DKP/BÖG MK üyesi Tekin Yoldaş: “Faşist düşmana karşı topyekun devrimci taarruz”

DKP/BÖG Merkez Komite Üyesi Tekin Yoldaş, ETHA’ya gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yoldaş’ın röportajda verdiği yanıtlar şu şekilde:

‘FAŞİZM SALDIRILARINI ARTIRIRKEN, ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ GELİŞİYOR’

Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi tarihi bir dönemden geçiyor. Politik islamcı faşist şeflik rejimi zayıfladıkça işgal ve saldırganlık siyasetini yoğunlaştırıyor. Faşist rejimin yönelimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz, önümüzdeki sürece dair öngörüleriniz neler?
Türkiye ve Kürdistan birleşik devrim tarihi açısından önemli bir dönem içerisindeyiz. Devrim ve karşıdevrim güçleri arasındaki mücadele keskinleşmiş durumdadır. Karşıdevrim güçleri saldırılarını artırırken, birleşik devrim cephesinden de önemli karşılıklar verilmektedir. Faşist iktidar işçi sınıfı, emekçiler, ezilenler, kadınlar ve gençler düşünüldüğünde hepsine topyekun bir saldırı konsepti içerisindedir.

İşçi ve emekçilere dönük sömürünün en derin şekilde yaşandığı bir dönem içerisindeyiz. Emek sömürüsü yoğunlaşırken, yaşanan ekonomik krizle birlikte işsizlikte sistemin ürettiği bir sonuç olarak emekçilerin yaşamını tehdit etmektedir. Krizin faturası işçi ve emekçilere kesildiği için onlar cephesinden de birbirinden bağımsız şekilde direniş ve eylemlilikler ortaya çıkmaktadır.

Kürt özgürlük mücadelesine dönük olarak faşist rejimin askeri saldırıları hız kesmeden devam etmektedir. Sınır içerisinde gerillaya karşı sürekli askeri operasyonlar gerçekleştirilmekte, aynı zamanda demokratik siyaset kurumlarına dönük de saldırılar hız kesmeden sürdürülmektedir. Gerilla alanlarına dönük sınırötesi işgal saldırıları da yoğunlaşmaktadır. Özellikle Medya Savunma Alanları’na dönük işgal saldırıları son olarak gerçekleşen Metîna, Avaşîn ve Zap işgal saldırısıyla yeni bir nitelik kazanmıştır. Bu saldırılar karşısında gerillanın görkemli direnişi ve etkili eylemleri faşist iktidarın bütün hesaplarını bozmuştur. Etkili sonuç alarak ülke içerisindeki toplumsal muhalefeti bastırma yolunu izlemek isteyen faşist rejim, gerilla eylemleri ve direnişi karşısında adeta bulunduğu alanlara saplanıp kalmıştır.

Kadınlara dönük saldırılar, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar yoğunlaşmış durumdadır. Her gün gerçekleşen kadın cinayetleri ve erkek egemen sistemin faşizm tarafından nasıl güçlendirildiğinin ispatıdır. Erkek egemen sistem, kadın özgürlük mücadelesini boğma çabası içerisindedir. Son olarak gerçekleşen İstanbul Sözleşmesi’nin yasaklanması pratiği de aslında faşizm ile kadın düşmanlığının ne kadar iç içe geçtiğinin kanıtıdır.

Gençlik açısından iktidarın yasakları ve baskıları artık tahammül edilemez noktaya gelmiştir. Boğaziçi öğrencilerinin başlattığı direniş, faşizmin bütün saldırılarına rağmen devam etmekte ve bütün üniversite bileşenleri tarafından sahiplenilmektedir.

Bütün bu değerlendirmelerin ışığında, faşizm yaşamın her alanında karşıdevrimci saldırılarını artırırken aynı zamanda birbirinden farklı direniş dinamikleri zemininde direniş ve özgürlük mücadelesi gelişmektedir. Gelişen bu mücadele ile birlikte, faşist iktidar cephesinde de çözülme başlamış durumdadır. Türkiye kapitalizmi, ekonomik olarak çöküş içerisindedir. Ekonomik çöküş süreci döviz kurlarının yükselmesi ve bütçe açığının derinleşmesiyle kendini göstermektedir. Bu durum beraberinde işçi ve emekçiler açısından yaşamı daha sürdürülemez hale getirmektedir. Enflasyon karşısında çalışanların ücretleri erirken, iktidar yandaşları lüks ve debdebe içerisinde sefa sürmektedirler. Bu durum halk arasında iktidara dönük öfkeyi her geçen gün daha da derinleştirmektedir.

‘KİRLİ İLİŞKİLERİN DEŞİFRESİ İKTİDAR BLOĞUNDAKİ ÇÖZÜLMENİN İŞARETİDİR’
Kürdistan’a yönelik yürütülen işgal politikaları, faşist rejimi boğazına kadar yolsuzluk ve mafya ilişkileri içerisine sürüklemiştir. Yürütülen kirli savaşı finans etmek için bizzat AKP yöneticilerinin aile ilişkileri üzerinden uyuşturucu ticareti yapılmaktadır. Bu durum bile başlı başına çürümenin ne boyutlara geldiğinin ispatıdır. Dün AKP-MHP ittifakı içerisinde yer alan birçok insan ve grup, bu ittifaktan koparak iktidarın kirli ilişkilerini deşifre etmektedir. Bu tablo bile başlı başına iktidar bloğundaki çözülmenin işaretidir.

Faşist iktidar, Türkiye ve Kürdistan’da yürüttüğü saldırı politikasında genel olarak moral üstünlüğü kaybetmiş durumdadır. Gerilla güçlerinin ve birleşik devrim milislerinin askeri eylemleri özellikle faşist rejimin hegemonyasına büyük darbeler vurmuştur.

AKP-MHP ittifakının dış politikasında da genel olarak bir stratejik yalnızlık süreci yaşanmaktadır. ABD ve Rusya ekseni arasında iki tarafı da idare etme siyasetinin sonuna gelinmiş bulunmaktadır. İki eksenden birini tercih ettiği koşulda diğer taraftan etkili bir markaja alma süreci yaşayacaktır. Kendisini bölgesel anlamda oyun kurucu olarak gören iktidar, somut pratiklerde aslında bunun hiç de böyle olmadığını yaşayarak öğrenmektedir. Biden yönetimiyle arasında yaşanan gerilim, Libya ve Doğu Akdeniz’de geri adım atma şeklinde kendini göstermektedir. Aynı zamanda Ukrayna konusundaki tutumuyla da Rusya ile ciddi gerilimler yaşayan iktidar, adım adım hareket alanının daraldığı bir konsepte girmektedir.

Bu tablo içerisinde özellikle ABD ve AB emperyalist bloğunun Kürt özgürlük hareketi ve onun öncü kadrolarına dönük olarak düşmanca tutum alışı önemli bir etken olarak, faşist iktidarı teslim alma konusunda emperyalizmin önemli bir pazarlık meselesidir.

‘FİİLİ MEŞRU MÜCADELE AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR MEVZİ KAZANILDI’

Faşist saray rejimi ezilenlere sokakları yasakladı ama kararlı antifaşist güçler, BMG, işçiler, gençler, kadınlar yasakları tanımadı, açık fiili meşru mücadeleyle yasaklar geri püskürtüldü. Bu 1 Mayıs’ın kazanımları ve mesajı ne oldu?
Öncelikle 1 Mayıs bütün dünya işçi sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günüdür. 1 Mayıs’ın faşist iktidar tarafından yasaklanması, onun çöküş sürecinde yaşadığı korkunun sonucudur. 8 Mart ve Newroz eylemlerinin coşkusu ve kitleselliği faşist iktidar cephesinde büyük korku yaratmıştır. Bu sebepten 1 Mayıs yasaklanmış ve yasaklanma gerekçesi olarak pandemi nedeniyle kapanma önlemleri gösterilmiştir. Ancak pandemi koşullarında kapanma ilan edilirken, üretim çarkı dönmeye devam etmiş ve sömürü süreci işlemiştir.

Bu koşullar altında özellikle Taksim meydanına çıkma temelinde önemli bir ısrar ortaya koyulmuştur. Faşizmin yasakları tanınmamış, onun karşısında 1 Mayıs tarihsel anlamına uygun bir şekilde sahiplenilmiştir.

Yüzlerce insan, faşizmin yasaklarını tanımayarak sokağa çıkmış ve 1 Mayıs gününde sokağa çıkma yasağı fiilen boşa düşmüştür. Bu yönüyle 1 Mayıs iradesiyle sokağa çıkan bütün devrimcilere selam göndermek isterim. Tarih yazıldığında direnenler ve mücadele edenler, bu tarih içerisinde önemli bir not düşmüş oldular. Kapitalist sömürü düzeni emeği sömürmeyi sürdürürken, Kürdistan’da askeri operasyonlar devam ederken ve kadın cinayetleri sürerken, bunun karşısında sokağa çıkmak ve faşizmden hesap sormak insan olmanın gereğidir.

Birleşik Mücadele Güçleri de basından takip ettiğimiz kadarıyla, 1 Mayıs sürecinde etkin şekilde sokakta oldu. İstanbul başta olmak üzere birçok ilde 1 Mayıs yasaklarını tanımadılar. Bu yönüyle faşizmin yasaklarını tanımama konusunda öncülük ettiler.

Fiili meşru mücadele açısından önemli bir mevzi kazanıldı. Bu rahatlıkla söyleyebiliriz. Faşizmin yasakları tanınmadı ve 1 Mayıs günü tarihsel anlamına uygun bir sahiplenme gerçekleşti. En genel anlamıyla 2021 1 Mayıs’ı umut vericiydi diyebiliriz. Devrimci ısrar ve kararlılık gelecek açısından önemli bir enerji yaratmaktadır. Faşizmin yasaklarını kabul etmeyerek evde oturmayıp sokağa çıkan binlerce insan oldu. Eğer yasak ve para cezası engeli olmasaydı yüz binler ve milyonlar alanlara çıkacaktı. 2021 itibarıyla faşizmin yasakları boşa düşmüştür. Birleşik devrim mücadelesi, Türkiye ve Kürdistan topraklarında en güçlü şekilde gelişmektedir. Artık sadece askeri alanda değil, fiili meşru mücadele zemininde de önemli bir pratikleşme yaşanmaktadır. Bu yönüyle gerillanın ve milis güçlerinin eylemlerinin yarattığı politik etki alanı daha da genişlemektedir. Faşizmin topyekun saldırıları karşısında topyekun direniş ve karşı devrimci eylem zemini güçlenmektedir.

‘İŞGAL SALDIRISINDA BAŞARISIZLIK ÇÖZÜLMEYİ DERİNLEŞTİRECEKTİR’

İktidar, iç politikada siyasi soykırım, dış politikada işgal ve saldırganlığa odaklanmış durumda. Yakın dönemde Medya Savunma Alanları’na yönelik yeni bir sınır ötesi harekat başlatıldı. Bu durum emekçi sol güçlere ne tür görev ve sorumluluklar yüklüyor?
Her şeyden önce faşizme karşı mücadele bütünlüklü bir mücadeledir. Faşizm gerilla alanlarına ve fiili meşru mücadele alanlarına aynı anda saldırmaktadır. Faşist rejim iç politikada her türlü toplumsal muhalefet arayışını bastırma ve sindirme temelli yaklaşmaktadır. Bu yönüyle içeri de dikensiz gül bahçesi yaratmak istemektedir. Buna paralel olarak dış politikada işgal ve savaş siyasetini hakim kılmaktadır. Dolaysıyla hem içeri de hem dışarı da savaş politikası faşizmin genel politikasıdır. İçeri de toplumsal muhalefeti silikleştirip etkisizleştirirken dışarıda ki işgal politikalarını daha rahatlıkla uygulama hedeflenmektedir.

Siyasi soykırım operasyonlarıyla Kürt özgürlük mücadelesi başta olmak üzere devrimci, demokratik ve yurtsever kesimler hedeflenmektedir. HDP’nin vekilleri tutuklanmakta, belediyelerine el koyulmakta ve binlerce yöneticisi tutuklanmış durumdadır. Faşist kendi iktidarını tahkim etmenin yöntemi olarak başta Kürt özgürlük mücadelesini yenilgiye uğratmayı hedeflemektedir.

Sınır ötesi işgal harekatında, faşist rejimin başarı kazanması onun ömrünü uzatacak olan planın parçasıdır. Faşist iktidarın bu işgal saldırısında başarısızlığa uğraması var olan çözülmeyi daha da derinleştirecektir. Özellikle askeri açıdan faşizmin başarısız olması, Türkiye ve Kürdistan devrim mücadelesi açısından kritik bir gelişme olacaktır. Gerilla alanlarında faşizmin saldırıları karşısında görkemli bir direniş yaşanmaktadır. Ancak mesele, tek başına gerillanın direnişi olarak görülemez. Özellikle Türkiye ve Kuzey Kürdistan cephesinde halkı faşizme karşı seferber etmek önemli bir uğraş olacaktır. Devrimci, demokrat ve yurtsever bütün kesimlerin görevi, faşist iktidara karşı ülke içerisinde oluşan direniş dinamiklerini daha da güçlendirmek olacaktır.

‘SAVAŞ VE İŞGAL, EZİLENLERİN YAŞADIĞI SORUNLARI DERİNLEŞTİRİYOR’

Güney Kürdistan’a yönelik işgalci savaşın yanı sıra işsizlik, hayat pahalılığı, yoksulluk kol geziyor memlekette. Savaşa ve işgale karşı mücadele ile aşı mücadelesi, özgürlük mücadelesi arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz? İşgale ve savaşa karşı mücadele gündeminizde nasıl bir yer tutuyor?
Sonuç olarak bütün bu süreçler, birbirinden bağımsız değil. Kürt sorununda çözümsüzlük ve işgal politikalarında ısrar, faşist rejim açısından ciddi bir savaş maliyeti yaratmaktadır. Bu maliyette işçi ve emekçiler üzerindeki ekonomik sömürüyü daha da derinleştirmektedir. Elbette tek başına sömürü düzeninin kendisi de işçi ve emekçilerin emeğini sömürmekte ve yaşamı onlar için daha zor hale getirmektedir. Ancak kirli savaş politikalarında ısrar, bu sömürü ilişkisini daha da derinleştirmektedir.

Pandemi süreci ile birlikte aşı meselesi gündeme geldi. Kapitalizm her şeyi bir kar meselesi haline getirdiği gibi korona aşısını da bir kar meselesi haline getirmiş bulunuyor. Dünya planında ezilen halkların ve sınıfların aşıya ulaşma imkanı zengin ülkelerin olduğundan çok düşük orandadır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında ise pandemi sürecinin başından itibaren bu çelişki hep var olmuştur. Test kitlerinin temininden şimdide aşıya ulaşabilmeye kadar birçok varyantta sınıf çelişkileri daha görünür olmaktadır. İktidar kendi temsil ettiği kesimler ve yandaşları için her türlü hakkı mubah görürken, genel olarak emekçi halk için imkansızlık ve yokluk söylemi ön plandadır.

Özgürlük meselesi, faşizm koşullarında genel olarak ezilen kesimlerin ortak istemidir. Zira faşist rejim baskısı altında yaşayan işçiler, gençler, kadınlar, Kürtler ve LGBT bireyler özgürlük talepleriyle birçok alanda faşizme karşı direniyorlar. Onların varlıkları ve yaşamlarını devam ettirme istekleri faşist rejimle çelişmektedir. İşsizlik, yoksulluk ve hayat pahalılığıyla birleştiğinde faşizmin bütün toz pembe masallarıyla ezilen kesimlerin yaşamsal gerçekleri büyük bir çelişki yaşamaktadır.

Dolayısıyla şunu net bir şekilde ifade etmek gerekiyor. Faşizm koşullarında savaş ve işgal politikaları ezilen kesimlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları daha da derinleştirmektedir. Sistemin yapısında var olan sömürü ilişkileri, işgal ve savaş politikalarıyla daha da derinleşerek emekçi halkın karşısına çıkmaktadır.

‘TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN METROPOLLERİNDE ETKİLİ VE SÜREKLİ EYLEMLER’

Türkiye ve Kürdistan birleşik devrimi için önemli adımlar atıldı. HBDH’nin devrimci seferberlik hamlesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında birleşik devrim mücadelesi ödenen önemli bedeller pahasına gelişmekte ve güçlenmektedir. HBDH’nin başlatmış olduğu devrimci seferberlik hamlesi bu yönüyle önemli bir enerji açığa çıkarmıştır. Gerillanın dağlardaki direnişi ile şehirlerde milislerin eylemleri ve fiili meşru mücadele alanında her yönlü bir ortaklaşma pratiği içine girilmiştir. Gerilla alanlarından Avrupa sahasına, Türkiye ve Kürdistan topraklarına kadar geniş bir alanda “Faşizmi yıkacağız, özgürlüğü kazanacağız” devrimci seferberlik hamlesi örgütlenmiştir. Bu süreçte birçok yoldaşın önemli emeği ve çabası bulunmaktadır. Devrimci seferberlik hamlesi ve genel olarak HBDH çalışmalarında önemli bir emeği olan Sinan Dersim yoldaşı burada özel olarak anmak isterim. Sinan yoldaşın HBDH çalışmasının bu günlere gelmesinde büyük emeği vardır.

HBDH devrimci seferberlik hamlesiyle, faşizmin topyekun saldırıları karşısında topyekun bir seferberlik süreci başlatmıştır. Devrimci seferberlik hamlesi kapsamında birçok alanda mücadelemiz gelişmiş ve ilerlemiştir. Türkiye ve Kürdistan metropollerinde faşizme karşı etkili ve sürekli eylemlere imza atılmıştır. Bu yönüyle faşist iktidarın Kürdistan’da yürüttüğü işgal politikaları karşısında kendisini güvende hissetme durumu ortadan kalkmıştır. Devrimci seferberlik hamlesiyle özellikle AKP-MHP faşist ittifakı ve onun destekçilerine dönük sürekli bir sabotaj ve intikam eylemleri gerçekleşmektedir.

Faşist iktidar ve ona yakın medya odakları bu eylemlerin bir kısmını görmezden gelirken bir kısmını da kabul etmek zorunda kalmıştır. Gelinen aşamada devrimci seferberlik hamlesinin birinci aşaması, 1 Mayıs ile birlikte bir final yapmıştır. Şimdi ikinci aşamaya girmiş bulunmaktayız. İkinci aşamada “Faşizmi yıkalım özgürlüğü kazanalım” sloganını “İleri, daha ileri” diyerek güçlendiriyoruz. Bu aşamada faşizme karşı topyekun bir devrimci taarruz süreci başlatmayı hedefliyoruz. Faşizme karşı savunmadan çıkıp karşı saldırı sürecini başlatacağımız bu sürece birleşik devrim mücadelesi içerisinde bulunan bütün bileşenler bütün imkanlarıyla katılmalıdır.

‘FAŞİST DÜŞMANA KARŞI TOPYEKUN BİR DEVRİMCİ TAARRUZ’
Faşist iktidar genel olarak bir çözülme sürecine girmiş bulunuyor. Dünya ve bölge planında var olan çelişkilerde bu durumu desteklemektedir. Ancak unutmayalım ki, faşist iktidar ne kadar kriz içerisinde olursa olsun birleşik devrim güçlerinin eylemleri olmadan yıkılmayacaktır. Faşist rejim kendi içinde bir restorasyon yaşayarak iktidar bloğunda bir takım değişikliklerle bu süreçten çıkmak isteyecektir. Zayıflayan ve kendi içinde kriz içerisinde olan faşist rejim daha saldırgan bir politika izlemeye başlayacaktır. Bu durum çelişki değil, yaşamın doğallığında olan bir durum. AKP-MHP faşist ittifakı köşeye sıkışmış durumdadır ve bu yönüyle sıkıştıkça daha da saldırganlaşmaktadır.

İşçiler, kadınlar, Kürtler, gençler ve bütün ezilenler, birleşik devrim mücadelesine güç verdikçe faşist iktidarın bütün saldırıları birleşik devrimi daha güçlendirecektir.

Faşizm karşısında mücadele etmeyen ve bedel ödemeyen çürüyecektir. Birleşik devrim mücadelesi de geride bıraktığımız 5 yıllık mücadele sürecinde önemli bedeller ödemiştir. Aynı zamanda faşizme de önemli bedeller ödetmiştir ve ödetmeye devam edecektir. Devrimci hamlenin ikinci aşamada bütün imkanlarımızı kullanarak faşist iktidarı yenilgiye uğratmak için canımızı dişimize takıp savaşacağız. Unutmamalıyız biz bir savaş içerisindeyiz. Faşist iktidar karşımızda dürüst savaşmayan ve kendi yazdığı hukuk normlarına bile uymayan bir düşmandır. Ona karşı var gücümüzle savaşmalıyız. Birleşik devrim mücadelesinin bileşenlerinde ve halkımızda bu enerji mevcuttur. Şimdi bu enerjiyi açığa çıkarmalıyız ve faşizme karşı özgürlük mücadelesini yükseltmeliyiz. Bulunduğumuz bütün alanlarda yoldaşlarımız “İleri daha ileri” diyerek mevcut mücadele imkanlarımızı en rasyonel şekilde kullanarak, faşist düşmana karşı topyekun bir devrimci taarruz süreci içinde olmalıdır.

‘BİRLEŞİK DEVRİM GÜÇLENİYOR, KARŞIDEVRİMİN SALDIRI GÜCÜ ZAYIFLIYOR’

Partinizin önümüzdeki dönemde kendi çalışmalarına ve birleşik devrim hattına ilişkin öncelikleri ve hareket planı nedir?
Öncelikle partimiz birleşik devrim çalışmalarıyla kendi örgütlenme çalışmalarını birbirini destekleyen süreçler olarak görmektedir. DKP/BÖG olarak, önderimiz Ulaş Bayraktaroğlu (Mehmet Kurnaz) başta olmak üzere ölümsüz bütün yoldaşlarımıza ve birleşik devrim mücadelesinde ölümsüzleşen bütün siper yoldaşlarımızın anılarına bağlılığımızın ispatı, bugün birleşik devrim mücadelesine kattığımız enerjidir.

Partimiz bütün imkanlarıyla birleşik devrimin zaferi için çabalamaktadır. Bu mücadelede düşmanla savaş, devrimci saflarda yoldaşlaşma temelinde meseleye yaklaşmaktadır.

DKP/BÖG, kendi örgütsel çalışmalarıyla birleşik devrim mücadelesini birbirini destekleyen süreçler olarak görmektedir. Gerilla alanında, milis çalışmasında ve fiili meşru mücadele çalışmalarında meseleye bu temelde yaklaşmaktayız.

Önümüzdeki dönem açısından Türkiye coğrafyasında sınıf çelişkilerinin daha da derinleşeceği bir tarihsel sürece gireceğiz. Bu süreç içerisinde işçi sınıfı, emekçiler, kadınlar, gençler ve ezilenler cephesinde mücadeleye katılma eğilimi daha da yükselecektir. Partimiz bu kesimleri daha güçlü şekilde örgütleyip birleşik devrim mücadelesine katma çabası içerisinde olacaktır. Birleşik devrim mücadelesinin Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarında geldiği aşama, devrimin güçlendiği, karşıdevrimin saldırı gücünün zayıfladığı bir konjoktürü içermektedir. Partimiz bu temelde özellikle Türkiye coğrafyasında faşizmin askeri ve politik yenilgi sürecine var gücüyle katılma çabası içerisindedir. Partimiz bütün örgütsel enerjisini ve çabasını bu temelde birleşik devrim mücadelesinin güçlenmesi için seferber etmektedir. Özellikle Türkiye cephesinde birleşik devrim mücadelesinin pratikleşmesi için var gücüyle çabalamaktadır.

Devrimci seferberlik hamlesinin ikinci aşamasının da başarıyla örgütlenmesi için bütün imkanlarımızı seferber ederek, süreci örgütlemek için çabalayacağız. Birleşik devrim mücadelesinin bileşenleri, sürece bu temelde yaklaşırlarsa büyük bir enerjiyi açığa çıkartacaklarını görerek hareket etmelidirler.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*