştı. Böyle bir düşünce ve karara ulaşmada 1971 direniş sonuçlarının büyük etkisi vardır. Bunu net ifade etmek lazım. Bu bakımdan 12 Mart darbesi karşısındaki direniş bir ilk devrimci çıkıştı, bir kıvılcımdı, bir provaydı, 12 Eylül faşist askeri darbesi karşısındaki devrimci direniş 1982 zindan direnişi, 15 Ağustos 1984 Atılımı bu ilk denemesi yapılmış devrimciliğin artık gürül gürül akmaya başladığı Kürdistan dağını gerillanın sardığı bir büyük devrimci çıkıştı, devrimci yangındı. O hale geldi.

‘Ortaya çıkan tecrübenin dersleri çıkartılamadı’

Faşizm açısından da durum böyleydi. Aslında 12 Mart faşist darbesi bir provaydı, bir ön adımdı, ilk bazı değişiklikler yaptılar hem kendilerini neyi nasıl yapmaları gerektiği konusunda hazırladılar hem de yaptıkları değişikliklerin yeterli olup olmayacağını sınadılar. Gördüler ki yeterli değildir, onun sonucunda 12 Mart darbesinin tecrübesine dayanarak 12 Eylül askeri darbesini yaptılar. Kenan Evren cuntasının bu kadar saldırgan, hakim, devleti yeniden kurmayı hedefleyen olması 12 Mart cuntasının başarısızlıklarının sonucundan çıkarttığı tecrübelere dayandı. Yoksa bu adımları atamayabilirdi. Birbirlerinin bu biçimde devamıdırlar. 12 Eylül darbesi 12 Mart darbesinin devamı, dolayısıyla 15 Ağustos gerilla Atılımı da kesinlikle Kızıldere’de, Nurhak’ta, Dersim’de Türkiye ve Kürdistan’ın

dağlarında ilk gerilla ateşini yakan, kıvılcımını çakan devrimciliğin bir devamıdır, doğrudan yürütülmesidir.

Önder Apo, bunu sonuçlarını çıkartmayı bildiği için yaptı. Önder Apo’nun dehasını burada değerlendirmek, anlamak gerekiyor. Anlam gücünü, teorik bilincini, aynı zamanda da pratik tecrübeden ders çıkartma gücünü görmemiz lazım. Benzer bir durumu Türkiye’de başka devrimciler yapamadılar. Devrimcilik iddiasında olanlar çok oldu; mücadele ettiler, cesur ve fedakardılar. MHP’ye karşı ’75-’80 arasında binlerce şehit veren büyük bir iç savaş yaşadılar. Elliden fazla idam verdiler. 12 Eylül darbesi karşısında hiçbir şey yapamaz konumda değillerdi. Fakat aslını yapamadılar. Aslı, 15 Ağustos 1984 Atılımı’ydı. Kızıldere, Nurhak, Dersim’deki gibi dağa çıkıştı. Ders çıkartmış olarak İbrahimlerin, Denizlerin, Mahirlerin, Sinanların yaptığı gibi yapmaktı. Peki niye yapamadılar? Tecrübeleri vardı, zindanlarda da direndiler, bu kadar baskı altındaydılar, 12 Mart 1971 darbesi karşısında yürütülen direnişin ortaya çıkarttığı büyük tecrübenin derslerini yeterince çıkartamadılar. Oradan doğru sonuçlar çıkartamadılar ve o direnişe özeleştirel yaklaşamadılar. Olumlu, olumsuz yanlarını irdeleyerek, ona göre kendilerini yenileyemediler. Ucuz devrimcilik yapmaya kalktılar. O büyük direnişlerin mirası üzerinde yaşamak istediler. Halbuki o miras kendilerine hatalarını düzeltip devrimi büyütme görevi ve sorumluluğu veriyordu. İşte o gücü gösteremediler. Eleştirel, özeleştirel yaklaşmadılar. Gerçekten de bu konuda 1974’ten sonra Türkiye devrimciliği büyük bir dogmatizm, tutuculuk ve kalıpçılık yaşadı. O büyük direnişlerin güçlü mirası gözlerini kamaştırdı. Dolayısıyla kendilerini kaybettiler. Hep öyle olur sandılar. Halbuki liderler katledilmişti. Liderin katledilmesi ne demektir? Kolay mıdır liderini kaybeden bir hareketin kendini devam ettirmesi, aynı çizgiyi sürdürmesi, yeni liderler yaratması? Elbette değildir. O zaman daha ciddi, daha somut, daha sorumlu yaklaşacaklardı. Katledilen liderliğin pratiğinin derslerini olumlu, olumsuz örnekleriyle iyi çıkartacaklardı. Böyle yapmadılar; dar ve yüzeysel yaklaştılar. O bakımdan mirasa ucuz yaklaşım oldu. Eleştiri özeleştiriden kaçtılar. Dolayısıyla o büyük ufku; gerillaya yürüyen, cesaret ve fedakarlığı kaybettiler ya da azalttılar. Bu sonradan, yani 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ortaya çıkmadı. 1973’ten sonra, yani liderler katledildiği zaman ortaya çıktı. 1974 Şubat ve Mart’ında Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği (ADYÖD) kuruluyordu. ADYÖD kuruluş toplantılarına ben de katıldım. Bu toplantıların en önemli bir tartışma gündemi bahsettiğim eleştiri ve özeleştiriydi. Önder Apo eleştiri ve özeleştiri dayatıyordu. Büyük bir mücadele yaşandığını, bunun doğru, yanlış ve hatalı yanlarının olduğunu, yine olumluluklarının, eksikliklerinin olduğunu, bununla birlikte büyük kazancımızın da olduğunu ama kaybedildiğini, örgütlerin dağıldığını, liderlerin katledildiğini ifade ediyordu. Dolayısıyla Önder Apo, “Eleştiri ve özeleştiriyle buradan yeterli ders çıkartmamız lazım” diyordu. Bunu günlerce tartıştığına ben tanığım. Bütün hareketin kadrolarına, liderlik yapmak isteyenlere bu anlayışı götürdü. Önder Apo “Özeleştiri yapmadan yürüyemezsiniz, bu miras sizin gözünüzü kamaştırmasın, kendinizi kaybetmeyin. Ancak doğru dersler çıkartılarak bir yürüyüş gerçekleştirilebilir, onun için de hataların ne olduğundan ders çıkartmamız, olumlulukların ne olduğundan ders çıkartmamız lazım” diyordu. Yeniden örgütlenirken, örneğin Türkiye ve Kürdistan devrimcilerinin birliği Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği’nde örgütlü bir yapıya kavuşturulurken bu yeniden yapılanma ve örgütlenme bu dersler temelinde olmalıydı. Ancak eleştiri ve özeleştiriye yanaşmadılar. Ciddi yaklaşmadılar ve dolayısıyla özeleştiri vermediler. Önder Apo ısrar etti, yine yapmadılar. Bu durumdan rahatsızlık duydular. Bu durumlara karşı Önder Apo “Benim için yapmıyorsunuz, kendiniz için yapacaksınız, yoksa sonra siz kaybedersiniz” dedi. Gerçekten de Önder Apo’nun söyledikleri doğru çıktı ve kaybeden onlar oldu. Fakat keşke öyle çıkmasaydı, o zaman doğru dinlenseydi, anlaşılsaydı gerekli özeleştirel yaklaşım gösterilseydi, 1982 güzünden itibaren Kürdistan dağlarına dönüldüğü gibi Türkiye dağlarına; Karadeniz ve Çukurova’ya da dönüşler olurdu. PKK gerillası döndüğü gibi Dev Yol’un da diğer örgütlerin gerillaları da dönerdi. 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de olduğu gibi Karadeniz’de, Çukurova’da, Ege’de, Marmara’da da gerilla eylemleri olurdu, başlardı. Bunlar böyle birlikte olsaydı 15 Ağustos 1984 Atılımı’nın gücü şimdikinin on kat, yüz kat daha fazla olurdu. Türkiye’de, Kürdistan’da, Ortadoğu’da, dünyadaki etkisi hepsinden çok olurdu. Ekim devrimini kat kat aşan, dünyayı o düzeyde etkileyen bir büyük devrimci direniş gerçeği, devrimci değiştiricilik ortaya çıkardı. Buna kesinlikle inanmak lazım. Fakat bu özeleştiriyi yapamamak, hata ve eksikliklerine dürüst yaklaşmamak, ders çıkartıcı olamamak dikkat edelim sahiplerine de, tarihe de, halklara da, tüm ezilenlere, işçilere, köylülere, kadınlara, gençlere, emekçilere, dolayısıyla herkese kaybettirdi. Bunu gerçekten de günümüzün Türkiye devrimciliği çok iyi bilmeli ve anlamalı.

‘Başarının sırrı güçlü özeleştiri vermekte’

Böyle bir bilinç ve gelişme var. Biz görüyoruz, tartışıyoruz dostlarımızla. Özeleştirel yaklaşımlar iyidir. Zaten özeleştirel yaklaşımlar temelinde sonradan yeniden yapılanmalar oldu, mevcut örgütler kuruldu.

Son olarak şunu söylemek istiyorum; özeleştiride daha cesur olsunlar. Başarının kesinlikle yolu o, PKK’nin sırrı da odur. PKK’yi diğer örgütlerden ayıran, dolayısıyla yenilmez kılan tek ölçü de odur. Bunu bilsinler ve inansınlar. O halde bunun gereklerini yerine getirsinler. Ama bunu yapabilmek için özel mülkiyet dünyasından kopmak gerekiyor. Gerçekten komünal olmak lazım. Sadece cesur ve fedakar olmak yetmiyor. Küçük burjuva devrimciliğini ve mülkiyet dünyasını aşmak lazım. “Devrimden sonra olacak” diyerek ne zaman olacağı belli olmayan, ne olduğu da belli olmayan sonraya bırakmamak lazım. Devrimi kendinden başlatmak, o adımı atabilmek gerekli. Sosyalizmi ilk anda kişiliğinde yaşayabilir olmak gerekli. Bu olmadığı için özeleştirel yaklaşılamıyor. Özeleştiri gelişmiyor. PKK’nin bu kadar özeleştiride derinleşmesi, diğer örgütlerin ise buna yaklaşamamasının altında yatan temel etken budur. PKK’yi özeleştiri yapmaya götüren bu çizgisidir. Diğer örgütlerin özeleştiri yapmasını da engelleyen o çizgileridir. Yani iktidar ve devlet yaklaşımından kopmak lazım. Sosyalizm böyle olmaz. İkincisi gerçekten de mülkiyet dünyasından kopmak lazım. Özel mülkiyet dünyasından kopulmalı. Hem özel mülkiyete karşıyım deyip ama hem de onun küçük bir biçimi de olsa yaşamaya çalışmamak gerekli.

Birleşik Devrim Sitesi: 15 Ağustos 1984 gerilla atılımı Kürdistan’ın kurtuluşunu hedefledi, bu atılımın Türkiye ve Ortadoğu açısından rolü ve anlamı neydi?

Duran Kalkan: Bu Atılım sadece Kürdistan’da ve PKK ile doğmadı. Bunun öncesi de vardı; Kürt halkının tarihsel direniş boyutları vardı. Yine diğer yandan 12 Mart darbesi karşısında Türkiye devrimciliğinin, Türk ve Kürt gençlerinin faşist cuntaya karşı ilk gerilla kıvılcımını çakan büyük direnişleri vardı. PKK bunlar üzerinde varoldu, gerilla adımını attı ve 15 Ağustos sürecine gelindi. İkincisi de; PKK gerillası ülkeye dönerken, dağa çıkarken, 15 Ağustos’a yürürken aynı zamanda FKBDC gerillasıydı. Yani Birleşik Direniş Cephesi’nin gerillasıydı, dolayısıyla 15 Ağustos eylemini FKBDC programı temelinde yaptı. Bu program Kürt özgürlüğünü öngörüyordu. Aslında FKBDC’nin program çalışmalarında ben bulundum. Kürtlere dair bir maddesi vardı: “Kürt halkının özgürce kendi kaderini tayin etme koşullarının hazırlanması. Ondan ötesine Kürt halkı karar verir” diyordu. PKK’nin görüşü buydu, diğer örgütler de bunu kabul etmek durumunda kaldılar. Çünkü FKBDC içerisinde tek Kürt örgütü PKK’ydi. Onun dışındaki maddelerin hepsi Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkindi. Yani bir demokratik devrim programıydı aslında. Bir yanı Kürt özgürlük devrimi programı, bir yanı Türkiye demokratik devrim programıydı. Bu iki devrimin stratejik birliğini ifade ediyordu. Birleşik devrim olması buradan ileri geliyordu. Bu program temelinde 15 Ağustos Atılım’ı başladı. Kürdistan’ın kurtuluşunu başlatan, öngören bir atılım olduğu gibi Türkiye’de 12 Eylül faşist askeri darbesinin yenilgisini ve Türkiye’de demokratik halk devrimini öngören bir Atılım’dı da. Kürt özgürlüğünü öngördüğü kadar Türkiye demokratikleşmesini de öngörüyordu. Özgürlük devrimini esas aldığı kadar demokratik devrimi de esas alıyordu. Bu kesinlikle böyledir. Bunun bu biçimde bilinmesi lazım. O dönemde mücadeleyi yürüten, 15 Ağustos Atılım’ını yapan gerilla direnişine giren, şehit düşen devrimciler bunu biliyorlardı. Burada onu da ifade etmekte yarar var. O bilinçle bu büyük mücadeleye yürüdüler. Ne yapmak istediklerini biliyorlardı. Ve yapmak istedikleri içerisinde kesinlikle Türkiye’nin demokratikleşmesi, demokratik devriminin gerçekleşmesi vardı. Bu bakımdan 15 Ağustos Atılımını, Kürt özgürlük Atılımı’nı Türkiye atılımı olarak görmek lazım. Demokratik Türkiye atılımı biçiminde tanımlamak, değerlendirmek, sahiplenmek ve yürütmek gerekiyor. Yani en küçük bir komplekse, şuna buna düşmeden gerçekten de esas almak lazım. Bu temelde de yürüdü. PKK’nin yapısı, birleşimi buna uygundu. Aslında savaşmak isteyen bireyler düzeyinde Türkiye devrimci örgütlerinden kopmuş bazı arkadaşlar da geldiler, katıldılar, PKK’li oldular, gerillada yer aldılar, savaşıp şehit düştüler. Öyle çok örneklerimiz de var. Bu yaşanmamış bir durum değildir. Bunları da bilmek gerekiyor. Böyle olunca 37 yıldır gelişme Kürtler açısından çok büyük bir değişimi sağladı. Büyük bir aydınlanma hareketi oldu, bilinçlenme, eğitme, örgütlenme hareketi oldu. Özgürlük ruhu, bilinci, iradesi, örgütü, eylemi böyle ortaya çıktı. Büyük önderliksel gelişme bununla sağlandı. En temel devrim olarak Kadın Özgürlük Devrimi bu temel direnişe dayanarak ortaya çıktı. Onun ideolojik temellerini daha da derin kılmaya yöneldi. Çok uzatmaya gerek yok; bu 37 yılda Kürdistan’da varlık ve özgürlük adına her şey 15 Ağustos gerilla atılımı ve bu temelde sürdürülen gerilla direnişi ile sağlandı. Bunu biz de biliyoruz, herkes de

kabul ediyor; dost düşman herkes de böyle olduğunu artık görüyor. Eskiden bakış açıları dardı, görüşler sınırlıydı ama direniş 37 yıl sürünce, kesintisiz devam edince Kürtler bu temelde özgürlükte, özgürlük için bu kadar cesur ve fedakar bir direnişte, fedai çizgisinde yürüyen bu direnişte ısrar edince artık herkes gerçeklere daha doğru bakmak ve anlamak zorunda kaldı. Gerçeklik budur. Onun için Kürdistan’da 15 Ağustos denilince herkes heyecanlanıyor, coşku içerisine giriyor.

‘Yeni Kürt takvimi, 15 Ağustos 1984 ile başlıyor’

Bir milat denildi. Biz şimdi 37’inci özgür Kürt yılını tamamlıyoruz, 38’inci Kürt yılına giriyoruz. Çünkü yeni Kürt takvimi 15 Ağustos 1984 ile başlıyor. Bu kesinlikle böyledir. Her türlü yok oluşa, imhaya, soykırıma, sömürgeciliğe, faşizme karşı özgürlük için direnme, özgür yaşamanın başlatılması 15 Ağustos 1984 ile oldu. Dolayısıyla Kürtler açısından bu kadar önemli ve anlamlı. Fakat benzer düzeyde anlamı ve önemi Türkiye ve Ortadoğu açısından da var. Türkiye ve Ortadoğu açısından da en az Kürdistan’da olduğu kadar aydınlantıcıdır, büyük bir aydınlanma hareketidir. Ortadoğu Rönesans’ı deniliyor, eğer denilecekse bunu kesinlikle 15 Ağustos’u Atılımı temelinde gelişen Kürt direnişi yarattı. Zaten buna hazırlanırken, Filistin’de bu hazırlıkları gören Arap, diğer halklardan yurtseverler, devrimciler heyecan duyuyorlardı, “burada gelişme olacak” diyorlardı. Öyle sahip çıkanlar oldu. Bu temelde PKK’ye ve gerilla çalışmalarına destek verdiler. Kesinlikle başka nedenden değildi. Bir defa bunu görmek lazım. Bu aydınlanma Kürtler açısından olduğundan çok daha fazla Türkiye ve Ortadoğu için önemlidir. Kürtler bir bilinç körelmesi yaşıyorlardı, ama bu bilinçsiz oldukları için değil, ezilmiş, bastırılmış, soykırıma tabi tutuldukları için, köleleştirilmiş oldukları içindi. Yani gerçeği görüyorlardı, fakat ona sahip çıkıp cesaret ile yürütemiyorlardı. Niye? Çünkü örgütsüz ve güçsüzdüler. Düşmanları büyüktü ve onları eziliyorlardı. Bu bakımdan Kürtlerde yine doğruyu bilme vardı. Dolayısıyla Kürtlerde aydınlanma doğru bildiğini örgütle, güç kazan ve pratiğe geçir biçiminde oldu.

‘Kürdistan’daki durumu 15 Ağustos Atılımı aydınlattı’

Esas düşünce ve zihniyet değişimi, aydınlanma, düşünsel devrim Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanıyor. Buralarda da bir bilinç vardı, ama gerçekler tersyüz edilmişti. Faşist, sömürgeci, soykırımcı, milliyetçi, şoven, dinci, cinsiyetçi, bilimci yaklaşımların hepsini birleştirmiş, kapitalizmin liberalizmiyle de iyice yoğrulmuş düşünce yapısı ile gerçekler altüst edilmişti. Ortadoğu’da tarihi baş aşağı döndürmüştü. İnsanlık ayağı üzerinde değil, başı üzerinde durur hale gelmişti. Bu kadar çarpıtma ve tersyüz etme, gerçeklerden uzaklaştırma vardı. Bunu bilinçli bir şekilde; aile ve hanedan çıkarları için, erkek egemen zihniyet için ve mal, mülk için yapıyorlardı. Bütün bu çıkar hesaplarının hepsinin altında da Kürdistan’ın zenginliği yatıyordu. Yine Kürt toplumunu sömürebilmek için yapıyorlardı. Bazı toplumları gerçekten de bu iktidarcı ve devletçi sistem hedefine koydu. Tarihi bir de bu açıdan değerlendirmek lazım. Böyle hedef haline getirilen toplumlar Yahudiler, Ermeniler, Asuri, Rum ve Süryanilerdi. İktidar ve egemenler en çok bu halklara, sahip çıkıyor görünüyor ama gerçekten tarihi o halklar açısından da doğru değerlendirmek gerekiyor. Şöyle bir durum var; istedikleri kadar iktidar ve devlete sahip çıkmaya çalışsınlar, aslında iktidarcı devletçi sistem onlara her zaman soykırımı, imhayı, yok olmayı dayattı. 1920 bir kesittir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra bir sistem kuruldu, Ortadoğu bölündü ve paylaşıldı. Kürdistan bölündü, paylaşıldı. Cemiyeti Akvam temelinde bir devletler sistem kurdular. II. Dünya Savaşı ardından da bunu BM olarak daha da kemikleştirdiler, kesinleştirdiler. I. ve II. Dünya Savaşı arasında Bakur’da, Başur’da, Rojhilat’ta Kürt soykırımları yaptılar, Rumları Türkiye’den sürdüler, I. Dünya Savaşı sürecindeki Ermeni düşmanlığını, katliamını derinleştirdiler, Asuri, Süryani katliamını, soykırımını ileri noktaya götürdüler. Şöyle bir durum çıktı; II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan dünya sistemi bütün bu soykırımları Kürt soykırımında birleştirdi. Bütün dünya sistemi de Kürt’ün yokluğu üzerine oluşturuldu. Böylece ırkçı, şoven, milliyetçi zihniyet ve siyasetin hepsi Kürt düşmanlığı ve Kürt soykırımı üzerine oturdu. Kürtlüğü hedefler hale geldi. Ermeni, Yahudi, Süryani, Asuri, Rum soykırımları artık Kürt soykırımında, Kürt düşmanlığında temsil edilir hale geldi. Böylece her şey Kürt sorununda tersyüz edildi. Paramparça edildi, gerçeğinden uzaklaştırıldı. Yani insanlık aslında gerçek bilincinden kopartıldı. Kürt soykırımını yapabilmek için bu temelde Ermeni, Yahudi, Asuri, Süryani soykırımlarını devam ettirebilmek, o konuda hesap vermemek için. Tarihin hesabından kaçmak için. Böyle bir durum vardır. Bu bakımdan Kürtlerin durumu çok önemli hale geldi. Kürdistan’daki durum her şeyi belirler bir konum kazandı. Şimdi Kürdistan’daki durumu da 15 Ağustos 1984 gerilla Atılımı

aydınlattı. Bütün bu çarpıtmaları, tersyüz etmeleri kılıçla keser gibi kesti ve hesap sordu. Bütün tersyüz edilenleri yeniden doğrulttu, düzeltti, baş aşağı çevrilenleri ayak üzeri oturttu. Kürt gerçekliği temelinde Kürt varlığı ve özgürlüğü temelinde bütün soykırımlara karşı çıktı, bütün halkların, ezilenlerin, kadınların, gençlerin özgürce, kardeşçe demokratik sistemler içerisinde bir arada yaşayabilmelerinin önünü açtı. Bunun düşüncesini geliştirdi, pratikte mümkün olduğunu kendi pratiğinde ortaya koydu. Bu büyük bir gelişme ve aydınlanmadır. Şimdi Türkiye ve Ortadoğu açısından tam hakim hale gelmemiş denilebilir. Dünya için de böyledir. Fakat etkilidir. Dikkat edelim Önder Apo’nun dünyada bu kadar sahiplenilmesi buradan ileri geliyor. Önderlik düşüncelerine Ortadoğu’da ve Türkiye’de bu kadar ilginin artmasının altında kesinlikle bu yatıyor. Başlangıçta tepkiler ve karşı çıkışlar oldu. Bu gerçek kabul edilmek istenmedi. Bu da anlaşılırdı. Neden böyle oldu, bu durum neyi gösterdi? Tersyüz etmenin, çarpıtmanın ne kadar derin olduğunu, ne kadar güçlü bir egemenliğe dayandığını ortaya koydu. Yani arkasında büyük maddi güçler, siyasi, askeri güçler var ve kimse karşı çıkamıyor. Karşı çıkanları hemen eziyorlar. Bunu ortaya koydu. Bunun için böyle oldu. 15 Ağustos Atılımı olunca, birkaç gerilla eylemi yapınca, Kürtler adına PKK “ben özgürlük istiyorum” deyince birileri “buyur özgür ol, haydi hakkını veriyoruz” deseydi o zaman durumu farklı değerlendirmek lazımdı. Çünkü Kürdistan üzerinde egemenlik böyle değildi. Kürt soykırımı üzerinde oluşan ırkçı, şoven, soykırımcı siyaset ve zihniyet böyle değildi. Ondan şüphe duymak gerekiyordu, bu böyle olmaması gerekiyordu, niye böyle oldu diye. Ama dikkat edilirse zaten öyle olmadı. İnsanlar kabul etmediler, tepki duydular, karşı çıktılar. Bu doğal bir durumdu. Çünkü beyinleri yıkanmıştı. Buna bazı bilim insanları “resmi ideolojinin beyin yıkaması” dedi. Düşünce sistemleri altüst edilmişti. Gerçeği kabul etmekten kaçtılar, korktular, direndiler ve karşı çıktılar. Kendilerine verilmiş ters ve yanlış olanı kabul ettiler. Ama artık bunun sonuna gelindi. Burada kırılıyor. Türkiye’de en büyük devrim böyle oluyor. Günümüzde Türkiye’de linçlerin, bu kadar gerginliklerin neden olduğunu biliyor musunuz? Şimdiye kadar söylenenlerin hepsi yalan ve yanlış çıktı. İnsanlar bundan öfkeli. Gerçeği gördüler. Kürtler herkese gerçeği gösterdi. 15 Ağustos Atılımı gerçeği gösterdi. Türk nedir? Türkiye cumhuriyeti nedir? Osmanlı neydi? Kürt ve Türk ilişkisi neydi? İnsanlar bunu artık görüyor; zor da olsa, kolay kabul etmese de anlar hale geliyor. Çünkü direniş 37 yıl kesintisiz sürdü ve kendi hükmünü icra ettiriyor. Böyle olduğunu görünce kendisine söylenenlerin yalan olduğunu anlıyor. Yani gerçekle hiçbir alakasının olmadığını, yalanla, hileyle hep kandırıldığını, aldatıldığını, üzerinde sömürü uygulandığını anlıyor. Şimdi insanlar buna öfke duyuyorlar. Gerginlik buradan ileri geliyor. Öfke duyuyorlar, ama büyük bir değişim de yaşıyorlar, zor da gelse, adım adım yürüse de ama büyük bir zihniyet devrimi yaşanıyor. Türkiye toplumunda, kadınlarında, gençlerinde, işçi ve emekçilerinde büyük bir zihniyet devrimi yaşanıyor. Benzer bir biçimde Ortadoğu’da büyük bir zihniyet devrimi yaşanıyor. PKK devriminin özü zaten zihniyet ve vicdan devrimidir. Önder Apo “Biz hakikat devrimi yürütüyoruz” dedi. Hakikat devrimi bir zihniyet ve ideoloji devrimidir. Yanlış düşüncelerin ve yaşam tarzının değişimi devrimidir. Dolayısıyla düşünce ve yaşam tarzlarını değiştiriyorlar. Neye göre? Kürt’e, Ermeni’ye, Yahudi’ye, Ruma karşı geçmişte oluşturdukları o düşmanca şoven ırkçı düşüncelerini değiştirmek zorunda kalıyorlar. Daha vicdanlı davranmak zorunda kalıyorlar. Böyle herkesi yerim, yutarım, katlederim, sadece ben ayakta kalırım biçimindeki vicdansızlığı aşma durumuna giriyorlar. İşte bu büyük bir devrim.

‘15 Ağustos Atılımı’nın ortaya çıkarttığı direniş aydınlanmaya yol açtı’

Aslında “Türkiye’de devrim, devrimcilik yok, gelişme olmuyor” deniliyor. Bunlar doğru değildir. Devrimi iktidar ile hiçbir zaman aynılaştırmamak lazım. İktidar devrimin bittiği yerdir. Dahası devrim yönetim olmakta değildir. Yönetim olmak da devrimin küçük bir halkasıdır. Esas halka, büyük halka zihniyet devrimidir. İdeolojik, düşünce devrimidir. Türkiye şimdi 15 Ağustos Atılımı’nın 37 yıllık aydınlatıcılığı karşısında bu kahramanca ve kesintisiz süren direnişin ortaya çıkarttığı aydınlatma temelinde büyük bir düşünsel değişim ve dönüşüm yaşıyor. Vicdan değişimi ve dönüşümü yaşıyor. Kişilik devrimi gerçekleşiyor. Zihniyet ve vicdan devrimi temelinde Türkiye ve Ortadoğu insanında büyük bir kişilik devrimi yaşanıyor ve böyle bir sürece girilmiştir. Tarihi, en büyük gelişme budur. Beş bin yıllık erkek egemen iktidar ve devlet sisteminden insanlığı kurtararak kendi toplumsallığı içerisinde özgür ve demokratik yaşar hale gelmesini sağlatacak büyük devrim böyle gerçekleşecek. Bu bir günde olmaz. Böyle yönetimi gasp etmek gibi değildir. Gözle de görülmez birçok şey, içten içe gerçekleşir, ama büyük bir derinlikte böyle bir devrimci değişimin, zihniyet ve yaşam tarzı temelinde değiştiğini,

dolayısıyla büyük bir Türkiye ve Ortadoğu aydınlanma devriminin, hakikat devriminin sürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

Birleşik Devrim Sitesi: HBDH 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine karşı direnmiş hareketlerin mirasını sürdürmek, o direnişleri devam ettirip zafere götürmek istiyor. 15 Ağustos atılımının 38’inci yılına HBDH nasıl hazırlanacak?

Duran Kalkan: Bir defa gerçekten de HBDH’yi yarım asırlık bu büyük devrimci yürüyüşün bir sonucu, o mirası esas alan ve başarıya götürmek isteyen bir hareket olarak görmek lazım. Bunun Kürt cephesi de böyledir; Önder Apo’nun yürüyüşü yarım asrı buluyor. PKK devrimciliği kesinlikle böyledir. Türkiye cephesi de benzerdir. Aslında HBDH’de yer alan hareketlerin kökleri hep FKBDC’de yer alanlara dayanıyor; 12 Mart darbesi karşısında direnenlere de dayanıyor. THKPC, THKO, TİKO’ya dayanıyorlar. Bunlar direndiler ya da onlarla birlikte olan hareketlerdiler. Yalnızca yarım asırlık büyük bir direnişin ortaya çıkardığı tarihi tecrübe var. Bunu görmemiz lazım. Diğer yandan 1982’den sonra Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi işlemedi ama 15 Ağustos Atılımı temelinde Kürdistan’da gelişen gerilla direnişi sürdükçe zaman zaman Türkiye’nin çeşitli örgütleriyle ilişki ve ittifaklar hep gündeme geldi. Bu temelde geçici ilişki ve ittifaklar kuruldu; tek tek örgütlerle, birkaç örgütle birlikte oldu. Bu ’80’lerin sonlarında ’90’larda oldu. Yine 2000’lerde oldu. Türkiye devrimciliği bu temelde bir önemli değişim, yeniden yapılanma yaşadı. Kendini şekillendirmeye yöneldi ve bugüne geldi. Bu konuda şunu söylemek istiyorum; HBDH’nin kuruluşuna giden süreç, böyle bir değişim ve dönüşümden oluştu. Hareketler kendilerini yenilediler, yeniden yapılandırmaya yöneldiler. Birçok örgüt parçalandı, bölündü, birçok örgüt birleşti, bir araya geldi, eski miras üzerinden yeni örgütler haline geldiler. Böylece bir yeni yapılanma kısmen oldu. Diğer yandan 12 Eylül 1980 darbesi üzerinden yükselen yönetimler AKP ile bir noktaya geldiler. AKP’nin 7 Haziran 2015 seçiminde yenilip iktidardan düşmesi ardından ise faşizm AKP-MHP ittifakı temelinde yeni bir hamle yaptı. Bu süreci iyi anlamak lazım. Böylece bu, 12 Eylül faşist askeri darbesini ayakta tutup ileri götürmeyi hedefleyen bir hamleydi. Çöktürme eylem planı diye planlar hazırladılar. DAİŞ’i türetip destek verdiler. Maxmur’dan Şengal’e, oradan Kobane’ye kadar Kürtlere saldırttılar. Türkiye’de faşizmi yıkan Kürt direnişini DAİŞ saldırılarıyla ezebileceklerini, zayıflatıp etkisiz kılabileceklerini umut ettiler. Öyle olmadığını görünce 24 Temmuz 2015’ten itibaren AKP-MHP ittifakı temelinde ABD ve KDP destekli olarak da yeniden saldırıya geçtiler. Yani DAİŞ eliyle bu işi yapamayınca Türkiye’de AKP-MHP’yi birleştirdiler. Hemen zaten faşist devletin direği olan MHP ile AKP’yi de birleştirdiler. Dışta NATO ve ABD desteği, içte KDP işbirlikçiliğinin desteğini alıp böylece PKK’yi 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren başlattıkları saldırılarla ezmek istediler. HBDH işte buna karşı kuruldu. HBDH’de yer alan örgütler, bu süreci değerlendirdiler. Biz parti olarak değerlendirdik, PKK olarak böyle bir durumda “madem karşımızdaki güç, faşist, soykırımcı, sömürgeci, diktatörlük bu kadar geniş bir ittifak yapıyor o halde biz de daha geniş bir ittifak temelinde direnişi geliştirmeliyiz” dedik ve bu temelde örgütlenmeye geçtik. Dolayısıyla bunun Kürt ulusal birliği ve dış ittifakların yanında Türkiye demokratik devrimci hareketiyle ittifaka götürülmesi önemliydi. Çünkü pratikte esas güç, Türkiye devrimci demokratik hareketiyle sağlanan ittifaktan kaynaklanıyordu. İşte HBDH’de yer alan diğer örgütler de bu süreçte yeni değerlendirmeler yaptılar. 24 Temmuz 2015’ten itibaren AKP-MHP ittifakının ABD ve KDP destekli saldırısından doğru sonuçlar çıkartmaya yöneldiler. Bu saldırı ne anlama geliyordu? Evet PKK’yi hedefliyor, ama geçmişte de PKK’yi hedefliyordu. Bugün de hedefliyor, aradaki fark nedir? PKK’yi ezerlerse ne olur, ne yaparlar diye değerlendirdiler ve şu sonuca vardılar; pratikte somut olarak hedef PKK’dir, gerçekte ise hedeflenen PKK ile birlikte nasıl ki Kürt varlığı ve özgürlüğü oluyorsa aynı zamanda Türkiye devrimci demokratik hareketidir, Türkiye demokratik devrimidir, Ortadoğu demokratik devrimidir. Eğer bu saldırı başarıya ulaşır PKK’yi ezip yok etme sonucunu elde ederse o zaman sadece Kürdistan’da değil, Türkiye ve Ortadoğu’da da sosyalizm, devrimcilik ve demokrasi adına bir şey kalmaz. Her şey kaybolur. O halde doğru anlamak, saldırıyı kendine yöneltilmiş görmek, dolayısıyla bu saldırıya karşı PKK’nin yürütmüş olduğu direnişe sahip çıkmak, PKK ile ilişkilenip ittifak kurup böyle bir imhacı faşist saldırıya karşı birleşik topyekun bir direniş geliştirmek gerekir sonucuna vardılar. Bu önemli bir değerlendirme süreciydi. Bunu herkes kendisi yaptı. Biz HBDH’yi kurarken zorlanmadık. Bir toplantı yaptık, biraz sohbet ettik, biraz da her örgüt kendi görüşünü söyledi, ayıp olmasın diye kuruluşa karar vermeyi de ikinci toplantıya bıraktık. Yoksa ilk toplantıda böyle bir ittifakın gerekliliğine katılan herkes belirtti, karar verdi. HBDH aslında bir toplantıda oluştu. Bu, tabii ki sürecin yakıcılığı nedeniyleydi. Bu zorlu

sürece ilişkin gösterilen doğru değerlendirme sonucundaydı. Ondan sonra da gerisi artık bu temelde pratiğe geçirmeye kaldı. Bir programı, bir örgüt yapısı oldu. Çok daha henüz tam örgütleyemeden ağır bir saldırıyla karşı karşıya geldik. Bütün örgütler düzeyinde hazırlıklarımız yeterli değildi. Birleşik örgütler hazırlıklarını yapmakta da zorlandık. Dolayısıyla pratik biraz zayıf kaldı. O anlaşılır bir durumdur. Nedeni belirttiğim gibidir. Fakat o kadar zorlanmaya, zayıflığa rağmen dikkat edilirse birleşik direnişte ısrar, fedakarlık, cesaret var. Herkes katılım gösteriyor. Yani geçmişte sosyalist devrimci örgütler arasında sorun denilen birçok şey ortadan kalkmış durumda. Ortaya çıkabilen sorunlar rahatlıkla çözülebiliyor. Herkes birbirini doğru anlamaya ve yoldaşça birlikte çalışıyor. Çünkü birlikte kazanılacağı net bir şekilde görüldü. Bu kesinlikle böyledir. Kürt’ün özgürlüğü olmadan Türkiye’de demokrasi diye bir şey olmayacak. Türkiye demokratikleşmezse Kürt varlığı ve özgürlüğü de olmayacaktır. Bu soykırım devam edecek. Bunu artık herkes en derin bir biçimde kavramış, özümsemiş durumdadır. Bu temelde pratik yürütüyoruz.

‘AKP-MHP’ye karşı savaşan tek güç, HBDH’dir’

Altıncı yıldayız; pratik askeri ve siyasi oldu. Öyle çok kural ve kaidemiz yoktur, bize anlayış birliği yön veriyor. Her örgüt şu kadar yapsın diye bir yaklaşım yok. Herkes ne kadar yapabiliyorsa kendi gücüyle, bir araya gelebilenler yapıyor. Ama bir mücadele var. Bu beş buçuk yılda gerçekten de Türkiye ve Kürdistan’da AKP-MHP faşizmine karşı direnen, savaşan tek güç Halkların Birleşik Devrim Hareketi’dir. O direnişte özellikle Kürdistan cephesi yüzlerce, binlerce şehit verdi. Buna Türkiye devrimciliği de katıldı; onlarca şehit verdiler yoldaşlar Karadeniz’de, Kürdistan’da, metropollerde, Rojava’da, Medya Savunma Alanları’nda. Hemen her yerde direnişin dışında kalmadılar. Bulundukları yerde bu antifaşist cepheye karşı birleşik devrimci demokratik direnişin içerisinde büyük bir cesaret ve fedakarlıkla yer aldılar. Şu kanıtlandı; HBDH bu AKP-MHP faşizminin alternatifidir, HBDH sonuna kadar direnecektir, direnmenin gerektirdiği cesaret ve fedakarlığı gösterecek, bedeli ödeyecek, Türkiye’nin geleceğini HBDH yaratacak. Bu kesinlikle böyledir ve netleşmiştir, açığa çıkmıştır.

Şimdi HBDH, 15 Ağustos Atılımı’nın 37’inci yıldönümünü bu temelde karşılıyor, 38’inci büyük gerilla yılına böyle giriyor. Bu tabii 38’inci kesintisiz gerilla yılı olduğu gibi Türkiye’de başlayan gerillacılığın elli yılıdır; 1971-2021 yılları arasındaki mücadele dönemini kapsıyor. Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin, Sinanların silahlanıp dağa çıktıkları, gerillaya yürüdükleri dönemin ellinci yıldönümündeyiz. Böylece yürüyen bir direniş var, yarım asırlık büyük bir direniş, kahramanlık direnişi var. HBDH şunları iyi birleştirdi; 12 Mart 1971 darbesi karşısında THKPC, THKO, TİKO temelinde gelişen direnişle 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesine karşısında 15 Ağustos Atılımı temelinde PKK’nin geliştirdiği direnişi birleştirdi. Bunu birleşik bir devrime dönüştürdü, ortak hedeflere bağladı, stratejik hedeflere, ortak mücadele yöntemlerine bağladı. Gerilla direnişi bunun öncüsüdür, esas savaşımız öz savunma savaşıdır. Kadın ve gençlik öncülüğü bu birleşik mücadeleyi yaratan ve yürüten güçtür, bütün örgütlerin anlayış ve pratik olarak esas aldıkları durum budur.

Bir de kardeşliği bu direniş geliştiriyor. Faşizm Türkiye’de bu kadar linç etmeye, düşman etmeye, ırkçı, şoven, milliyetçiliği geliştirerek insanları birbirine karşı çıkartmaya çalışıyor. Parçalayarak, bölüp ezerek egemenliğini sürdürmek istiyor. Ama buna karşı halkları birleştiren, kardeşleştiren, kadın ve gençliği bilinçlendirip cesaretlendirerek örgüte ve eyleme çeken, işçi ve emekçilere umut veren, her alanda AKP-MHP faşizmine karşı eylem yapan Halkların Birleşik Devrim Hareketi oluyor. Bu hareketin temeli sağlamdır. Çünkü bu hareket yarım asırlık geçmişin özünü, özgürlüğünü ve demokrasisini temsil ediyor. Aynı şeyler 38’inci 15 Ağustos yılında daha güçlü ve etkili bir biçimde sürecektir. Kesinlikle kararlılığımız bu temeldedir. Bütün katılan örgütler ve dostlarla anlayış birliğimiz tamdır. Bu konuda en küçük bir pürüz yoktur. Bizim sorunumuz örgütü ve eylemi geliştirme sorunu, pratikleşme sorunudur. Her alanda bu yönlü çalışıyoruz. İmkanlar, fırsatlar yaratarak pratiği daha çok büyütmeye çalışıyoruz. 38’inci yılda bunu daha da arttıracağız. Daha güçlü savaşacağız, daha büyük kazanacağız. Bunu Kürdistan’da yaptığımız gibi Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de yapacağız. AKP-MHP faşizmini Neron gibi Türkiye’yi yakmak da kurtaramayacak, İttihat ve Teraki gibi soykırımcılık da kurtaramayacak. Bunu herkes bilmelidir. Dün biri “ABD Taliban’ı AKP’nin başına sardı, Tayip’in ipini herhalde Taliban çekecek” diyordu. Biz bırakmayacağız. Tayip’in ipini Taliban çekmeyecek. HBDH faşizmi yıkacak, halklarımızı özgürleştirecek.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*