Avesta: Şu an en büyük tehlike KDP’nin yaptığı sevkiyattır

Stêrk TV’de yayınlanan programa katılan KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Türk devletinin saldırılarına karşı gerillanın büyük bir direniş gösterdiğini belirten Avesta, Kürt halkının da yaşanan tehlikeyi fark ettiğini belirtti. Türk devletinin direniş karşısında tıkandığın ama KDP’nin hamleleri ile rahat bir nefes aldığını vurgulayan Avesta, “Eğer Kürt halkı bu anlamda bir yenilgi yaşarsa bu Türk devletinin güçlü olmasından dolayı değil, ihanetten, KDP’nin işbirlikçi yaklaşımdan ve KDP içerisinde yer alan bazı savaş yanlılarından dolayı olacaktır. KDP’nin içerisinde yer alan herkes böyledir diyemeyiz. Örneğin bu işbirlikçi politikalara karşı çıkan ve yakın zamanda KDP yönetiminde yer alan Barzani ailesinin amca çocukları olan Ethem Barzani’nin tutumu çok saygın bir tutumdur” dedi.

Geçtiğimiz günlerde yapılan NATO toplantısına da değinen Avesta, “Aslında Erdoğan toplantı öncesi Metina’da gerçekleşen olayı kast ederek “Kürt kardeşlerim de öldürülüyor” açıklamasını yaptı. Yani “siz bana her anlamda PKK’nin tasfiyesi için destek verin, zaten KDP ile sorunumuz yok” mesajı verdi. Temel amaçları Özgürlük Hareketi’nin çizgisi dışında kendine göre bir çizgi yaratmak. Tabi bunu yıllardır yapmaya çalışıyorlar. Artık bunu başaramayacaklar. Kürdistan halkı, mücadelesine, hareketine ve Önderliği’ne bağlı bir halktır” diye konuştu.

KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta’nın Stêrk TV’de yayınlanan röportajının birinci bölümü şöyle:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için geçtiğimiz aylarda ‘Dem dema azadiyê ye’ hamlesi başlattınız. Bu hamle çerçevesinde Kürt halkının eylemleri devam ediyor. Hamlenin geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre geldiği aşama yeterli mi, değil mi?

Öncelikle Zilan heval, Sema Yüce heval, Filiz Yerlikaya heval (Gulan) ve heval Leyla Agirî şahsında tüm Haziran ayı şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Kürt halkı olarak tarihi bir süreçten geçiyoruz. Önderliğe yönelik tecrit devam ediyor. Halkımız önderliğin fiziki özgürlüğüne kavuşması için sürekli eylem halinde. Biz de 12 Eylül 2020’de Dem dema azadiyê ye hamlesi başlattık. Hamle hala devam ediyor. Hamle büyük bir etki de yarattı. Genel olarak baktığımızda yerinde bir hamleydi. Türk devletinin İmralı tecridini daha da derinleştirdiğini görüyoruz. Tecrit Türk devletini felakete, yıkıma sürüklemektedir. Türkiye bir kriz içinde. Ekonomik, siyasi, toplumsal bir kriz yaşanıyor. Bunların sebebi tecridin derinleşmesi ve önderliğin sesinin topluma ulaşmasının engellenmesidir.

Başlattığımız hamle ile hem bölgede, hem de dünyada milyonlarca insan önderliğin özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğunu, tecrit devam ettiği müddetçe hiç bir sorunun çözülmeyeceğini gördü. Çünkü Türk devleti Kürt sorununu demokratik yollarla çözmek yerine önderliğimize, halkımıza ve hareketimize yönelik saldırılarda bulunuyor. Şuan baktığımızda hamlenin ulaştığı aşama önemli bir aşamadır. Bu vesile ile hamlede yer alan, başta zindan direnişçilerini, Maxmur’da, Lavrio’da açlık grevinde olan direnişçileri, tarihteki en uzun eylem olan Strasbourg’da özgürlük nöbeti tutan eylemcileri selamlıyorum. Şüphesiz bu eylemler amacına ulaşana kadar devam etmelidir.

Ne zaman ki önderliğimizin fiziki özgürlüğünü kalıcılaştırdık, süreç bir çözüme ulaştı, halklar rahat bir nefes aldı o zaman eylemlerin yol ve yöntemleri tabi ki daha farklı olacaktır. Önderliğin de büyük bir direnişte olduğunu biliyoruz. Eğer önderlik en ufak bir taviz verseydi tecrit bu kadar ağır olmazdı. Önderlik, Kürt halkına karşı soykırım siyaseti yürütüldüğünü görüyor, bu yüzden de soykırım siyasetine büyük bir direniş içerisinde. Zaten kendi şahsı için asla bir şeye tenezzül etmez. Halkımız da bunu görüyor bu yüzden önderliğin fiziki özgürlüğü için sürekli eylem yapıyorlar. Bir kez daha söylüyorum; tecridin sona ermesi sorunların çözülmesi ve Türkiye halklarının da demokrasiye kavuşması demektir.

Zindanlarda da büyük bir direniş var. Tutsakların ve Kürt halkının açlık grevi eylemi devam ediyor. Tutsaklara yönelik büyük bir baskı da var. Tutsakların ve açlık grevi eylemcilerin direnişine ilişkin neler söylemek istersiniz? Özgürlükten yana olan insanlar eylemcilere nasıl sahip çıkmalıdır?

Zindandaki direnişler çok ağır koşullarda devam ediyor. Bunu görmemiz lazım. Zindanların özgürlük hareketinde çok önemli bir yeri var. Çok kutsal değerlerin yaratıldığı bir alandır bizim için. İmralı’da önderliğin nasıl zorlu şartlarda direndiğinden bahsettik, şu an diğer zindanlarda İmralı’ya dönüşmüş durumda. Tutsaklar hücrede, hepsi zaten açlık grevinde, bütün hukuki hakları ellerinden alınmış, büyük bir işkence altındalar. Zindandaki işkenceler 12 Eylül dönemini geçmiş durumda.

Fiziki olarak da şimdiye kadar onlarca zindan da darp ve işkence edilen tutsaklar oldu. En önemlisi de tutsakların hiçbir talebi kabul edilmiyor. Yüzlerce ağır hasta tutsak var. 25-30 yıldır zindandalar. Kronik hastalıkları var. Her şeye rağmen bu insanlar değerlerine, halkına, önderliğine, özgürlüklerine sahip çıkıyorlar ve bundan dolayı açlık grevindeler. Dem dema azadiyê ye hamlesine de öncülük ediyorlar. Bu vesile ile tutsakları, Maxmur ve Lavrio’daki açlık grevi direnişçilerine özel selamlarımı iletiyorum, saygılarımı sunuyorum.

Zindandaki arkadaşlarımız bulundukları alandan bu hamleye çok büyük bir destek verdiler. Gerilla ile omuz omuza bu hamleyi devam ettiriyorlar Bu da bizim için çok kutsal bir şey. 12 Eylül’e karşı Mazlum, Kemal, Hayri, Akif, Sakine yoldaşlarımız nasıl büyük bir direniş sergiledilerse, şimdi de tutsaklar ve gerillalar Dem dema azadiyê ye hamlesi çerçevesinde böyle bir direniş yürütüyor. Devam eden eylemlerin daha da büyütülmesi gerekir. Tutsak ailelerinin, Barış Annelerinin eylemleri gelişiyor, yine Kuzey-Doğu Suriye’de, Rojava’da, yurtdışında eylemler sürüyor. Halkımız bu eylemlerini devam ettirmeli.

DİRENİŞİ ZİNDANLARDAKİ ARKADAŞLARIMIZDAN ÖĞRENDİK

Zindandaki tehlike harekete, halklara yönelik bir tehlikedir. Zindandaki arkadaşlar da bunu görüyor. Düşman gerçekliği ile sürekli karşı karşıya kalıyorlar. Bu yüzden önderliğine, hareketine, fikirlerine sahip çıkıyorlar. Bunu çok değerli ve kutsal görüyoruz. 25-30 yıldır cezaevinde olan ve bu süre içerisinde farklı eylemlerde yer alan tutsaklara tekrar yeni cezalar verilmiş. Son yıllarda ise gerilla karşı da kullanmak istedikleri ‘pişmanlık yasası’nı tutsaklara da dayatıyorlar.

Tutsaklara, ‘2-3 seneniz kalmış, gelin biz PKK’li değiliz deyin, bir daha bu eylemlerde yer almayacağız, pişmanız deyin sizi özgürlüğünüze kavuşturacağız’ diyorlar. Arkadaşlarımız bunları elinin tersiyle itiyor. Arkadaşlarımız bu oyunların bilincindeler. 1980 yılından 1984 yılına kadar onlarca arkadaşımız idam cezası almıştı. O dönem de faşist Esat Oktay Yıldıran, ‘Pişman olursanız, PKK’ye sırtınızı dönerseniz bu idam cezalarını değiştirip birkaç sene de sizi bırakırız’ diyordu. Zindan tarihimizde de bu var, arkadaşlar buna karşı hepimiz idama gideriz, kendi ayaklarımızla o sandalyeyi iteriz. Yaşayacaksak onurumuzla yaşarız cevabını vermişlerdir. Zindanların duruşu böyle onurlu bir duruştur.

Bu devlet hala 30 yıldır zindanda olan birine gel bu kağıdı imzala değerlerinden vazgeç diyor. Zindandaki arkadaşların da bu bilinçte olduğunu, böyle bir şeyi kabul etmediğini biliyoruz. Zindan direnişçilerini bu cezalarla korkutmak istiyorlar. Bizler direnişi zindandaki arkadaşlarımızdan öğrendik. Halkımız, hareketimiz ve zindandaki arkadaşlarımız tüm saldırılara karşı direniş içerisindedir. Bu vesile ile bir kez daha tüm direnişçileri selamlıyorum. Direnişin öncülüğünü yapan kadın tutsakları da tek tek selamlıyor ve kucaklıyorum.

Bir diğer konu Türk devletinin Medya Savunma Alanları’na yönelik işgal saldırıları. Gerilla bu saldırılara karşı her gün Türk ordusuna büyük darbeler vuruyor. Halk gerilla direnişine nasıl sahip çıkmalı?

Gerillanın mücadelesi şu an Bazên Zagrosê, Cenga Xabur, Egîdên Botanê hamleleri ile devam ediyor. Yine Serhat, Amed, Dersim alanlarında bulunan arkadaşlar Haziran ayında başarılı eylemler yaptılar. Bu eylemlerle Türk devletinin Bakur’da PKK’nin gücü zayıfladı kara propagandası boşa çıkarıldı. Bakur’da hiçbir eylem olmadığı için Başur’a operasyon yapıyoruz havası yaratıyorlar. Başur’da 23 Nisan’dan bu yana yaşanan direnişin aynısı Bakur’da da yaşanıyor. Gerillalar farklı ve yeni yöntemlerle bu mücadeleyi devam ettiriyorlar.

Gerilla direnişi halkta da büyük bir moral yaratıyor. Bir kez daha Bazên Zagrosê, Cenga Xabur, Egîdên Botanê hamlelerinde ve diğer alanlarda mücadele eden arkadaşların direnişini selamlıyor, eylemlerini kutluyorum. Daha önce de söyledik bu eylemler Türk devletinin alt yapısını sallıyor. Türk devleti yarattığı ve geçmişte Kürt halkını asit kuyularında katleden güçler, çeteler ve mafya artık çözülmeye başladı. Bu çözülmeler faşist iktidarın gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor. Bu güçler devletin yıkıldığını artık çok iyi görüyorlar. Denize düşen yılana sarılır misali Türk devleti de şuan çetelere sarılmış durumda.

Türk devletini yıkılma noktasına getiren de gerilla mücadelesidir. Bu yüzden gerilla direnişini daha geniş çerçevede ele almalıyız. Gerillanın direniş açısından hiç bir sıkıntısı yok, her alanda mücadelesini sürdürüyor. Heval Cemal’in (Murat Karayılan) de belirttiği gibi gerilla Türk devletini tıkanma noktasına getirdi. Ama daha sonra Türk devletine kim nefes aldırdı bu konu üzerinde durmalıyız.

ERDOĞAN KİMİN KARDEŞİ?

Şu an gerillaya yönelik en büyük tehlike KDP’nin Medya Savunma Alanları’na yaptığı sevkiyat ve geçtiğimiz günlerde Metina’da yaşanan olaylardır. Heval Cemal o zaman da çağrı yaptı ‘olayın çözülmesi için gelin incelemelerde bulunun’ dedi. Asıl suçlu o peşmergeleri oraya gönderenlerdir. Biraz KDP gerçekliği üzerinde de durmamız lazım. Örneğin olay ilk yaşandığında Türk devleti Türk uçakları saldırı yaptı dedi ama hemen Erdoğan ile ekibi devreye girdi ve, ‘PKK saldırdı diye değiştirin’ dedi.

Onlara böyle bir provokasyon lazımdı. Çünkü o süreçte genel kararların alınacağı büyük bir NATO toplantısı vardı. NATO’nun Türk devletine verdiği desteği biliyoruz. Toplantıya giderken de ‘3 konuyu gündeme getireceğiz. Öncelikli konu PKK’dir. PKK bize saldırıyor ve Kürt kardeşlerimizi öldürüyor’ dedi. Bunların görülmesi lazım. Erdoğan kimin kardeşi? Onurlu, haysiyetli, 40 yıldır direnen, mücadele eden Kürdü katlediyor, Maxmur’a, Şengal’e saldırıyor, Efrîn’i, Girê Spî’yi, işgal ediyorlar, yüzbinlerce insanı göçe zorluyor. Hem bütün bunları yapıyor, hem de bir koz olarak elinde tutarak, ‘Kürt kardeşlerimi Kuzey Irak’ta öldürüyorlar’ diyor. Güney Kürdistan ve peşmerge bile demiyor, onu dahi kabul etmiyor Kuzey Irak diyor. Halkımız bu oyunları görmelidir.

Bu konuda en onurlu söz şehit düşen bir peşmergenin ailesinden geldi. KDP basınının ısrarla, ‘Kardeşinizi PKK öldürdü, buna ne diyeceksiniz’ sorusuna rağmen, ‘Kimin yaptığını bilmiyorum ama bildiğim tek şey var Türk devleti çok mutludur, düşman çok mutludur şuan’ dedi. Peşmergelerin gerilla alanlarından çıkması için şimdiye kadar hareketimizin o kadar çağrıları oldu, halk devreye girdi, açıklamalar yapıldı. Ama hala yeni alanlara yerleşiyorlar, gerillanın etrafını kuşatıyorlar. Bu şekilde Türk devletinin boğazını sıkan gerillanın elini gevşetiyorlar. Bundan artık vazgeçmeliler. Gerilla kanları ile tarihi ve destansı bir direniş sergiliyorlar ama KDP’nin bu yaklaşımı büyük bir tehlikedir. Kürt halkının mücadelesinin başarıya ulaşmasına engel oluyor.

EDHEM BARZANİ ÇOK SAYGIN BİR DURUŞ SERGİLEDİ

Eğer Kürt halkı bu anlamda bir yenilgi yaşarsa bu Türk devletinin güçlü olmasından dolayı değil, ihanetten, KDP’nin işbirlikçi yaklaşımdan ve KDP içerisinde yer alan bazı savaş yanlısı gruplardan dolayı olacaktır. KDP’nin içerisinde yer alan herkes böyledir diyemeyiz. Örneğin HSM Karargah Komutanlığımızın daha önce belirttiği gibi 20 Mayıs’ta yapılan toplantıda bu işbirlikçi politikalara karşı çıkan ve yakın zamanda KDP yönetiminde yer alan Barzani ailesinin amca çocukları olan Edhem Barzani’nin sergilediği duruş çok saygın ve değerlidir.

Bu tutumundan dolayı kendisini kutluyoruz. ‘Ben işgalcilerle birlikte yaşamam’ diyerek Başur’dan ayrılmak zorunda kaldı. ‘Eğer bir değişim olursa geri dönerim, değişim olması için de çalışacağım’ dedi. Yine baktığımızda Derin Peşmergelerinin duruşu çok önemli. Dêrîn peşmergesi Pêşrew Ehmed Kelan, ‘Ben kurşunu kendime sıkarım ama hiçbir zaman PKK’li kardeşlerime sıkmam’ dedi. Peşmerge komutanları da böyle bir tavır içerisindeler. Yine Başur’daki birçok siyasetçi, sanatçı, özgürlük ve demokrasi güçleri, kadınlar da işgale karşı tepki gösterdiler.

İlk zamanlar gerilla her zamanki gibi zaten direniyor yaklaşımı içerisindeydiler ama sonra baktılar ki gerçekten de tehlikeli bir durum var, Başur işgal ediliyor, gerilla buna engel olmak için mücadele ediyor ama diğer taraftan peşmergelerin Türk devletinin yanında yer alarak gerilla alanlarını kuşattıklarını gördüler. Buna son verilmesi için de çağrılarda bulundular. Peşmergenin de bu çağrıları dikkate alması ve Kürt halkının kazanımlarını kaybetmesine engel olmalıdır. Kürt halkının hakları için bu yaklaşımlarından vazgeçmeliler. Bunun dışında gerillanın morali, katılımı çok yüksek ve başarılı eylemlerini de sürdürüyor.

Metina’da yaşanan olayın ardından Kürt halkı bir kez daha ulusal birlik talebinde bulundu. Kürtler arasında bir çatışmanın yaşanmaması için Rojava’da eylemler yapıldı, yine Avrupa’dan bir heyet geldi. Almanya’dan gelen heyetin bir kısmı daha Almanya’dayken engellendi, bir kısmı Hewlêr’de gözaltına alındı. Sizce Almanya neden böyle bir tutum sergiliyor ve KDP neden Kürt birliğinin oluşmasına ilişkin taleplerden bu kadar rahatsız oluyor?

2008 yılında Zap direnişinde, Şeladizê’de, Bamerne’de, Qediş’de o şuan direnişin sürdüğü o hatta halkımız düşmanın tankının, topunun geçmesine izin vermedi. Bu bölge yıllardır büyük bir direniş içerisindedir. Düşman bu bölgedeki halkın bağını, bahçesini, evlerini, arazilerini bombaladı, şahadetler yaşandı ama halk onurlu bir yaşamdan asla vazgeçmedi. Halkımız düşmanı çok iyi tanıyor. Savaş medyası ve KDP içerisinde yer alan bazı kişiler sürekli ‘bu savaşın sebebi PKK’dir, biz de onlara karşı çıkıyoruz’ diyorlar. Metina’da yaşanan olayı Türk devletinin yaptığını söyledik. Aralarında bazı KDP’liler de vardı. Çünkü bu olay en çok Türk devletine ve KDP’ye yaradı. Bu güçler yaşanan olaydan faydalanmak istediler.

Bu durum halkımız arasında büyük bir tepki yarattı. Halk tehlikeyi ve Türk devletinin Kürt güçleri arasında bir savaş çıkarmak istediğini gördü. 4 parça Kürdistan’da bu duruma tepki gösterildi ama özellikle Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye’de çok önemli eylemler yapıldı. Halkımız kutluyorum, özellikle gençleri tebrik ediyorum. Sadece Kürt gençleri de değil 14 ülkeden gençler, aydınlar, enternasyonalistler, sanatçılar, kadınlar, parlamenterler Başur’a geçip Kürdistan’ı Savunma İnisiyatifini kurmak istediler. Türk devletinin amaçladığı Kürtler arasında yaşanacak bir çatışmaya engel olmak ve Kürt birliğini sağlamak için aracı olmak istediler. Bundan daha onurlu bir şey var mı? Peki neden engellemek istediler? 2 merkez engelledi. Biri Alman devleti, ki bugüne kadar özgürlük hareketine karşı en büyük desteği Türk devletine Almanya verdi. Hem silah desteğiyle, hem de özgürlük hareketini terörize etmek ile verdiler.

Heyet daha Başura inmeden istihbarat aralarında ‘bunlar Hewlêr’e geliyor, orayı karıştıracaklar’ dediler. Bu insanlar senin ülkendenler, geldiklerinde senin de elini güçlendirecekler, tehlikenin önünü almak istiyorlar ama KDP güçleri daha havaalanında bu insanları engelledi. Heyettekiler açlık grevine girdi, son olarak da Hewlêr’den çıkardılar. Heyet bütün engellemelere rağmen Süleymaniye’ye geçerek temaslarda bulundu. Açıkçası çok kutsal bir görev yapıyorlar, buradan kendilerini kutluyor ve selamlarımı iletiyorum. Bu eylemlerin öncülüğünü yapanlar da vicdan, ahlak sahibi, toplumun vicdanını temsil eden insanlardır. Aralarında kadınlar var, gençler var, aydınlar, milletvekilleri var. Uluslararası Kürdistan’ı Savunma İnisiyatifi’ni kurdular. Bundan gurur duymamız lazım.

KDP GÜÇLERİNİ GERİLLA ALANLARINDAN ÇEKMELİ

Başur halkımız da tehlikeyi gördü. Bir süredir Süleymaniye, Germiyan, Raperin, Maxmur, Şengal, Kandil ve yurtdışında olan halkımı bu inisiyatif etrafında güçlü eylemler yapıyor. Bu çok önemli ama hala sonuç alınmış değil. Çünkü Türk devletinin baskı ve saldırıları hala devam ediyor. KDP medyası da bu savaş yanlısı tutumundan vazgeçmelidir. Bu dönem Kürt halkının en fazla ihtiyaç duyduğu şey, ulusal birlik, demokratik ulus. Halk arasındaki birlik var zaten, tüm parçalardaki ve yurtdışındaki Kürdistanlılar bu işgale karşı duruyor. Sadece Kürtler değil diğer halklar da işgale tepki gösteriyor. Bu çok değerli bir duruştur.

Almanya ve KDP’nin tavrını da kınıyoruz. Bu Kürt halkına düşmanlıktır. KNK Eşbaşkanı Zeynep Mistefa başkanlığındaki bir heyet de günlerdir Başur’da onurlu bir mücadele yürütüyor. Kendilerini selamlıyorum. Ulusal bir tutum sergiliyorlar. Çok kutsal bir görevdir. Kendileri de bugün seferberlik ilan ettiklerini belirttiler. Bu vesile ile bir kez daha tüm halkımıza çağrıda bulunuyorum, özellikle Başur’daki kadınların tutumu ve açıklamaları çok önemli ve değerlidir.

İnanıyorum ki KNK ve Uluslararası Kürdistan’ı Savun İnisiyatifi öncülüğünde işgale engel olacaklardı. KDP bundan gurur duymalı ve işbirlikçi, düşmanca politikalarından vazgeçmelidir. Eğer Kürt ve Kürdistan’a saygı duyuyorsa biran önce gerilla alanlarına gönderdiği peşmergeleri ve özel kuvvetlerini eski yerine göndermeli ve Türk devletine verdiği destek elini çekmelidir. Halkımızın duruşu çok olumlu bir duruştur bu da iyi bir sonuca ulaşacaktır.

Bir yandan halkın özgürlük talepleri ile yaptığı eylem, etkinlikler var, öte yandan ayın 14’ünde NATO toplantısı gerçekleşti. Bu toplantıda gündem yine Ortadoğu, Kürdistan ve Rojava’ydı. Bunları Türkiye gündeme soktu. Yine bu toplantı öncesinde Erdoğan İngiltere ve Fransa ile görüşmeler yaptıktan sonra Biden ile görüşme gerçekleştirdi. Şüphesiz bu görüşmelerde Kürt sorunu da ele alınmıştır. Görüşme sonrası Erdoğan ve Biden farklı açıklamalar yaptılar. Bu görüşmeleri ve açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk soruda da dikkat çektiğim gibi Erdoğan ve Bahçeli ortaklığında yürütülen faşist yönetim ile Türkiye’nin tüm kaynakları pazarlanıyor. Türkiye’nin tüm kaynaklarını Kürtleri ortadan kaldırmak ve özgürlük hareketini tasfiye etmek için pazarlıyor, peşkeş çekiyorlar. Hangi görüşmeye giderse Erdoğan’ın ilk gündemi budur. Tabi ABD seçimleri sonrası Demokrat kanadın adayı Biden’in seçilmesinden bu yana yapılan ilk görüşmeydi. Onların arasında çeşitli çelişki ve uyuşmazlıklar var. Bunun sebebi ise Erdoğan’ın bukalemun misali yürüttüğü siyasettir. Bu siyaset ile hem Rusya’yı hem de ABD’yi idare etmeye çalışıyor. Var olan çelişkileri lehine çevirmeye gayret ediyor. NATO’nun da, DAİŞ’e karşı savaşan koalisyon güçlerin de Erdoğan’ın Suriye’de yarattığı çetelerden haberi var. Bu son görüşmede de görülüyor ki Erdoğan heybesinde yine Kürtlerle alakalı birçok sorun ile gitti. Ancak görüşmenin kısa süresinden anlaşılıyor ki çok istediği noktalarda bir sonuç alamadı.

Görüşme öncesinde ‘Ben 24 Nisan meselesini dile getireceğim’ dediği konu şu anda dalga konusu haline gelmiş durumda. Çünkü görüşme sonrası gazeteciler 24 Nisan’ı sorduklarında ‘elhamdülillah gündeme gelmedi’ diye cevapladı. Erdoğan’ın bu görüşmede her zaman olduğu gibi gündeme getireceği şey Kürtlerdi. Her zaman olduğu gibi çantasında bu gündem ile gitti. Tabi bu hususta kimse NATO’nun Türkiye’nin yanında yer almadığını söyleyemez. Zira toplantı sonrası yapılan açıklamada Türkiye’nin çıkarlarını koruması noktasında yaptıklarına destek verdiklerini kamuoyuna açıkladılar. Bu bilinen bir husustur. Erdoğan’ın bu konuda NATO’dan destek alacağı aşikardı. Ancak diğer konularda beklediği gibi bir sonuç alamadı. Tabi rutin bir toplantı olmakla beraber mutlaka gizli ajandalarında gündeme gelmeyen konular da vardır. Tabi Avrupa ülkeleri ve Amerika Kürtler konusunda PKK’nin içinde olmadığı ancak kendi yürüttükleri siyasete onay verecek olan Kürt kesimleri onaylamak, tanımak istiyor.

HERKES ERDOĞAN’IN NASIL ZAYIFLADIĞINI GÖRÜYOR

Aslında Erdoğan toplantı öncesi Metina’da gerçekleşen olayı kast ederek “Kürt kardeşlerim de öldürülüyor” açıklamasını yaparak NATO üyelerine bir mesaj verdi. Yani “siz bana her anlamda PKK’nin tasfiyesi için destek verin, zaten KDP ile sorunumuz yok” mesajı verdi. Tabi bu talep ne kadar toplantıda dile geldi veya sonuçları olacak mı, bunları ileriki günlerde göreceğiz. Ama temel amacı Özgürlük Hareketi’nin çizgisi dışında kendine göre bir çizgi yaratmak. Tabi bunu yıllardır yapmaya çalışıyorlar. Artık bunu başaramayacaklar. Kürdistan halkı, mücadelesine, hareketine ve Önderliği’ne bağlı bir halktır. Ayrıca Önder Apo’nun ortaya koyduğu paradigma, ortaya çıkan özgür kadın iradesi, komünal yaşam, tüm bunlar topluma mal olmuştur. Bu artık devletleri aşan bir noktaya varmıştır. Bu ortaya çıkan irade NATO ittifakından onların birliklerinden öte bir durumdur. Çünkü bu ideoloji, bu paradigma halkların iradesini savunuyor. Bu açıdan belki NATO üyeleri bu konularda Türkiye’ye destek vermiştir ancak herkes Erdoğan’ın ne kadar zayıf düştüğünü görüyor.

Özellikle Türkiye halkı bunu daha iyi görüyor. Bu konularda ne kadar zayıf düşerse ortağı olan Bahçeli hemen onu yücelten açıklamalar yapıp onu ayakta tutmaya çalışıyor. Bu durum tamamen onların yaşadığı zayıflığı ve tükenmişliği gösteriyor. Bu açıdan NATO ülkelerinin Türkiye’ye destek veriyoruz diye yaptığı açıklama Kürt halkının soykırımına onay veriyoruz anlamını taşır. Kürt halkı bir katliamla, inkarla, yok edilmeyle yüz yüzedir. Bu açıdan Türk devletine destek vermek bu katliam siyasetine ortak olmak demektir. Bu açıdan burada yaşayan halkın tepkilerini gördük. Bu siyasete ve katliam politikasına karşı çıktılar. Bütün devrimlerde haklı olanlar mutlaka başarıya ulaşmıştır. Bu halk haklıdır ve bu politikalar ne olursa olsun halkların direnişi ve mücadelesi karşısında sonuç alamayacağı gibi halkın daha fazla mücadelesini açığa çıkaracaktır. 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*