PKK’li Sinan Deniz: “Faşizmi yenilgiye uğratmaya kilitlendik, direniyoruz”

PKK yöneticilerinden Sinan Deniz’in ETHA’ya verdiği röportajın içeriği ve yanıtları;

‘ŞARK ISLAHAT PLANI’NDAN ‘ÇÖKTÜRME PLANI’NA ZİHNİYET AYNI’

Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi tarihi bir dönemden geçiyor. Politik islamcı faşist şeflik rejimi zayıfladıkça işgal ve saldırganlık siyasetini yoğunlaştırıyor. Faşist rejimin yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz, önümüzdeki sürece dair öngörüleriniz neler?
Yaşananlara tarihsel anlamda bakıldığında bir zihniyetin kendini ifade etme uygulamalarını görüyoruz. En zayıf döneminde de güçlü olduğu dönemde de bu zihniyet gereğini yapmaktan geri durmuyor. Bu nasıl bir zihniyettir? Sömürgeci, soykırımcı, işgalci, faşist bir zihniyettir. İttihat ve Terakki zihniyetidir. Öncesi ve sonrasıyla Türkiye Cumhuriyeti bu zihniyet ölçüleriyle kodlandı ve kurgulandı. Farklılıkların tümü bu zihniyetin hedefi olmaktan kurtulamadılar. Halklara, inançlara, kadınlara, işçi ve emekçilere bu zihniyet ekseninde saldırdılar. Somut bir gerçeklik olarak Ermeniler, Süryaniler, Rumlar bu zihniyetle soykırımdan geçirildi, Kürtler yüzyılı aşkın süredir bu zihniyetin uygulamalarıyla soykırıma tabi tutuluyor, yok edilmeye çalışılıyor. Şark Islahat Planı’ndan ‘Çöktürme Planı’na, İstiklal Mahkemelerinden, sıkıyönetim, DGM, Ağır Ceza Mahkemelerine, propaganda araçlarına, eğitim kurumlarına kadar soykırımcı zihniyette, siyasette ve uygulamalarda bir değişiklik yok. Değişen sadece soykırımcı aktörler, partiler, kurumlar ve isimlerdir. Bir faşizm türü yerine diğeri geliyor. Bir dönem kara faşizm aktörleri iş başındaydı. Bir dönem yeşil faşizmin aktörleri iş başında. Koşullar hangisini gerektiriyorsa o bir aparat olarak devreye konuluyor. Bugün ise yeşil ve kara faşizmin ortaklığı amaca en uygun aparat görülerek devreye konulmuştur. Amaç nedir? Amaç, işgal ve soykırımdır. Son yılların tüm saldırıları bu amaç çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

24 Nisan’da Metîna, Zap, Avaşîn alanlarına yönelik başlatılan işgal saldırıları da daha önce gerçekleştirilen Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî, Xakurkê ve Heftanîn işgal saldırıları gibi soykırım amaçlı saldırılardır. Kürde, Kürdün özgür yaşamına, özgür iradesine tahammülleri yoktur.

‘PKK ZAYIFLARSA BÜTÜN MÜCADELE ALANLARI ZAYIFLAYACAKTIR’
Önder Apo’ya bu kadar katı bir tecridin uygulanması, hareketimizin yönetimi hakkında imha kararları aldırmaları, gerilla güçlerimize yönelik vahşice saldırıların gerçekleştirilmesi bu tahammülsüzlüğün ve soykırım amacının göstergesidir. AKP-MHP faşizmi Kürt halkının özgür yaşam koşullarını yaratmak isteyen PKK’yi tasfiye ederek soykırımı gerçekleştirmek istemektedir. Partimizi hedefliyor, çünkü herkes gibi onlarda biliyor ki PKK tasfiye edilmedikçe bu amaç gerçekleşmeyecektir. Özgür Kürt var oldukça onu yaratan ve her koşul altında savunan PKK bitirilmedikçe amaç hasıl olmayacaktır. Bunun içinde AKP-MHP faşizmi bu iradenin ve özgür yaşamın esas savunma gücü olan gerillaya saldırmaktadır. Bütün gücünü ve imkanlarını seferber etmiş durumdadır. Kesin sonuç almayı hedefliyorlar. Emperyalist devletlerin onayı, yerel işbirlikçi güçlerin destekleriyle kapsamlı ve ciddi saldırılar gerçekleştirilmektedir. Hedeflenen esasta PKK olsa da yürütülen soykırım siyasetinin çok daha geniş bir konseptle yürütüldüğü bilinmelidir. Şayet bu konsept başarılı kılınırsa, dört parçada Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılmasından, bölge halklarının demokratik özgür geleceğinin yok edilmesine kadar çok ciddi olumsuz sonuçları olacaktır. PKK zayıflarsa bütün özgürlükçü kesimlerin mücadele alanları zayıflayacaktır. Bu yalın hakikatin farkına varılmalıdır. Herkes bu gerçekliğe göre pozisyon almalıdır. Direniş, karşı duruş bu durumun ciddiyetine denk geliştirilmelidir. Apocu fedai çizgide direnerek zafer umudunu büyüten gerilla güçlerimiz nasıl direnilmesi gerektiğini göstermektedir.

‘FAŞİZMİN BİRLEŞİK MÜCADELE İLE YIKILACAĞININ MESAJI VERİLDİ’

Faşist saray rejimi ezilenlere sokakları yasakladı ama kararlı antifaşist güçler, BMG, işçiler, gençler, kadınlar yasakları tanımadı, açık fiili meşru mücadeleyle yasaklar geri püskürtüldü. Bu 1 Mayıs’ın kazanımları ve mesajı ne oldu?
Bu yıl 1 Mayıs pandemi gerekçesi ile getirilen kısıtlamalar ve yasakların olduğu bir ortamda karşılandı. Tabi hazırlıkların, planlamaların faşist rejimin yasaklama tutumu gözetilerek yapılması gerekiyordu. En küçük hareketlenmeden korkan, bir kişinin dahi sokağa çıkmasını iktidarına tehdit olarak gören faşist rejimin 1 Mayıs gibi milyonların alanları dolduracağı direniş günlerini engellemek için her türlü fırsatı değerlendireceğini gözden kaçırmamak gerekiyordu. Herhangi bir durumda Kürdistan ve Türkiye’nin tüm sokaklarının, mahallelerinin 1 Mayıs alanına dönüştürülmesine yönelik daha fazla hazırlıklı ve alternatifli olmak gerekiyordu.

Görünen o ki ciddi bir emek ve çalışma yürütülmüş ancak bu durumlar yeterince gözetilmeden hazırlıklar yapılmış. Kazanımları değerlendirirken eksik bıraktığımız bu yanları da görmemiz, bundan sonraki süreçleri daha iyi örgütlemek açısından önemlidir. Antifaşist güçlerin, Birleşik Mücadele Güçleri’nin (BMG) işçilerin, kadınların ve gençlerin her şeye rağmen sokakta, direnişte ısrarcı olmaları faşizme karşı cesaretlice durmaları değerli bir tutumdur. 8 Mart ve 21 Mart Newroz’la gösterilen bu tutum, 1 Mayıs’la kararlı bir şekilde tekrar gösterilmiş oldu. Eve kapanmayan, direnişte, mücadelede faşizme karşı saf tutan militan direniş kararlılığı, 2021 yılı 1 Mayısının dikkat çekici bir yanını teşkil etmektedir.

Diğer yandan, Birleşik Mücadele Güçleri, geliştirilen direnişte belirgin bir rol oynamasının yanı sıra açığa çıkardığı kararlı, iradeli duruş ile geliştirilecek mücadele çizgisinin nasıl olması gerektiğini de göstermiş oldu. Bu çizgi, her şart ve koşul altında faşizmin çizdiği sınırlar içinde kalmayan, faşist saldırganlığa karşı geri çekilmeyen aksine üstüne yürüyen, vuruşmaktan, hesap sormaktan kaçınmayan bir çizgidir. Birleşik mücadele tutumunun antifaşist direniş potansiyelini büyüttüğünü gösteren bir çizgidir. Bizce 2021 1 Mayıs’ı faşizmin sokakta, barikatta yenileceğinin, faşizmin birleşik mücadele ile yıkılacağının mesajını verdi.

‘SOYKIRIMCI ZİHNİYETİ YIKMAK İÇİN DİRENİYORUZ, DİRENECEĞİZ’

İktidar, iç politikada siyasi soykırım, dış politikada işgal ve saldırganlığa odaklanmış durumda. Yakın dönemde Medya Savunma Alanları’na yönelik yeni bir sınırötesi harekat başlatıldı. Bu durum, emekçi sol güçlere ne tür görev ve sorumluluklar yüklüyor?
Gün tarihi sorumluklara sahip çıkma günüdür. Sol-sosyalist, devrimci, yurtsever, demokratik değer ve onura sahip çıkma günüdür. Zaman kaybetmeden harekete geçip soykırım saldırılarına karşı durulmalıdır. Faşizm yıkılmalı, işgal son bulmalı, operasyonlar durmalı demek yetmez. Niyet ve fikir beyanlarının ötesine geçmek, fikri ve niyeti eylemsel kılmak gerekiyor. Bu anlamıyla faşizme karşı bir mücadele ve direniş, gerillayı sahiplenen bir yaklaşım var. Hepsi anlamlı ve değerlidir. Fakat mevcut saldırı düzeyini karşılayacak bir direniş düzeyi gelişmiyor. Faşizmi yıkmaya, özgürlüğü ve demokrasiyi kazanmaya yetmiyor. Yayılması ve geliştirilmesi, büyütülmesi daha etkili kılınması gerekiyor.

Faşizme karşı mücadele her yerde olmalı. Herkes olduğu yerde antifaşist direnişi büyütmeli, geliştirmeli. Medya Savunma Alanları’na dönük, Başûr ve Rojavayê Kürdistan’a dönük Türk devletinin işgal saldırılarına karşı durmak, ona karşı mücadele etmek demek, Türkiye ve Kürdistan’ın her yerinde faşist soykırımcı zihniyete karşı, AKP-MHP faşizmine karşı, onun ekonomik, siyasi, askeri, istihbari varlığına karşı mücadele etmek demektir. Bu da herkesin görevidir. Kadınlar, gençler başta olmak üzere, işçi ve emekçiler, demokratlar, sol-sosyalist güçler, halklarımız, AKP-MHP faşizmine karşı, bu faşist soykırımcı, sömürgeci zihniyeti yıkmak üzere mücadeleyi yükseltmelidir. Bu sömürgeci, soykırımcı zihniyet ve siyaseti yıkmak, Kürt özgürlüğünü, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi temelinde yaratmak üzere direniyoruz, direneceğiz. Bu direniş özgür Kürdistan, demokratik Türkiye ve Ortadoğu direnişidir. Biliyoruz ki Kürdistan özgürleşirse Türkiye de Ortadoğu da demokratikleşir. Bu temelde, “İşgali birlikte kıralım. Faşizmi birlikte yıkalım. Özgürlüğü birlikte kazanalım” diyerek tarihi sorumluluğu gereği, ortak, topyekun, faşizmi yıkma, özgürlük ve demokrasiyi birlikte kazanma mücadelesine katılmalıdır.

‘FAŞİST ŞEF BÜTÜN GÜCÜNÜ SOYKIRIM SAVAŞINA YATIRDI’

Güney Kürdistan’a yönelik işgalci savaşın yanı sıra işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk kol geziyor memlekette. Savaşa ve işgal karşı mücadele ile yoksulluk, özgürlük mücadelesi arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Türkiye toplumu belki de tarihinin hiçbir döneminde kriz alanlarının bu kadar genişlediği ve derinleştiği bir dönemi yaşamamıştır. Siyasetten sağlığa, ekonomiye, adalete, eğitime bir bütün yaşamı düzenleyen kurumsal yapılar, ciddi krizler yaşamaktadırlar. İhtiyaçlar karşılanamaz, yaşam sürdürülemez hale getirildi. Geçinemeyen, ilerisini göremeyenler aileleriyle birlikte intihar ediyor. Düzeleceğine dair umutları kalmayanlar gün geçtikçe artıyor. Yoksulluk, sefalet, işsizlik alabildiğine büyümüş durumda. Yaşanan her musibeti lütuf olarak ele alan faşist rejim bu vahim durumları pandemi koşulları ile izah etmeye çalışıyor. Sanki pandemi öncesi çok iyiydi de pandemi bu hale getirmiş. Ortada yoksulluğu, açlığı bağıran insanlara, “Bir mermi kaç para biliyor musunuz” diye soran bir faşizm var. Uyguladığı bir soykırım siyaseti var. Açlığın da yoksulluğun da krizin de bir bütün bu çürümüş sisteminde ana nedeni Kürt’e karşı yürütülen soykırım savaşıdır. Bütün imkanların bu soykırım savaşına yatırılmasından kaynaklıdır.

Faşist şef, “bir mermi kaç para?” diye sorarken aslında bu ülkenin bütün ekonomik gücünün PKK’ye ve Kürtlere karşı geliştirilen soykırım savaşına yatırıldığını ifade etti. Başka nedenler aramaya gerek yoktur. Meseleyi doğru yerden yakalamak gerekiyor. Faşist soykırımcı siyaset ve uygulamaları tutulması gereken doğru yerdir. Mücadele edilmesi ve yıkılması gereken ana hedeftir. Yoksulluk, açlık, sefalet, yaşanan toplumsal kriz vatan, millet, beka edebiyatıyla susturulmaya çalışılıyor. Pandemi, aşıya ulaşamama problemleri bununla atlatılmaya çalışılıyor. Toplum milliyetçi, şoven, ırkçı söylemlerle zehirleniyor. Bu oyuna gelmemek, bu hilelere kanmamak gerekiyor. Kürt’ün yok edilmesi, Türk’ün var olması anlamına gelmez. Kürt’ün köleliği ile Türk’ün özgürlüğü gerçekleşmez. Bu faşist denklemden çıkacak sonuç sıfırdır, yokluktur. Bu faşist rejim ayakta kaldığı sürece, toplumsal kriz ve çöküş hali devam edecektir. Biz böyle görüyor, değerlendiriyor ve direniyoruz.

‘BİRLEŞİK DEVRİM MÜCADELESİ DAHA FAZLA GÖRÜNÜRLÜK KAZANDI’

Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi için önemli adımlar atıldı. Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin (HBDH) devrimci seferberlik hamlesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sorunuza geçmeden önce, HBDH çalışmalarının bu günkü düzeyi kazanmasında ve devrimci seferberlik hamlesinin başlatılıp geliştirilmesinde büyük emeği olan Sinan Dersim yoldaşı saygı ve minnetle anıyor; anılarını yaşatan, amaçlarını başaran bir mücadele pratiğinin sahibi olacağımızın sözünü veriyoruz.

Evet, birleşik devrim fikri ve pratiği “Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan” perspektifinin hayat bulması açısından önemli bir gelişmeyi ifade etmektedir. Ortak mücadele fikrinin uzun bir devrimci geçmişi olmakla birlikte, pratikleşmesi kesintili süreçlerle sınırlı kaldı. Bugün bunun gerçekleşmiş olması ve beş yılı aşkın süredir mücadele pratiklerini örgütlemesi, işçiler emekçiler, ezilen halklar, kadınlar ve gençler için ciddi bir kazanımdır. HBDH, birleşik mücadelenin, birleşik devrim pratiğinin mümkün olduğunu, faşist saldırıların yoğunluğunu artırmaya başladığı bir dönemde. yani tam da zamanında kuruluşunu gerçekleştirip, pratikleşerek göstermiş oldu.

Şimdi faşizmi yıkmaya odaklanan eylem çizgisini daha fazla geliştirme zamanıdır. Bu anlamda belli bir eylemsel düzey yakalanmakla birlikte ivmenin “Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız” devrimci seferberlik hamlesi ile oluştuğunu söyleyebiliriz. Devrimci seferberlik hamlesi ile birleşik devrim mücadelesi her alanda daha fazla görünürlük kazandı. Birleşik devrim güçlerinin kararlı, militan öncü güç olduğunu ezilen halklara, kadınlara, gençlere, işçi ve emekçilere bu hamle süreciyle daha açık bir şekilde gösterildi. Zayıf da olsa gelişen kitle hareketlerinin kararlı, radikal duruşu bu öncü pozisyonun pratik sonucudur. Metropol kentlerindeki pratikleriyle, kentlerin faşizme karşı zafer mekanları olacağını ispatladı. Bu anlamda Türkiye metropollerinde ve Kürdistan’da geliştirilen kararlı, öncü kitle eylemleriyle, milis eylemlerini önemli bir devrimci pratik olarak değerlendiriyoruz. Az ya da çok her eylem faşizmi darbeledi. AKP-MHP faşizmi çöküşün eşiğine, geliştirilen devrimci eylemlerle getirildi. Kendiliğinden olmadı bu durum. Ancak şunu da bilmeliyiz, darbeledik, henüz faşizmi yıkabilmiş değiliz. Demek oluyor ki mevcut eylemsel düzeyimiz ve vuruş tarzımız geliştirilmeyi, daha etkili kılınmayı gerektiren bir durumdadır. Yeterli değiliz, bunu görmemiz gerekiyor. Tempomuz mevcut fırsat ve imkanları yeterince değerlendiren düzeyde değildir. Faşist rejimin en zayıf döneminde, toplumsal rahatsızlıklar en üst seviyededir.

Ancak bu zayıflığı ve rahatsızlığı olması gereken düzeyde değerlendirip sonuca vardıramadık. Yaptıklarımız var ama yapamadığımız da var. Başardıklarımız var başaramadıklarımız var. Devrimci hamleyi değerlendirirken bu hususları da görmemiz gerekiyor. Başardıklarımızdan moral alalım, motive olalım. Başaramadıklarımızın ise bir görev olarak önümüzde durduklarını bilelim. Bu anlamda devrimci seferberlik hamlesi büyük-küçük demeden daha yaygın, etkili bir eylem hattını ve tarzını geliştirmesi gereken bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Bundan sonrasının da doğru ve etkili devrimci tarz, yaygın ve yüksek eylemsel tempo ile faşizmin yıkılacağı özgürlüğün kazanılacağı bir dönem, yani zafer dönemi olacağına inanıyoruz. Bu temelde tüm bileşen örgütlere ve milis yapısına üstün başarılar diliyoruz.

‘FAŞİZMİ YENİLGİYE UĞRATMAYA KİLİTLENMİŞ BİR DÖNEMDEYİZ’

Partinizin önümüzdeki dönemde kendi çalışmalarına ve birleşik devrim hattına ilişkin öncelikleri ve hareket planı nedir?
Hareket olarak bir süredir başlattığımız dört parça Kürdistan ve Avrupa’da halkımızın, dağda gerilla güçlerimizin yürüttüğü, “Tecride, işgale, faşizme son; özgürlüğü sağlama zamanı” hamlemiz devam ediyor.

Bu kapsamda mücadelemizin en öncelikli hedefi, önderliğimiz üzerinde uygulanan ağır tecrit koşullarını kırıp, fiziki özgürlüğünü gerçekleştirmektir. Halk ve gerilla güçleri olarak önderliğimizin ağır tecrit koşulları altında 22 yılı aşkın süredir verdiği muazzam direnişle motive olarak fiziki özgürlüğünü gerçekleştireceğiz. Bununla birlikte devrimci halk savaşı stratejisi temelinde işgal ve soykırım saldırılarını kırmaya, faşizmi yenilgiye uğratmaya, özgürlüğü sağlama hedefine kilitlenmiş bir mücadele dönemindeyiz. Bu anlamda HBDH’nin devam eden devrimci seferberlik hamlesiyle, “Özgürlüğü sağlama zamanı” hamlemiz ortak amaç, birlikte mücadele boyutuyla bir buluşmayı yaşıyor. Birleşik devrim hattının daha fazla örgütlendirilip geliştirilmesi temel önceliklerimiz arasında yer almaktadır. Kürdistan devriminin öncelikleri için düşünüp, tartışıp, savaştığımız kadar Türkiye devrimi içinde yapıyoruz. Önceliklerimiz aynıdır, yaklaşımımız stratejik temeldedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*