Duran Kalkan: “HBDH olarak 5 yıldır savaş halindeyiz”

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber TV’de katıldığı Özel Program’da, 14 Temmuz Büyük Ölümü Orucu Direnişi’nin 39. yıl dönümü vesilesiyle önemli değerlendirmelerde bulundu:

TECRİT SÖMÜRGECİ SALDIRGAN BİR UYGULAMA

Öncelikle Önder Apo’yu ve İmralı direnişini saygıyla selamlıyorum. Önderliğin fiziki özgürlüğü için zindanlarda 225 gündür devam eden direnişi de selamlıyorum. Gerçekten zindandakiler tam da 14 Temmuz ruhunu yaşıyor, yaşatmaya çalışıyor. Bunu görüyoruz. Tecrit faşist soykırımcı sömürgeci saldırgan bir uygulama. İmralı’da tecridin varlığı bunu gösteriyor. Tabii tecrit aslında yeni de değil. 23 yıldır benzer durum var. Gerçi bazıları bunu 22 yıl diye ifade ediyor ama 22 yıl 5 ayın dolmasına 5 gün kaldı. 5 ay az değildir zindan için. İmralı’da değil 5 ay, 5 saniyenin bile çok büyük bir anlamı ve önemi var. Belli ki öyle söyleyenler, 5 ayı hiç hesaba katmıyor. Dolayısıyla düz geçebiliyorlar. Böyle olmamak lazım tabii. Duyarlı olmak gerekli. Bunu ifade etmemiz lazım. Çünkü bir mücadele olayı bu. Dolayısıyla bütün yaklaşımlar, tutumlar mücadelenin nasıl ele alındığını ortaya koyuyor, gösteriyor. Tecrit, Türkiye’deki ve dünyadaki durumu yansıtıyor aslında. Demokrasi yok, özgürlükler yok. Özgür yaşam yok, saldırı var. Faşist baskı ve terör var. Soykırım var, bunu ortaya koyuyor. Aslında İmralı tecridi deyip geçmemek lazım. Bu bakımdan bir gerçekliği ortaya koyuyor.

TECRİDE KILIF UYDURULUYOR

Bu da sadece ulusal düzeyde değil, Kürtler için, Türkiye’nin durumu açısından değil, bölge ve küresel düzeyde dünyanın durumunun anlaşılması açısından İmralı tecridi önemli bir gösterge. Onu ele almamız lazım. Yani tecrit için gösterilen gerekçeler bahanedir. Uydurma bahaneler. İşte bilmem yol haritası hazırlanmış da onun için. Bundan 12 yıl önce 15 Ağustos 2009’da bizzat yönetime teslim edilmiş bir değerlendirmeden dolayı bir disiplin cezası veriliyormuş da tecrit uygulanıyor. 12 yıldır neredeydiniz peki? Bir de sanki illegal bir çalışma olmuş. Bu kamuoyuna en açık çalışmaydı ve sonuçları da hükümete verildi. Yani şimdi bu cezayı verdim diyen güce verildi. Bir başka yere değil. Bunların bir gerekçe yaratma, bahane uydurma olduğu açık. Yani aslında kılıf uyduruyor, bahane yaratılıyor. Öyle görmemiz gerekli.

İMRALI’DA BÜYÜK BİR MÜCADELE VAR

Şimdi şunu anlamak lazım İmralı’da ne yaşanıyor? İmralı’daki baskı, işkence durumu bu tecrit dediğimiz durum neyi ifade ediyor? Kürtler açısından, Türkiye halkları açısından, Ortadoğu ve dünya açısından, insanlık açısından, kadınlar ve gençler açısından ne ifade ediyor? Nasıl bir mücadele var orada. Onu anlamak gerekli. Büyük bir mücadele var. Bu net. Yani saldırı ne kadar büyükse, ne kadar uydurma gerekçelerle, bahanelerle ama en ağır işkence biçiminde yürütülüyorsa buna karşı direniş de o kadar derindir, büyüktür, anlamlıdır, önemlidir. Bu bakımdan İmralı direnişini doğru anlamak lazım. Biz onu anlamaya çalışıyoruz. Bu temelde de orada süren mücadelenin bir devamı dışarıda sürüyor. Dört parça Kürdistan’da, Türkiye’de, yurt dışında, dünyanın dört bir yanına yayıldı bu mücadele. Önder Apo’nun duruşu, tutumu, kadınlar, gençler, halklar, insanlık tarafından daha doğru anlaşılmaya ve ona daha güçlü sahip çıkılmaya çalışılıyor. Bu temelde de Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen mücadele her yerde yayılıyor. Bu aynı zamanda Kürtlerin özgürlük mücadelesi, kadınların özgürlük mücadelesi, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşme mücadelesi oluyor. Yani bunlardan ayrı bir Önder Apo’ya fiziki özgürlük mücadelesi yoktur. Bu kadar iç içe geçmiş. Herkes, Önder Apo’nun şahsında Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleme temelinde aslında kendi özgürlüğü için, demokratik yaşamı için bu dünyanın insanca yaşanılır bir alan haline getirilmesi için mücadele ediyor. Bunu anlamak lazım, önemsemek gerekli. Bu temelde de mücadeleyi doğru anlamak, daha çok bütünleştirmek, daha güçlü geliştirmek lazım. Biz bu vurguyu bir kere daha bu vesileyle yapabiliriz. Bu anlamda Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen Dem Dema Azadiyê Ye hamlemize katılan; Önder Apo’ya anlamaya ve onun temsil ettiği özgürlük ve demokrasi mücadelesine katılmaya çalışan herkesi selamlıyor, başarı dileklerimizi ifade ediyoruz.

40 YILA YAYILMIŞ BİR KARAR VE DURUŞ

Büyük kararın ve direnişin 39. yıl dönümünü yaşıyoruz. Hareket olarak, Kürt halkı olarak, devrimci demokratik güçler olarak. Bu çok önemli bir durum. 40. yıla giriyoruz. 40 yıla yayılmış bir karar var, duruş var. Etkisi hiç azalmadan devam etmiş, canlı, bugüne ışık tutan, yol gösteren bir eylem var, direniş var ortada. Bunu görüp anlamamız önemli. Şunu başta vurgulamak lazım; 14 Temmuz büyük bir karardı. Aslında 1982 Newroz’unda Mazlum Doğan’ın verdiği kararın Mayıs ortasında Ferhat Kurtay ve Dörtler’in onu daha güçlü bir eyleme dönüştürdüklerini, kararın yani işte ozanın dediği gibi mührün kanla vurulması gibi bir Zafer Kararı’na, tarihi bir dönemeci oluşturma kararına ulaştırılmasıdır. Bunu görmek gerekiyor. Bu ne kararıdır? Var olma kararı, özgür yaşama kararı, insanlığı var etme, ayakta tutma kararı. Kemal Pir dedi ya özgür yaşamı uğruna ölecek kadar sevme kararı. Bu temelde Kürtler ne anladılar buradan? Her türlü baskıya, zulme, yok etmeye, sömürgeciliğe, soykırıma, onursuzlaştırmaya, kimliksizleştirmeye karşı bir duruş, bir karar, bir onurlu yaşam kararı, bir ulusal karar, bir ulusal onur kararı oldu.

DAHA GÜÇLÜ SAVAŞ, DAHA BÜYÜK KAZANMA

14 Temmuz’a Kürtler ulusal onur günü dediler. Ulusun onurunu koruma, özgür insanlık ailesine Kürtleri de bir halk olarak katma kararı, direnişi. Bu temelde öncelikle Önder Apo’nun tüm yoldaşları halkımızın Ulusal Onur Günü’nü kutluyorum. Bu 39. Ulusal Onur Günü oluyor. Böyle bir günü yaratan Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz, Ali Çiçek yoldaşları, onların şahsında tüm özgürlük mücadelesi şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. 40. yılda 14 Temmuz’un direnişinin temsil ettiği ulusal onur çizgisinde Hareket ve halk olarak daha güçlü savaşacağımızı ve daha büyük kazanacağımızı ifade ediyorum. Bu yıl dönümü bizim için bunu ifade ediyor.

BÜYÜK BİR İDEOLOJİK ZAFER KAZANILDI

39 yıldır 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi için çok şey söylendi. Aslında bu direniş, 1982 zindan direnişinin finali idi. Newroz’da Mazlum Doğan’ın başlattığı, Mayıs’ta Ferhat Kurtay ve arkadaşlarının geliştirdiği direnişin finali, zafere taşınması ki 12 Eylül faşist askeri rejimi karşısında büyük bir ideolojik zafer kazanıldı. Bir çizgi haline getirilmesi, bilinç, irade, inanç, ülke ve halk bağlılığı, özgür yaşam tutkusu çizgisi haline getirmeyi, Kürdistan özgürlük devriminin anlayış ve tarzını yaratmayı ifade etti. Somutlaştırdı yani. Newroz’dan başlayan direnişi, bir çizgi halinde somutlaştırdı. Fedai çizgisini ortaya çıkardı. Yani işte gerçekten de zorlukları yenme, engelleri aşma çizgisini ortaya çıkardı. Karasu arkadaş çok değerlendiriyor. Kürdistan Devrimi’nin tarzını yarattı, diyor. Bu da her türlü zorluğa ve engele karşı hiçbir maddi imkana dayanmadan, sadece bilinçle, iradeyle, inançla, bağlılıkla, yaratıcılıkla çalışmak ve kazanmak tarzı yani. 14 Temmuz böyle bir mücadeleydi. Sonuçta kazanan direnişçiler oldu tabii. 12 Eylül faşist askeri rejimi ilk büyük yenilgisini Amed’deki zindanda 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi karşısında yaşadı. Bunu Kenan Evren itiraf etti. Bunu gününüzün faşist şefi Tayyip Erdoğan itiraf etti. Yani öyle bir direniş ki ya karşıtı üzerinde, düşmanı üzerinde de saygınlık yaratıyor, oluşturuyor. O yenilgilerini itiraf edecek, direnişin büyüklüğünü kabul edecek bir noktaya getiriyor onları.

BİR ÇİZGİ YARATTI, BÜYÜK BİR HAREKET OLUŞTURDU

İşte 14 Temmuz böyle tarihin en büyük özgürlük eylemlerinden birisi. Bir çizgi yarattı, büyük bir hareket oluşturdu. Bir demokratik ulus demokratik toplum yarattı. Mensupları tarafından böyle bir gelişmeye yol açtığı gibi, karşıtları tarafından da saygıyla karşılanacak, saygı duyulacak bir etkide bulundu. Dolayısıyla bu çok önemli. Hiç bitmeyen etki böyledir. Dikkat edelim PKK, PKK öncülüğünde kadınlar, gençler, gerilla, Kürt halkı… 15 Ağustos 1984 Atılımı ile bir gerilla hareketine dönüştü. Yani giderek Türkiye demokrasi mücadelesi, Ortadoğu’da demokrasi hareketi, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nin derin etkisi altında gelişti. 39 yıldır parti ve halk bu çizgide mücadele ediyor ve kazanıyor. 39 yıldır Kürdistan’da yürütülen özgürlük mücadelesinin hepsi üzerinde 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişinin etkisi vardır. Özgürlük adına kazanılan her türlü değerde 14 Temmuz Büyük ölüm orucu direnişinin payı en fazladır, belirleyici düzeydedir. Temeli o attı çünkü. Kararı orada verildi. Oradan sonra gerillaya dönüştü. İşte 15 Ağustos’ta serhildana dönüştü. 90’da kadın özgürlük devrimi haline geldi. Gençliği yeniden yarattı, harekete geçirdi.

BÖLGESEL DEMOKRASİ HAREKETİ’Nİ ORTAYA ÇIKARDI

Demokratik ulusu ortaya çıkardı. Rojava Devrimi’nden bugün Ortadoğu’da her türlü gericiliği, DAİŞ ve El Kaide gericiliği başta olmak üzere AKP-MHP faşist diktatörlüğünü de yenilgiye uğratarak yeni bir Ortadoğu yaratmayı hedefleyen bir Bölgesel Demokrasi Hareketi’ni ortaya çıkardı. Bunların hepsinin altında 14 Temmuz direniş gerçeği var. Bilinçli olarak, karar olarak, irade olarak, inanç olarak. Bir de bir zafer eylemi tabi. Başarı kazandı. Düşmanı yenilgiye uğrattı. Bunlar çok önemli hususlar. 39 yılın ayrıntılı dökümünü yapabilir insan. Fakat burada onu yapabilecek durumda değiliz.

Yıl dönümü vesilesiyle bir bu çizgiyi iyi anlamalıyız. Parti öncülüğü olarak, gerilla, kadın, gençlik hareketi olarak, tüm halk olarak aslında devrimci demokratik güçler olarak ve bir yıl dönümü vesilesiyle bu çizgi temelinde 14 Temmuz direniş ve zafer çizgisi temelinde kendimizi sorgulamalıyız. Eleştirel, özeleştirel sorgulamadan geçirmeliyiz, yeniden yaratmalıyız. Mücadeleyi 14 Temmuz ruhu ve çizgisinde yürütür hale getirmeliyiz kendimizi. Bu önemli tabii.

AKP-MHP DİKTATÖRLÜĞÜNÜ DE YIKIMA GÖTÜRECEĞİZ

Bu büyük direnişin 40. yılında 39 yıla denk ve hepsini karşılayacak büyük bir mücadeleyi 14 Temmuz çizgisinde var etmeliyiz. Bizim yaklaşımımız bu. Böyle yaklaşıyoruz. 40. yılda 14 Temmuz çizgisinde 14 Temmuz direniş ve zafer ruhuyla, çizgisiyle mücadele ederek daha büyük kazanacağımızı ifade ediyoruz.

Nasıl ki 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi, 12 Eylül faşist askeri rejiminin ideolojik olarak yenilgiye uğrattı ise 40. yılda 14 Temmuz çizgisinde yürüteceğimiz mücadeleyle günümüzün 12 Eylül faşizmi olan AKP-MHP faşist diktatörlüğünü de yıkıma götüreceğiz. Kararımız bu, yaklaşımımız bu. 14 Temmuz çizgisinde mücadele edilirse bu sonucun alınacağı da kesindir. Yani buna sonuna kadar inanmak gerekli.

40. YIL BİR DÖNEMEÇ OLACAK

Bu temelde bir kere daha halkımızın yoldaşların Ulusal Onur Günü’nü kutluyorum. 14 Temmuz Ulusal Onur Günü’nün her alanda yaygın coşku içerisinde, 14 Temmuz direnişçilerin büyük moral ve coşkusu temelinde yaşanması çağrısı yapıyorum. Yine 40. Direniş Yılı’na 14 Temmuz çizgisinde daha güçlü girme, AKP-MHP faşizmini Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen Dem Dema Azadiyê Ye hamlemizi zafere götürme temelinde bir mücadeleyi geliştirmeye çağırıyorum. Bunu gerçekleştireceğimize inanıyorum. Yani bu 40. yılda bir dönemeç olacak. Çünkü 40 yıl gerçekten de az değildir. 40 yaş. Az değil. Büyük direnişin 40. yaşına geliyoruz. Bu da bir dönemeç. AKP-MHP faşizminin yıkılarak Türkiye’de demokratikleşmenin gelişeceği bir yıl olacağına inanıyorum. Nasıl ki 40 yıl önce bu büyük direniş 12 Eylül karanlığını parçaladı, Kürdistan Türkiye’yi aydınlattıysa şimdi 40. yılda bu çizgide yürütülecek direniş de AKP-MHP faşizmini yıkarak Kürt özgürlüğünü ve Türkiye demokratikleşmesini geliştirecek.

ROJAVA DEVRİMİ İNSANLIK İÇİN ÇIĞIR AÇTI

Rojava Özgürlük Devrimi’nin de 10. yılına giriyoruz. 10 yaş da önemli. İşte 40 yaşının öneminden söz ettik. 10 yaş da önemli. Şuna inanıyoruz: 10. yıl devrimci gerçekliği daha derinden değerlendirildiği, sorgulandığı, bilince çıkartıldığı, devrimci gelişmelerin daha güçlü bir hamle temelinde yaşandığı bir yıl olacak. Öyle de olması gerekiyor. Bir dönemeçtir ve gerçekten de bu devrim neydi, ne değildi, nasıl gelişti, neler yarattı, gibi sorular temelinde köklü bir sorgulama ve daha derinden bu özgürlük devriminin bilincine varmak yaşanacak. Bunu kuşkusuz Rojava Özgürlük Güçleri yapacak. Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye halkımız, halklarımız yapacak. Fakat bütün Kürtler yapacaklar. Bütün parti hareketi olarak yapacağız. Aslında bütün halklar, devrimci demokratik güçler yapacaklar. Çünkü Rojava Devrimi, yerel bir devrim değildi. Aslında bir toprak parçasında gelişti ama bu doğrudan işte Suriye ile ilişkili olduğundan daha çok Kürdistan özgürlük devrimi ile ilişkiliydi. Ortadoğu’daki demokratik gelişmelerle ilişkiliydi ve insanlık için bir çığır açtı. Aydınlatıcı oldu. Dolayısıyla herkes için 10. yılın yeniden bir değerlendirme, sorgulama, daha derin bilince çıkartarak, bu devrime yol açan Önderlik çizgisi temelinde devrimi daha güçlü planlayıp yürütme süreci olsun istiyoruz. Bu temelde karşılıyoruz Rojava Devrimi’nin 10. yıla girişini. Bu temelde de selamlıyoruz. Başarılarını kutluyoruz. Şilan ve Xebat yoldaşlar şahsında tüm kahraman şehitlerini saygı ve minnetle anıyoruz. Yani Rojava Devrimi gerçekten de üzerinde çok durulması doğru anlaşılması gereken bir devrim.

İYİ ANLAMAK, İYİ SAHİPLENMEK GEREKİR

Rojava Devrimi’nin 10. yıla girmesi önemli. Büyük bir başarı böyle bir devrimin, bazı alanlarda işgal edilmiş olsa da, 10 yıl böyle kendini sürdürebilmiş olması önemli. 10 yılda hangi gelişmeler yaratıldı, neler sağlandı? Bunlar da önemli işlerdi. Yani DAİŞ gibi bir güç yenildi. Bir defa sadece DAİŞ değil, El Kaide benzeri bütün AKP-MHP faşizminin kullandığı radikal gruplar yenilgiye uğradılar Rojava Devrimi karşısında. Bu bile başlı başına çok önemli bir durumdu. Kürtler açısından, bölge halkları açısından, insanlık açısından büyük büyük bir özgürlük savaşıydı, savunmaydı. İyi anlamak ve bir de iyi sahiplenmek de gerekiyor. Yani 10 binden fazla şehit verdi. Kürt halkı, Rojava halkımız uluslararası düzeyde halkların öncü gençleri, kızları ve oğulları enternasyonalist savaşçı olarak buraya katıldı. Yani şimdi tabii ortaya çıkan sonuçlara doğru sahip çıkabilmek gerekli.

DAİŞ’E KARŞI SÖZ REQA’DA SÖYLENMELİ

Mevcut durumda hiç yani bu savaşa katılmamış, hatta DAİŞ yanında saf tutmuş, DAİŞ’e egemen kılmak için çalışmış olanlar şimdi bu sonuca sahip çıkmaya çalışıyorlar. Roma’da toplantı yaptılar. Bu tabii çok tehlikeli bir durum. Yanlış bir durum. DAİŞ’e karşı bir söz söylenecekse Reqa’da söylenmeli. Niye başka yerlerde söylüyorlar? Roma da neymiş? İtalya’yı kınadık. DAİŞ’e karşı ne yaptı ki DAİŞ’e karşı mücadelenin ev sahipliğini yapıyor. DAİŞ’in başkenti nereydi? DAİŞ nerede yenildi? Bir defa bunu görmek lazım. Bu bakımdan da tabii bu tür güçlerin eline vermemek gerekli. DAİŞ’e karşı mücadeleyi doğru anlamak ve sonuçlarına yeterli düzeyde sahip çıkabilmek gerekli. Sürdürebilmek lazım o mücadeleyi ama aynı çizgide tabi. Şimdi durum bir boyutuyla böyle.

PKK OLARAK ROJAVA’DA DAYATMADA BULUNMADIK

Rojava için çok şeyler söylenebilir, söyleniyor. Biz çok şey söylemedik şimdiye kadar. Herkes de söylüyor. En az bize konuşma hakkı veriyorlar. Fakat şunu söyleyebilirim. PKK olarak biz hiçbir zaman şöyle bir dayatmada olmadık. Yani Rojava’da her şey PKK’nin istediği, dediği gibi olacak, PKK çizgisinin gereklerine göre olacak gibi böyle bir dayatmamız olmadı elbette. Yani Önder Apo’nun düşünceleri Rojava Devrimi’ni hazırladı da gerçekleştirildi. Bugüne kadar da devrimin ayakta tutan gerçeklik oldu. Bunu hiç kimse de inkar edemez. Fakat bu durum herkes için de geçerli olmalı. Yani hiç kimse Rojava’daki durum bizim istediğimiz gibi olsun dayatmasına bulunmamalı. PKK’ye çık git dememeli. Yani günümüzün modası bu olmuş. Rojava’da, PKK çıksın, diyorlar. Bakur ve Başûr’da diyorlar. Zaten Rojhilat PKK’yi almıyor bile. Yani tuhaf bir durumdur. Çıksın da nereye gidecek bu PKK? Halbuki bütün bu gelişmelere yol açan PKK’nin düşüncesi ve eylemi. Çıksın, yarattığı bana kalsın, demeye geliyor. Bu hırsızlıktır, baskıdır, yağmadır, çalmadır.

HİÇ KİMSE DE PKK’YE DAYATMADA BULUNMAMALI

Hiç kimse böyle bir dayatmada da bulunmamalı. Biz hep ittifaklarla yürümeye açık olduk. DAİŞ karşısında kurulan geniş ittifakı gerçekten önemsedik. Kendi adımıza dayatmada bulunmadan birçok değeri Rojava yönetimine, özgürlük güçlerine karşılıksız verdik. Çünkü mücadeleyi önemsedik, ortaya çıkan ittifakı önemsedik. İstiyoruz ki devrimci gelişme hep bu temelde olsun. Yani herkes biraz böyle yaklaşsın. Rojava da kendi gerçekliğini bu temelde yürütsün. Fakat bazı güçler öyle yapmıyorlar işte. Yani hep el koymak isteyen bir şey var. Bir değer mi yaratılmış Rojava’da, tarihi olarak bunu ele geçirmek için yoğun bir kavga var. Siyasi, askeri, psikolojik kavga. Bunu görüyoruz. Demokratik kurallar çerçevesinde yürütülür ise bu mücadeleye de bir şey demiyoruz. Demokratik teamüller bir yana bırakılarak, iş zora, şuraya buraya getirilirse her şey benim istediğim gibi olacak denilirse böyle olmaz. Yani ilgili bütün güçler açısından bunu açıkça ifade ediyorum. Durum ciddi çünkü biz de mevcut durumu iyi takip ediyoruz.

BÖLGESEL VE ULUSLARARASI BİR DEVRİM

Rojava Devrimi’nin yarattığı gelişmeler değerlendirilir. Herkes tartışıyor, ben de onlar için çok bir şey demiyorum ama bir ışık oldu tabii bir özgürlük ışığı, bir irade oldu. Kadın özgürlüğü temelinde, kadın kurtuluşu için gerçekten de çok önemli bir deneme oldu. Kadın özgürlüğü temelinde toplumsal özgürlüğün ve demokratik sistemin geliştirilmesi için önemli bir deneme. İlgi çekti bütün dünya halkları açısından, işçi ve emekçiler açısından, devrimci demokratik güçler açısından. Katıldı birçok çevre. Gerçekten de bölgesel ve uluslararası bir devrim oldu. Karakteri budur. Yani öyle yerel değil, kesinlikle öyle görmemek lazım. Zaten buna yol açan çizgi de yerel değildir. Küresel demokrasi öngören, özgür ve kardeşçe yaşamı öngören bir çizgi. Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik modernite çizgisi, dünya demokratik konfederalizmini öngören, hedefleyen çizgiyi bunu ifade ediyor. Bu temelde birçok ilki başardı, önemli adımlar atıldı. Birçok zorluk yenildi. Tabii büyük mücadeleler ederek, şehitler verilerek. 10 yıl yaşaması böyle iddiasını sürdürmesi, koruması, ayakta kalması da aslında büyük bir başarı, gelişme.

TOPLUMA MAL EDİLMESİNDE ZAYIFLIK VAR

Sürekli kılmak, sürekli bir devrim geliştirmek, her anı yeni devrimler ile devrimci hamlelerle yürütmek de gerekli. Bu anlamda hem çizgiyi doğru anlayıp uygulamaya hem de gerçekten de sadece benim olsun dayatmasından çıkarak birlikte hepimizin olsun yaklaşımıyla yürütme, bunu da doğru ele alıp geliştirmeye ihtiyaç var. Bu anlamda siyasi ilişkileri, dengeleri geliştirmede, ittifaklar doğru oluşturup yürütmede zayıflıklar olabiliyor. Sorunlar var. En önemlisi toplumun eğitimi ve örgütlenmesinde zayıflıklar var. Başka yerlere göre daha fazla, gelişmiş gibi görünüyor ama devrimin çizgisini bu devrimin var eden ruha ve anlayışa göre devrimin topluma mal edilmesinde zayıflık var. Toplumun özgürlük ve demokrasi çizgisinde eğitimi ve örgütlenmesi, dolayısıyla devrime katılımı devrimi sahiplenmesi de zayıf.

DAHA ÇOK EĞİTİCİ VE ÖĞRETİCİ OLMALI

Rojava’ya öncülük edenler daha çok eğitici ve örgütlü eğitici olmalılar. Kadın katılımı önemli. Önemli bir katılım da var fakat daha yaratıcı ve aktif olunması gerekiyor. Gençlik katılımında zayıflıklar var. Gençlik öncülük rolünü oynayamadı. Bu düzeyde kendini eğitip örgütleyemedi Rojava gençliği. Sokak eylemleri oluyor, gençlik sokağa dökülüyor. Bu devrime öncülük yapmak değildir. Yani ona ideolojik siyasi çizgi verme, bu temelde toplumu eğitip geliştirmek gerekiyordu. O bakımdan zayıflıklar var.

ÖZÜ, ZİHNİYET VE VİCDAN DEVRİMİDİR

Biraz bürokratik siyasete kayma çoktur. Onu önemsemek, fazlası ile enerjiyi ve zamanı oraya harcama bu işi yürüten öncülükte çok ortaya çıkıyor. Halbuki tüm enerji ve zamanın toplumun eğitimi ve örgütlenmesine verilmesi gerekiyor. Ekonomik olarak, siyasi olarak, savunma olarak, sosyal olarak eğitimin örgütlenmesi, toplumun kültürünün, ahlakının geliştirilmesi önemli. Çünkü bu devrimin özü, zihniyet ve vicdan devrimidir. Yani zihniyet ve yaşam tarzı devrimi, diyoruz. Hakikat devrimi buydu. Demokratik modernite çizgisi böyle bir devrim öngörüyor.

PARAYLA, ZORLA OLMAZ

O halde zihniyet ve vicdan devrimi yaptırtacak, zihniyet değişimini, yaşam tarzı değişimini, ideolojik değişimi geliştirecek bir derinleşme olmalı. Bu da tabii ki eğitimle olur, örgütlenmeyle olur. Başka şey şeyle olmaz. Parayla olmaz. Zorla olmaz. Başka güçlerden yardım istemekle olmaz. Tam tersine toplumun eğitimi, örgütlenmesi toplumun bilinçli ve inançlı, örgütlü öz gücünün ortaya çıkartılarak bu temelde bir toplumsal hareketin yaratılması ile olur. İnanıyoruz onuncu yılda en çok bunlar tartışılacak. Devrim bu temelde derinleşerek sürecek. Bu temelde 9. yıl dönümünde Rojava Özgürlük Devrimi’nin şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, 10. yıla girişini selamlıyor, tüm Kuzey-Doğu Suriye halklarına üstün başarılar diliyorum.

SURUÇ’A GİDİŞ, OLDUKÇA ANLAMLI VE ÖNEMLİYDİ

Suruç Katliamı, 20 Temmuz 2015’te oldu. Kobanê zaferi ile 7 Haziran seçim sonuçları birleşince büyük bir devrimci hava çıktı ortaya, yeni bir enerji oluştu. Heyecan ve coşku gelişti. Bu temelde Kobanê direnişini anlama ve Rojava Devrimi’ni bir yerde kendi devrimi gibi görme anlayışı, Türkiye’de kadınlarda, gençlerde emekçilerde çok fazla gelişti. Dolayısıyla ilgi çok oldu. Kobanê direnişinde de katılındı. Ardından da Kobanê zaferi üzerinde de devrimin inşasına katılmak, biraz da onu Kürdistan’ın diğer parçalarına, Türkiye’ye, Ortadoğu’ya yaymak hedefiyle Rojava’ya koşuşlar olduğu. Suruç’a gidiş öyleydi. Oldukça anlamlıydı. Önemliydi. Gerçekten de o bilince ulaşmak lazım.

BUNUN ÖNÜNÜ ALMAK İÇİN KATLİAM YAPILDI

Düşman buna ulaştı. AKP faşizmi herkesten önce buna ulaştı ve bunun önünü Suruç’ta olmak üzere o vahşi katliamı yaptı. Bir darbe gibidir. Ardından da devam etti. Yani Suruç Katliamı, tekil bir katliam değildir. 21 gün sonra, 22 Temmuz’da Ceylanpınar komplosu dendi. Aslında Gladyo’nun uyguladığı bir şeydi. Ardından yeni bir ABD-AKP ittifakı oluşturuldu. 24 Temmuz’da sözde DAİŞ’e karşı ikinci koalisyon diye bir uydurma geliştirildi. ABD ile TC, yani DAİŞ’e karşı harekete geçiyoruz, diye TC uçakları PKK’ye saldırı başlattı. Bugüne kadar sürüyor. Onun da 6. yıl dönümü. 6 yıldır böyle bir ABD destekli topyekun faşist soykırımcı saldırı yürütülüyor. PKK’ye karşı. Kürt halkına karşı, Kürdistan özgürlük devrimine karşı. Bu açık bir gerçek ve hiçbir kural, ölçü tanınmadı burada. Bunu görmek lazım. Bu durum, işte 30 Ekim 2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısının kararlaştırdığı ‘Çöktürme Planı’ denen soykırım planının, katliam planının uygulanması oluyor. Bunu görmemiz gerekli. İşte dava konusu ediyorlar, yargılama konusu ediyorlar. Kobanê’ye verilen destekler şu bu. Şimdi aslında her şey o belgeye bağlı, oradan gelişti işte. Devam etti de yani. Önder Apo, darbe mekaniği işliyor, dedi. Türkiye’de gerçekten öyle oldu. Aslında 20 Temmuz bir darbeydi. 24 Temmuz bir darbeydi. 10 Ekim’de Ankara’da da aynı katliam yapıldı. Bunlar da DAİŞ katliamı dendi ama hepsi MİT katliamıdır. MİT ve AKP sorumlu. Suruç Katliamı’ndan da 10 Ekim 2015 Ankara Gar Katliamı’ndan da. Arkasından bu katliamlara dayanarak 1 Kasım’da sözde seçim yaptılar ve AKP yeniden iktidarı gasp etti. 7 Haziran’da kaybettiği iktidarı sözde yeniden kazandı. Neyle, bu katliamlara dayanarak darbelere dayanarak kazandı. Bu darbe süreci kendisini nereye götürdü? O 15 Temmuz 2016 darbesine götürdü. Darbe girişimi yani.

MHP’YE DAYALI AKP DİKTATÖRLÜĞÜ KURULDU

Dikkat edelim. Bir darbe süreci işliyor. Baskı süreci sonunda bugünkü AKP-MHP ittifakı ve faşist diktatörlüğü ortaya çıkartıldı. Yani o 15 Temmuz sözde darbe girişimi denen de bu oldu. Niye yapıldı? Devrimci demokratik hareket, PKK’nin üzerine gelindi bu saldırılarla. Demokratik siyaset etkisiz kılındı. MHP ile ittifakın önü açıldı. Ardından diğer ortakları da 15 Temmuz 2016 darbesi denen şeyde dışlanarak tam bir MHP’ye dayalı AKP diktatörlüğü kuruldu. Yani bunların birbiriyle bağı var. 15 Temmuz 2016’dan itibaren ortaya çıkan yönetim bir anda kendi başına olmadı. AKP-MHP ittifakı ve bugünkü faşist diktatörlük bir anda ortaya çıkmadı. Dolayısıyla yani 15 Temmuz darbesi için ne demişti Tayyip Erdoğan? Tanrı’nın lütfu gibi demişti. Bu işler Tanrı’nın lütfu değil, Tayyip Erdoğan’ın düzenlemeleri. Ya da işte artık Türkiye’yi kim yönetiyorsa onların düzenlemeleri sonucunda Tayyip Erdoğan’a yönetimin açılması oldu.

CHP-İYİ PARTİ İTTİFAKI MUĞLAKTIR, BELİRSİZDİR

Ne ile oldu bu? MHP desteğiyle oldu. MHP komutasında oldu. Sonunda da birçok güç destek verdiler. Aslında öyle bir hava yarattılar ki, bir tarafı ezip yok ederek bazı güçlerin uzlaşması temelinde yeni bir rejim ortaya çıkardılar. Bunun iktidarı AKP, MHP ittifakı, Cumhur İttifakı oldu. Muhalefeti CHP-İYİ Parti ittifakı, Millet İttifakı deniliyor. Yenikapı ruhu denen şeyle sözde yeni bir sistem oluşturuldu, iktidarı ve muhalefetiyle. Fakat öyle bir şey yok aslında. Evet, Cumhur İttifakı’nın iktidar olduğu doğru ama Millet İttifakı muhalefet mi, iktidar mı bu belli değil. Şu anda bakarsak AKP-MHP ittifakının muhalefeti, HDP ve diğer demokrasi güçleri. Yani Millet İttifakı dışındaki güçler, muhalefet edenler onlar, alternatif olan onlar. Bu CHP-İYİ Parti ittifakı muğlaktır, belirsizdir. Şimdi mevcut yönetimi, iktidar sistemini gerçekten AKP-MHP ittifakı, Cumhur İttifakı mı ayakta tutuyor, yoksa CHP-İYİ Parti, Millet İttifakı mı hayatta tutuyor? Tartışmalı.

HEM YENİKAPI RUHU HEM DE MUHALEFET OLMAZ

Şunu ifade etmemiz lazım; madem 15 Temmuz’u tartışıyoruz. AKP-MHP faşist diktatörlüğünü var eden Yenikapı ruhu toplantısı denen yere katılanlar, ayrılmalılar oradan, özeleştiri vermeliler. Bu sistem orada kuruldu. Bugünkü diktatörlük orada yaratıldı. Hem onun içinde olacaksın hem de ben muhalifim, diyeceksin. Bu yalandır, kandırmacadır. Bu kadar devrimci demokratik mücadeleyle, krizlerle Tayyip Erdoğan yönetiminin çöküşe götürülmesine rağmen hala ömrünü uzatabilmek, ayakta kalabilmesi de buraya dayanıyor. Yani sözde mücadele ediyor görünen bir güç var ama gerçekten mücadele mi ediyor AKP MHP yoksa onu ayakta mı tutuyor? Tartışmalı burası tam belli değil.

Bu anlamda gerçekten de şunu söylemek lazım; bu kadar şehit verdik, bu kadar mücadele yürütüyoruz. Hem demokratik siyaset alanında hem devrimci mücadele kapsamında Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) olarak 5 yıldır savaş halindeyiz. Büyük savaşlar yürüttük. Defalarca bu diktatörlüğü çöküş noktasına getirdik. Yani çökme anında birkaç güç ayakta tuttu. Bir dış destek ayakta tutuyor. ABD, Almanya başta böyle yıkılacak oldu mu el atıyor, yaşatıyorlar. Bir Kürt işbirlikçiliği KDP’nin destekleri böyle oldu. Bir de bu CHP-İYİ Parti ittifakı bu desteği veriyor. Yani muhalefet görünüyor ama değildir. Muhalefet mi iktidarın ortağı mı? Aralarındaki mücadele danışıklı bir dövüş mü? Çok belli değil. Çünkü anlayışları aynı değerleri aynı. Birlikte kurdular. Sisteme karşı çıkıyoruz, diyorlar ama çıkmıyorlar. Yenikapı’ya gittiler, birlikte bunu kurdular. Mesela diğer muhalif güçlerle alternatif bir sistem kurmak üzere herhangi bir girişimleri yok.

AKP-MHP DARBE SÜRECİNİN HAZIRLIĞIYDI

O bakımdan Suruç Katliamı tekil bir olay değil. Böyle bir darbeler silsilesi sonunda AKP-MHP faşist diktatörlüğünü ortaya çıkardı. Yani 12 Eylül 1980 askeri darbesi bir düdük sesiyle gece yarısında oldu ama hazırlamak için de üç-dört yıl uğraştı. Kontrgerillayı harekete geçirdi Kenan Evren. Bir iç savaş yaşandı. Binlerce insan katledildi. 5 bin insandan fazla olduğu söyleniyor. Türkiye bir iç savaş yaşattılar. Darbeye hazırlamak için öyle oldu. Bir AKP-MHP faşist darbesinin hazırlanma süreci de bu katliamlardı. Suruç katliamını da böyle bir katliamlar zincirinin, darbeler zincirinin bir parçası olarak görmek lazım. Böyle görülür ve bu temelde faşizme karşı mücadele yürütülür ise başarılı olur.

BELLİ Kİ BİDEN BİRAZ SIKIŞTIRMIŞ ERDOĞAN’I

Kenan Evren de gidiyordu zaman zaman Diyarbakır’a konuşmalar yapıyordu. Dağkapı’ya topluyordu milleti. Sevgili vatandaşlarım diyerek bazen şiir okuyordu. Bazen tehdit ediyordu, bazen da suçunu itiraf ediyordu. Mesela 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi zafere ulaştıktan sonra Eylül’de oldu. Birkaç ay sonraydı Diyarbakır’a gitti. Dağkapı’da bir konuşma yaptı. Eliyle direnişin yaşandığı cezaevini işaret ederek, “burada öyleleri var ki kafalarını kesseniz inançlarından vazgeçiremiyorsunuz” diyerek yenilgisini itiraf etti. Bazen böyle suçlarını itiraf ediyordu. Çok gaf yapan eğitimsiz bir kişiydi. Türkiye’nin başında 9 yıl bir bela gibi oturdu. Şimdi 20 yıl oturanlar gibi. Yani Tayyip Erdoğan da böyle gidiyor, eskiden de gitmişti ama bu gidiş biraz farklı tabii.

Şimdi nasıl anlamalı bunu? Önce şu anlaşılıyor. Onu görelim. Belli ki Biden biraz sıkıştırmış Tayyip Erdoğan’ı. Evet, ABD destek veriyor. Kürt soykırımına, PKK’ye karşı yürüttüğü savaşa. Fakat bu AKP-MHP faşist diktatörlüğü o kadar kuralsız, ölçüsüz, zalimce yürütüyor ki bu işi, yani bunu artık müttefikleri de destek verenler de kaldıramıyor. NATO da kaldıramıyor, ABD de kaldıramıyor. Bu kadar vahşet düzeyinde yürütüyor. Onun için de anlaşılıyor ki uyarmış. Yani ciddi biçimde uyarmış. Böyle olmaz, demiş. Bu biçimde biz taşıyamıyoruz sizi sırtımızda, demiş. Bu Tayyip Erdoğan’ın kendi gidişi değil. O açılışları teknik üzerinden de yapıyor. Hiçbir yere gitmiyordu. Diyarbakır’a doğrudan gidişi kesinlikle orayla bağlantılı.

ABD VE MÜTTEFİKLERİN GÖZÜNÜ BOYAMAK İÇİN

Uyarmış ya ABD ve herhalde müttefikleri, onların gözünü boyamak için gidiyor. Bakın dediniz işte Diyarbakır’a gitti. Yani Kürt vatandaşlarla ilişkim iyidir. Onlarla görüşüyorum herhangi bir sorunum yok. Sorun nedir? Sorun PKK’dir. Teröre karşıyız. Yani nasıl Başûr’da KDP üzerinden siyaseti yürütüyorlar, Kürtlerle sorunumuz yok, sorun PKK’dir, diyorlar. Bunu Güney Kürdistan KDP’nin başbakanı da söylüyor. Aynı sözü ora üzerinden de söylemek istiyor. Yani işte bakın Bakur’daki Kürtlerle de sorunum yok. Sorun PKK’dir. Ona karşı savaşıyoruz. Yoksa Kürtlerle bir alıp veremediğimiz, olumsuz bir durum yok, demek için gidiyor.

HDP’YE SALDIRILARIN HEPSİNİ ERDOĞAN YÖNETİYOR

Gidip HDP kapısı önünde bekleyenlerle görüşecekmiş. Çok tuhaf bir durum. O zaman şu çıkacak ortaya; HDP’ye yöneltilen saldırıların hepsi Tayyip Erdoğan planlıyor, yürütüyor. Bu saldırıların komutanı. İzmir’de Deniz Poyraz’ın katliamını da Tayyip Erdoğan örgütledi, yürüttü. HDP’nin Diyarbakır bürosunun kapısını tutan, onu basanları gidip orada alkışlayacak yüreklendirdiyse HDP’nin İzmir bürosunu basanı da Tayyip Erdoğan yüreklendirdi, hazırladı, gönderdi. Onlar oraya öyle göndermiş. O katili de oraya öyle gönderdi. Bu ciddi bir durum. Tayyip Erdoğan’ın başına ilerde belalar getirecek. Bir de bunu görmemiz lazım.

Daha önemlisi şunu söylemek isterim bu konuda. Yani nasıl Başûr’da bu KDP üzerinden bir çizgi tutturdular. PKK karşıtı bir çizgi, PKK’yi birlikte yok etme çizgisi, Kürtlere dayanarak Kürt iç çelişkisi ve çatışması yaratarak PKK’yi kötüleyip Kürtleri ona karşı çıkartarak güya gerillayı, PKK’yi zayıflatma, ezme çabası yürütüyor. Aynı şeyi bu Bakur üzerinden de yapmak istiyorlar. Bir süreden beri yoğun bir çaba içerisinde olduklarını duyuyoruz biz. Çeşitli örgütler kuruyorlar. Gizli gizli ajanlar oluşturuyorlar. Sözde bir PKK ve gerçekten Kürt yurtseverliği temelinde, Kürt özgürlüğünü isteyenler dışında ajan, iş birlikçi, hain bir Kürtlük Bakur’dan da çıkartarak “ben bunları muhatap alıyorum” diye NATO’ya ve ABD’ye göstermek istiyorlar. Onlara dayanarak. PKK’ye karşı, Kürt halkına karşı bu saldırıları daha etkili yürütmek istiyorlar. Tayyip Erdoğan böyle bir çizgi yürütüyor. Bunu herkes bilmeli. Bakur’daki herkes bilmeli. Siyasetçisi, aydını, sanatçısı, yazarı, kadını, genci, işçisi, işvereni, fakiri, zengini kim buna ortak olursa haindir, iş birlikçidir. Ajanın da ötesindedir. Şimdiye kadar bulamadı böyle bir şey. Geçmişte belli bir tabanı vardı. Kürt sorunu benim de sorunum, diyerek aldattı onları. Ondan sonra foyası meydana çıkınca MHP ile birleşip MHP komutasında Kürt düşmanlarının Kürt soykırımının yürütücüsü haline gelince tabii birçok Kürt uzaklaştı. Kürtler korktu. Şimdi Bakur da AKP, MHP gibi sıfıra inmiştir. Hiçbir gücü, desteği kalmadı. Şimdi para dökerek yeni ajanlar yaratmaya çalışıyor. Kimse buna alet olmamalı. Herkes bu konuda uyanık olmalı.

AMED İNSANI BİLİNÇLİ, ÖRGÜTLÜ VE ONURLUDUR

Kadınlar, gençler, yurtseverler, siyasetçiler, sanatçılar, bu tür kişileri uyarmalı. Bunlara fırsat verilmemeli, eğitmeli. Yani böyle bir durumun nasıl tehlikeli olduğu, kendileri için de nasıl zarara yol açacağı, Kürt varlığı özgürlüğüne nasıl zarar verici, nasıl tehlikeli bir ajanlık olduğu konusunda uyarmalı, eğitmeliler. Üzerlerine böyle bir görev düşüyor. Herkesi gerçekten bilinçlendirmek gerekli. Bu konuda Amed halkımız duyarlı olsun. Böyle ajanları, Kenan Evren gibi bu zalimleri çok gördük. Bunlardan bir şey gelmeyeceği açığa çıktı. Amed insanı bilinçlidir, örgütlüdür, onurludur. Özgürlüğüne düşkündür. Büyük direnişler Amed’de oldu. Amed, dünya demokrasi başkentlerin içerisinde yer alan öncü bir kenttir. Yani Diyarbakırlı olmak, Amedli olmak ve öyle bir kentli olup özgürlükçü ve yurtsever olmayı ifade ediyor ki Amed halkımızın, gençlerin, kadınların böyle bir şeye bırak tenezzül etmeyi, böyle tehlikeli bir ajan saldırısı karşısında duracaklarına da inanıyoruz. Bilinçli olacaklar, karşı çıkacaklar. Asla prim vermeyecekler. Tersine özgürlük ve demokrasi mücadelesi daha çok sayılacaklar. Daha çok kendilerini eğitecekler, özgürleşecekler. AKP-MHP faşizmini yıkarak, özgür Kürdistan ve demokratik Türkiye’yi yaratma mücadelesi daha büyük güç katacak, öncülük edecekler. Biz bunu bekliyoruz. Bunun böyle olacağına da inanıyoruz. Amed halkımızı bu vesileyle selamlıyoruz.

MÜCADELEYLE DEMOKRASİNİN BAŞKENTİ ÜNVANINI ALDI

14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nin, zindan direnişinin yaratıldığı yerdir. Mazlumları, Kemalleri ve Hayrileri çıkardı. Amed 1991 Temmuzunda serhildan başlattı. Vedat Aydın’a, evladına sahip çıktı. Yeni bir demokratik ulus doğuşunu geliştirdi. Amed, Şêx Said serhildanına öncülük etti tabii. Demokrasinin başkenti olma unvanını bedavadan almadı. Mücadele ederek aldı. 1977’de şimdiki faşist şef Tayyip Erdoğan’ın komutanı olan Devlet Bahçeli’nin başbuğunu kendi surlarının içerisine sokmadı. Kendi meydanına sokmadı. Türkeş Diyarbakır’a giremedi. Yani böyle bir demokrasi kenti oldu, özgürlük kenti oldu.

GERİLLA DİRENİŞİ HER YERDE

AKP-MHP faşist, soykırımcı, işgalci saldırganlığına karşı direniş, Medya Savunma Alanları’nda sınır üzerinde yoğunlaştı. İşte Serhat’a kadar uzandı ama bu son dönemde Amed’e de yayıldı. Amed’de, Garzan’da büyük eylemler oldu. AKP-MHP, faşist, soykırımcı işgalciliğine karşı sadece Heftanîn, Metîna, Zap, Avaşîn, Xakurkê ile sınırlı kalmadı gerilla direnişi. Bir ucu Serhat’a bir ucu Mardin’e gittiği gibi esas olarak Garzan’a Dersim’e, Amed’e yayıldı. Amed yine böyle bir yaz döneminde, 2021 yazında faşist soykırımcı güçlere karşı gerilla direnişinin etkili bir biçimde yaşandığı bir bölge haline geldi.

Sadece sınır boyu ile kalmadı direniş, Kuzey Kürdistan’ın bütün alanlarına yayıldı. Ağır darbeler vuruldu faşist, soykırımcı düşmana, değerli şehitler verildi. Bu temelde Amed’in komutanlarını, Agit ve Nujin yoldaşları saygı ve sevgiyle anıyorum. Çok değerli insanlardı. Değerli özgürlük militanlarıydı. Yılların tecrübesini edindiler. Agit arkadaş tıpkı Vedat Aydın gibi Amed’in çocuğuydu. Yıllarını Amed mücadelesine de verdi. Amed’in yeni komutanları bu ekibin 2021 yazında da faşist soykırımcı saldırganlığa karşı savaşarak şehit düştüler.

Yanı başında Garzan komutası öyle. Zerdeş yoldaş, Garzan’ın yiğit evladıydı. Garzan komutanıydı. Bu dönemde geliştirdiği önemli eylemli direniş içerisinde şehit düştü. Onu da saygı ve minnetle anıyorum. Bu neyi gösterdi? Gerilla direnişi her yerde. Faşist soykırımcı güçlere karşı öz savunma eylemi her yerde. Sadece dağlarda değil, kentlerde, İstanbul’da, İzmir’de, Çukurova’da, Türkiye’nin bütün metropol kentlerinde, dolayısıyla topyekun faşist soykırımcı saldırganlığa karşı topyekun bir devrimci direniş var. Devrimci halk savaşı stratejisi temelinde gerilla öncülüğünde gelişen bir direniş.

FAŞİZM YIKILIŞ SÜRECİNDE

Bu direniş, AKP-MHP faşizmini çökertiyor. Bunu biz söylemiyoruz. Tayyip Erdoğan itiraf ediyor, Devlet Bahçeli itiraf ediyor. Devlet Bahçeli her ağzını açtığında beka sorunu, diyor. Yıkılıyoruz, kimse ağzını açmasın. Peki niye yıkılıyorlar? Kim yıkıyor? Bu mücadele yıkıyor. Faşizm gerçekten de yıkılış sürecindedir. Tayyip Erdoğan daha dün Amerika’yı şurayı burayı suçluyordu. Niye daha fazla destek vermediniz? Faşizm çöküyor gerçekten de. Kim çökertiyor? İşte bu direniş çökertiyor. Yani faşizme karşı değil, Kürdistan merkezli olarak gelişen gerilla savunma direnişini hafife almamak lazım.

BÜYÜK BİR CESARET VE FEDAKARLIK VAR

Türkiye’deki yaşanan bütün krizleri, ekonomik, siyasi krizleri en çok geliştiren bu oluyor. Soykırımcı saldırılar, devrimci direnişle karşılık buluyor, darbe yiyor, dolayısıyla krizi derinleştiriyor. Savaş politikası, daha fazla savaş yapmak, daha çok savaşı derinleştirmek, daha çok işgale yönelmek, daha çok katliama başvurmak zorunda kalıyorlar ki bu da bütün krizlerin derinleştiricisi oluyor. Bunları görmek lazım. Bu temelde öncelikle tabii ki gerilla direnişini de selamlıyorum. Tekrar başarılarını kutluyorum. HPG ve YJA Star’ın tüm komuta ve savaşçı güçlerini yine YPS ve HBDH milislerinin kentlerine geliştirdiği eylemleri selamlıyorum. Gerçekten de büyük bir cesaret ve fedakarlık var. Büyük bir direniş var.

KDP, ÇÖKÜŞTEN KURTARMAYA ÇALIŞIYOR

Şimdi böyle bir mücadelenin önemli bir merkezi Medya Savunma Alanları. Burada durum ciddidir. Yani öyle basite alınacak, hafife alınacak bir durum değil. Önemli bir durum. Onu da görmemiz lazım. Bu sahada her gün bilançolar veriliyor, direniş vardır. HPG BİM kamuoyunu bilgilendiriyor. Faşist soykırımcı güçlere karşı her gün eylem yapılıyor, darbe vuruluyor. İşgalciler işgal ettikleri yerde rahat kalmıyor. Daha fazla işgali yapamaz durumdalar. KDP’den destek istediler. Harekete geçirmeye çalıştılar. Buna karşı önemli bir baskı oluşturdu. Belli bir destek veriyor olsa da doğrudan hala KDP’yi de savaş içine sokmadılar. Gerçekten KDP’nin bu yöneliminin AKP-MHP’yi korumak olduğu bir kere daha açığa çıktı. Yani çöküşten kurtarmak olduğu. Kürt kamuoyu karşı çıktı buna. Önemli bir tepki oluştu. Özellikle Başûr’da bu tepki giderek daha fazla büyüyor, gelişiyor. Dolayısıyla herkes gördü ki Kürt düşmanı katil AKP faşizmi çöküyor. KDP bunu korumaya, kurtarmaya çalışıyor. Kendi işi midir?

KÜRDİSTAN YAŞANILMAZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR

Diğer yandan bazı görüntüler çıkıyor ortaya. Yani satılmış Kürdistan. Tonlarca ağaç kesmişler. Hepsini bir de Türkiye’ye götürüyorlar. Satmış mevcut iktidar. Herkes ağaç dikiyor memleket güzelleşsin, iklime bir şey olsun, yağışlı olsun, nemli olsun diye. Güney Kürdistan Yönetimi var olanı da satmış, kestiriyor, götürüyor Türkiye herkesin gözü önünde. Yani buna dayanılacak gibi değil.

Daha önce şöyleydi biz diyorduk ya işte hayvanlar vuruluyor, yangın oluyor deniliyordu. Doğa zarar görüyor. Ben bazen şöyle düşünüyordum. İyi de yani insanlar da ölüyor. Bu HPG YJA Star da insandır. Bu kadar insan ölüyor, iki taraftan da ölüyor. Karşılıklı çatışma var. İnsanlar bir yana bırakılmış, doğayla şey diyor. Ama son durumu gördük ki gerçekten bir tarafta yakarak diğer taraftan keserek Kürdistan yaşanılmaz bir çöl haline getirilmek isteniyor. Bu mevcut yönetimin onayı ile oluyor. Güney Kürdistan toplumu tabi ki var olanı çok daha ötesinde tepki göstermeli. Daha nasıl yaşayacak bu topraklarda? Ne hakla bunlar satılıyor, nasıl çöl yapılabilir? Kendi babalarının malı değil. Şimdi bu noktaya geliyor, iş bu noktaya kadar varmıştır.

KİMSE PKK’Yİ KÜÇÜMSEMEMELİ

Her şey açığa çıktı, millet gördü. Bazıları PKK bahane filan, diyor. PKK bahane değil, PKK’yi kimse küçümsemeli. Kürt varlığı ve özgürlüğü demek, PKK demektir. PKK eşittir Kürt, özgür Kürt. Bu çok açık. PKK’ye dönük tarihin en ağır saldırısı var. PKK buna karşı direniyor. Herkes bu gerçeği görmeli. Bir defa karşı tarafın AKP-MHP faşizmini, TC’nin niyetlerini, hedeflerini görmek lazım.

BÜTÜN KÜRTÜLĞÜ YOK ETMEK İSTİYOR

Niye saldırıyor? PKK gerillasını ezerek, PKK’yi imha ederek neye ulaşmak istiyor? Kürt direnişini, Kürt özgürlüğünün ruhunu, iradesini, direnişini ezerek bütün Kürtlüğü yok etmek istiyor. Bu bir soykırımcı saldırıdır. Dolayısıyla yani Kürtlüğü soykırıma uğratmak, Kürdistan’ın bütününü işgal etmek istiyor. Bunun için de en büyük engel PKK. Onun için bu engeli ortadan kaldırmak istiyor. Bunu ortadan kaldırmak için de kendi gücü yetmeyince hileye başvuruyor, benim sorunum PKK’dir, diyerek başka Kürtlerden de destek alıp PKK’yi ezerek Kürt varlığını ve özgürlüğünü Kürtlerin eliyle yok etmek istiyor. Bu oyuna kimse gelmemeli. İşte bu tehlikeli bir durum. Esas olan buydu. Şimdi bunlar net ortaya çıktı. Yani şimdi mesele savaştan da, PKK’den de, gerilladan da öteye geçti. Doğaya dönük saldırı var. Köyleri ortadan kaldırıyorlar. Yani işgal ediyor. Her tarafa TC orduları giriyor, karargahları kuruyor. Her türlü sömürü yağmayı, talanı yapıyor. Girdiği yerde Kürtlük adına bir şey bırakmıyor. Peki buna karşılık Kürtlerin bir tepkisi olmayacak mı? Güney Kürdistan toplumu daha fazla ayaklanmayacak mı? Bence ayaklanmayı daha fazla karşı çıkmalı. Buna kesinlikle ihtiyaç var.

DEMOKRASİ İTTFAKINI GELİŞTİRİP BÜYÜTMELİ

AKP-MHP faşizminin İzmir saldırısı ardından verilecek en önemli cevap ortak demokratik tutum, dedik. Bu yönlü önemli tartışmalar oldu. Verili gelişmeler de var. Biz onları önemsiyoruz. Örneğin Demokrasi Konferansı diye toplantılar yapıldı. Daha geniş güçler bir araya geldi, ortak tutum koydular. Bu demokratik birliği, ittifakı, demokrasi hareketini büyütmek gerekli. Bu demokrasi hareketini, CHP’ye ve Millet İttifakı’na kurban etmemek lazım. Oraya bağlamamak gerekli, bu onlardan bağımsız olmalı. Üçüncü çizgi denildi. Bir Cumhur İttifakı, Millet İttifakı ve Demokrasi İttifakı. O zaman demokrasi ittifakı bunların dışında kendisini güçlendirmeli, var etmeli. Demokratım diyen güçler yer almadılar. Millet İttifakı, demokrasi ittifakı değildir. Cumhur İttifakı da değil. Yani o zaman demek ki gerçekten de üçüncü çizgiyi doğru anlamak lazım. Doğru da geliştirmek gerekli. Demokrasi hareketini bu temelde büyütmek, güçlendirmek lazım. Bunun zemini vardır. Yani tabanı genişliyor. Çünkü bir taraf faşist diktatörlüğü yıkıyor, diğeri ona koltuk değneği oluyor. Bunlar topluma, kadınlara, gençlere iyi taşırsa her türlü karşıtlık geliştirilebilir. Daha geniş birlikler, ittifaklar oluşturulabilir.

Bakın herkesin bir nedeni var. İşçiler direniyorlar. Bir sürü işçi, köylü direniyor işte. Kadınlar zaten isyanda, her gün ayakta. Gençliği en çok etkisiz kılmışlar. Bu gençliği bilinçlendirip harekete geçirmek lazım. Bazı gençlik hareketleri böyle gelişiyor zaman zaman. Orada zayıflıklar var. Bunları birleştirecek bir demokrasi hareketine ihtiyaç var. Siyasete dökecek daha geniş bir harekete ihtiyaç var. HDP bir ittifakı oluşturuyor ama dardır. Asgari demokratik ilkeler temelinde en geniş ittifakı oluşturabilmek gerekli, kesinlikle bu bakımdan önü açıktır. Gelişme sağlayabilir. Bunun için baskılar ürkütücü olmamalı. Davalar, tutuklamalar, kapatma davaları korkutucu olmamalı. Öyle bir şey yok. Geçen sefer de söyledim. Yani HDP’nin kapatılması diye bir şey olamaz. Kapatır kapatmaz mesele değil. HDP’siz bir hükümet daha kurulamaz, bir yönetim olamaz. Bunu tekrar tekrar ifade edelim. Bugünkü AKP-MHP faşist diktatörlüğünün alternatifi, HDP’siz olamaz. Bundan ayrı HDP’siz yeni bir yönetim olmayacak Türkiye’de. Herkes bunu bilmeli, HDP de bilmeli. Başka türlüsü yok. Niye bunu böyle söylüyorum. AKP-MHP’den başka bir şey uygulanamayacak. AKP, MHP’nin uygulamaları yapacaksa yeni yönetim niye olsun? Zaten onu değiştirecek toplum. O halde HDP’nin temsil ettiği zihniyetle siyaset, yeni yönetimde mevcut iktidarın alternatifi olacak, yönetimde kesinlikle yer alacak. Ben demiyorum, HDP yalnız başına iktidar olacak. Şu bu. Öyle değil ama mutlaka içinde olacak. HDP’siz olmayacak. Onun için siyaset yapmak isteyenler, alternatif olmak isteyenler HDP’den uzak duramazlar. HDP’den uzak durdurmak istiyorlar. Kürt’ten uzak durdurmak istiyorlar. Kürt’süz bir Türkiye demokrasisi diye bir şey yoktur. O koyu faşist diktatörlük demektir. O halde Kürtleri de Alevileri de özellikle kadınları, gençleri de, işçi emekçileri, tüm halkları, herkesi katacak. Bütün halklar birlikte demokrasiyi kuracaklar. Herkes özgür iradesiyle katılacak. Demokrasi bu demektir. Dolayısıyla böyle bir demokratik zihniyete, demokratik siyasete yaklaşıma ihtiyaç var. Bunu geliştirmeye çalışmak lazım.

Böyle gözüne CHP’ye dikip CHP’den bize ne gelecek diye bakmamak gerek. Hiçbir şey gelmeyecek. CHP’den bir şey bekleyenler yeni bir oyalama ile karşılaşırlar. Kendi demokrasilerinin geliştirenler, belki CHP’ye de olumlu rol oynayabilirler. CHP içinde birçok gücün demokrasiye hizmet etmesine zemin yaratabilirler. Bu bakımdan da tabii demokratik güçler, demokrasi hareketi çok daha güçlü gelişmeli. Daha fazla çaba harcanmalı topluma daha çok gidilmeli. Daha ısrarlı olunmalı. Daha mücadeleci hale gelmek lazım. Çünkü geçen sefer de söyledim gerçekten çöküyor. Tayyip Erdoğan, çöküyoruz, diyor. Amed’e gitmesi bu çöküşü engellemek için yalvarma yaklaşımıdır. Yani çöküş anında o halde hızlandırmanın bu çöküşü. Kısaltalım zamanını. Herkesin buna ihtiyacı var çünkü. Yani kan kaybediyor ülke, toplum her türlü şeyi bitiyor, yani tüketiyor mevcut faşist diktatörlük hiçbir şey bırakmıyor ortada. Gelecek için ne kadar erken yıkılırsa halkların, insanlığın geleceği için o kadar yararlıdır. O halde bu yıkımı hızlandırmak için daha fazla çalışmak gerekli. Bu nedenle demokratik siyasi mücadeleyi tabii ki kendine alternatif yapmak üzere, bu faşist diktatörlüğü yıkıp yerine demokratik Türkiye’yi Kürt özgürlüğü temelinde inşa edecek bir program ve zihniyetle alternatif yapıp bu temelde mücadele etmeli. Zaten devrimci mücadele, halkların direnişi, gerillanın direnişi, faşizmi öldürücü, yıkıcı darbeler vuruyor ki onun da yarattığı ortama dayanarak hızlı bir faşizmi yıkan, demokratikleşmeyi geliştiren süreç ortaya çıkartılabilir. Yaklaşım bu olmalı. Bu, Temmuz direnişçilere verilecek en büyük, en önemli cevap da bu olmalı. 14 Temmuz çizgisine, ruhuna sahip çıkmak bu temelde birleşip faşizmi yıkacak mücadele etmekle olur. Amed’deki zindanda 12 Eylül rejimini yenilgiye uğrattı insanlar, dışarıda mı yenilgiye uğratamayacaklar. Yaklaşım bu olursa herkes sorumluluk duyarsa, birlik olursa mücadele etkili hale gelir. AKP-MHP faşizmi daha erken yıkılarak özgürlük ve demokrasi kazanılabilir. Ben başarılar diliyorum.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*