Razmuhi: Antifaşist devrimci güçler direniş cephesini genişletmeli

Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) Komünist Kadın Örgütü (KKÖ) komutanlarından ve Kadınların Birleşik Devrim Hareketi (KBDH) Genel Konsey Üyesi Hivron Razmuhi, Medya Savunma Alanları’na yönelik işgal saldırısı ve bölgedeki direnişi ETHA’ya değerlendirdi.

‘BU, GÜNEY KÜRDİSTAN’A YÖNELİK BİR İŞGAL PLANI’

Türk devleti, Medya Savunma Alanları’na yönelik yeni bir işgal saldırısı başlattı. Bölgede şiddetli çatışmalar var. İşgal saldırısının amaç ve kapsamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sömürgeci Türk devleti, 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece Zap, Avaşîn ve Metîna bölgesinde, ancak tüm Güney Kürdistan’ı hedefleyen yeni bir işgal savaşı başlattı. Saldırının başlangıcı için seçilen tarih tesadüf değil kesinlikle. Faşist devlet, ne zaman Kürt halkına, devrimci harekete yönelik kapsamlı bir saldırı yapmış ise bunun sömürgeci devlet tarihinde mutlaka bir yerlere dayandığını görebiliriz. 24 Nisan da bu şekilde, 1915 yılında Ermeni halkımıza yönelik soykırımın tarihi olarak hafızalarımıza kazındı. Bu katliamcı zihniyet, bugün de Kürt halkımıza soykırım dayatıyor.

Biraz geriye gitmekte fayda var. 2015 yılında ‘Çöktürme Planı’ devreye konulduğunda Güney Kürdistan dağları bombalanırken, aynı zamanda Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarıyla özel bir savaş konseptin startı verilmişti. Peşi sıra antifaşistlere, devrimci, sosyalist ve yurtseverlere yönelik tasfiye saldırısı genişletildi. Bu saldırı, hala devam ediyor. 1 Mayıs kutlamaları dahil tüm demokratik eylem-etkinlik yasaklanması, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, HDP’ye yönelik kapatma davası gibi adımlarla, kazanımlar geriye çekilmek isteniyor. Bir yandan da Kuzey ve Güney Kürdistan’da gerillaya yönelik imha saldırıları sürdürülüyor. Rojava devrimi boğulmak isteniyor. Toprakları parça parça işgal ediliyor.

Sömürgeci Türk devleti, bugüne kadar Güney Kürdistan’a ‘sınır ötesi operasyon’ adı altında sayısız işgal saldırısında bulundu. Öncelikle bu yeni saldırının hedeflerini doğru okumak gerek.

Türk devleti, PKK’nin Medya Savunma Alanları’ndaki varlığını, Güney Kürdistan’a yönelik işgal planlarının gerekçesi olarak sunmaya çalışıyor, bu bahaneleri öne sürüyor. PKK, Kürt halkının özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Başta sömürgeci Türk devleti olmak üzere, Kürtleri yok sayan emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı ulusal özgürlük mücadelesi yürüten bir harekettir. HPG ve YJA-Star, Kürt halkının özgürlüğü için savaşan gerilla güçleridir.

‘FAŞİST ŞEF BÖLGESEL GÜÇ OLMA HEVESİNDE’
Gerekçeleri, Türk devletinin sömürgeci ve yayılmacı planlarını gizlemeye dönüktür. Söz konusu Güney Kürdistan’ı işgal etme planları olunca, yanlış sorular soranlar yada sessiz kalanlara şunu hatırlatmak isteriz. Sömürgeci faşist Türk devleti, Libya’ya asker gönderirken, Ermenistan ve Dağlık Karabağ’a karşı askeri hareketi geliştirirken, Kıbrıs yönetimine müdahale ederken ya da Cerablus ve El Bab’ı işgal ederken bu topraklarda PKK mi vardı? Bu sorunun yanıtını herkes biliyor. Tabi ki yoktu. Tek başına PKK’nin tasfiyesi amacıyla yapılan saldırılar söylemi manipülatiftir. Osmanlıcı yayılmacı kirli emelleri gizleme çabasının ürünüdür. Tüm bu söylemler, Türkiye emekçi halklarının bilincini bulandırıp, ırkçı-şoven duygularını köpürtmeyi amaçlayan ve zayıflayan toplumsal desteği tekrar kazanma çabasıdır.

Faşist şeflik rejimi, bölgesel bir güç olma hevesindedir. Bu işgalci, sömürgeci planların karşısında direnen Türkiye-Kürdistan birleşik devrimimizin bileşenlerinden PKK, bir engel durumundadır. Türk devleti, emperyal politikalarını boşa düşüren ve devrimci bir rol oynayan PKK’yi tasfiye etmesi, yenmesi gerektiğini biliyor, görüyor.

Garê’de hezimete uğramasaydı, işgal alanlarını genişletmeyi planlamıştı. Ama değerli komutan esir kampı sorumlusu Şoreş Beytüşşebap yoldaş başta olmak üzere Garê şehitlerimizin kahramanca direnişiyle, HPG/YJA-Star ve HBDH/KBDH gerillalarının büyük bir irade, savaş gücü ve taktik zenginlikle düşmanı darbeleme kararlılığı bu planları boşa düştü.

Türk devleti önce Garê’ye ardından Metîna, Avaşîn ve Zap bölgesine saldırdı. Medya Savunma Alanları’nda bulunan gerilla güçlerinin bu dönemdeki hareketi nasıl oldu?
Partimiz MLKP/KKÖ ve bileşeni olduğumuz HBDH ve KBDH’ın döneme ilişkin değerlendirmelerinde, kapsamlı ve stratejik temelde ele alınacak bir savaşın olasılığına dikkat çekmiştik. Böylesi kapsamlı bir savaşa göre de hazırlandık. Medya Savunma Alanları’ndaki güçlerimizin savaş hazırlıklarını bu doğrultuda ele aldık. Bu temelde, MLKP/FESK gerilla birliklerimizi Metîna bölgesindeki savaş hazırlıklarında konumlandırdık.

Faşist AKP-MHP rejiminin Şubat ayında Garê alanına yönelik işgal saldırısı öncesinde, MLKP/FESK ve MLKP/FESK KKÖ müfrezelerimiz alan savunmasında yerlerini aldı. Garê savaşı bizim için beklenmeyen bir gelişme değildi. 10 Şubat’ta saldırı başlatıldığında, birliklerimiz öncesinde belirlenen savaş hazırlıklarına uygun olarak konumlandı. Türk ordusunun Garê’ye saldırısı başladığında, sadece Garê’yle sınırlı kalmayacağını söylemiştik. O dönemde düşman Garê’de hezimete uğramasaydı, işgal alanlarını genişletmeyi planlamıştı. Ama değerli komutan Şoreş yoldaş başta olmak üzere Garê şehitlerimizin kahramanca direnişiyle, HPG/YJA-Star ve HBDH/KBDH gerillalarının büyük bir irade, savaş gücü ve taktik zenginlikle düşmanı darbeleme kararlılığı bu planları boşa düştü.

‘GARÊ STRATEJİK İŞGAL PLANININ ÖNCÜSÜYDÜ’
Türk devletinin işgal saldırısı, sadece gerilla alanlarını değil, tüm Güney Kürdistan topraklarını kapsıyor. Başarılı olması durumunda işgali, Musul’a, Kerkük’e kadar yaymayı planlıyorlar. Güney Kürdistan topraklarına 47 askeri üs kurulmasının başka bir nedeni yok.

Garê, bugün süren savaşın öncüsü mahiyetindeydi. Ve bu işgal planları uzun zamandır gündemde olan, hazırlığı yapılan daha kapsamlı planın yalnızca bir parçasıydı. Üstelik sadece sömürgeci Türk devletine ait bir plan olmadığı da çok nettir. Yaşananlar gösterdi ki, emperyalist ABD başta olmak üzere gerici-sömürgeci bölge devletleriyle birlikte KDP de gerek lojistik, gerek istihbarat desteğiyle bu planın ortağı olmuştur.

Türk devleti, Güney Kürdistan’da uluslararası hukuku çiğneyerek savaş suçu işliyor. Daha önce Garê’de olduğu gibi şimdi Avaşîn ve Metîna’da zorlandığı her durumda kimyasal silah kullanıyor. Bu suça emperyalist devletler de ortaktır. Emperyalist güçlerin belirledikleri uluslararası yasalara göre kimyasal silah kullanımı yasak olmasına rağmen, üreten ve Türk devletine veren de yine kendileridir.

Yoldaşlarımızın iradesi karşısında çaresiz kalan sömürgeci Türk ordusu, kimyasal silahla gerillayı imha etmeye yöneliyor. Bugün dağlarımız kimyasal silahlarla bombalanıyor. Savaş suçu işleyen Türk devletine karşı herhangi bir yaptırım uygulanmıyor.

Bölgedeki çatışmalar ve direnişin geldiği aşamayı tarif eder misiniz?
Zap, Avaşîn ve Metîna’da sert ve ağır bir savaş yaşanıyor. Çeteler ve korucuların da dahil edilmesi, aynı zamanda teknik üstünlüğüne rağmen sömürgecilik ordusunun bu savaşta zorlandığını belirtmemiz gerek. Öyle ki gerillanın savunduğu alanlardan Metîna’yı yoğun biçimde bombardımana tabi tutuyor. Savaş tünellerine girmek için operasyon üzerine operasyon gerçekleştiriyor. Buna rağmen, başarısız kalınca askeri teçhizatını da bırakıp kaçmak zorunda kalıyor. Bunu tekrar tekrar yaşadık. Mamreşo’da HPG ve YJA-Starlı yoldaşlarımızın savaşma iradesini kıramayınca imha amaçlı kimyasal silaha başvurdu. Avaşîn’de başta Şehit Munzur ve Şehit Serdar tepelerinde gerilla direnişi sömürgeci güçlerde büyük kırılma yaşattı.

Eşitsiz koşullarda savaşıyoruz. Düşmanın teknik donanımı karşısında Garê savaşında görüldüğü gibi gerilla güçleri, taktik ustalık, teknik ve olanakları kıvrak askeri zekayla birleştirerek savaşta önemli rol oynuyor. Yenilmez denilen orduların direniş karşısında hezimete uğradığı tarihsel örnekleri hatırlamak gerekir. Bunlar, direniş kararlılığının, iradenin, taktik başarıyla birleştirilmesiyle mümkün olmuştur. Bu savaşta gerilla güçlerimiz, deneyimlerden sonuçlar çıkartıyor ve savaş gücünü geliştiriyor. Ezilen halkların direniş tarihinden öğrenerek, onu günümüze uyarlayarak düşmana meydan okuyor.

‘AVAŞÎN, METÎNA VE ZAP BÜYÜK İRADEYLE DİRENİYOR’
Bugün Avaşîn ve Metîna’da gerilla güçlerimiz sabotaj, suikast, geliştirilen kimi özel silahlar, havadan eylemler ve sızma taktikleriyle düşmanı yoğun biçimde vuruyor. Tıpkı Vietnam’da emperyalist ABD işgalcilerine karşı verilen direnişte ki gibi, tıpkı Filistin’de siyonist İsrail’e karşı savaşta kullanılan tünellerin benzeri bugün Güney Kürdistan dağlarında gerilla tarafından düşmana karşı sürdürülen savaşta büyük bir mevzi oldu.

Yaşam alanlarımız olan şikeftler, Garê’de olduğu gibi gerektiğinde birer mevziye dönmüştür. Düşmanı zorlayan, kayıplar verdiren savaş tünelleri de büyük emeklerle yaratılmıştır. Tarihi Garê zaferindeki inançla direnen gerilla, bugün de Avaşîn, Metîna ve Zap’ta direniyor.

Sömürgeci Türk ordusu, NATO’nun ikinci büyük ordusu olmakla övünürken, yerli SİHA’larının teknik gücüne yaslanırken, geliştirdiğimiz kimi basit taktiklerle onlara yenilgi üstüne yenilgi yaşattığımız bir dönemi yaşıyoruz. Garê direnişimizde büyük kahramanlıklar yaratan başta şehit Şoreş yoldaşımız olmak üzere, Avaşîn ve Metîna’da güçlü eylemlerle tarihi direnişler yaratan Hewram Ayverler, Nûjîn Koçer, Serhat Giravi, Delal, Viyan ve daha pek çok ölümsüz yoldaşımızı anıyorum. Onların zafere olan inançları devam ediyor. Bizler de MLKP/KKÖ gerillaları olarak onların direniş ruhuna bağlı kalacağımızın sözünü veriyoruz.

‘BÖLGEYE ÇETE VE KORUCULAR AKTARILIYOR’
Savaş gerçekliği içinde kimi mevziler düşman denetimine girmiş olabilir. Bu yenilgi anlamına gelmez. Direnişin olduğu yerde ideolojik yenilgiden asla bahsedilemez. Taktiksel mevzi kayıplarıdır. Ele geçirilen mevziler olmasına rağmen sömürgeci güçlerin zorlandığını görebiliriz. İşgalci Türk ordusunun savaşta ciddi düzeyde güç kaybı yaşaması, çete güçlerini bu bölgeye kaydırmasını zorunlu kıldı. Türk devletinin kurucusu olduğu ÖSO çetelerinin ardından korucuların, daha sonra ise Libya’ya gönderilen çete güçlerinin Güney Kürdistan savaşına dahil edilmek için Kuzey Kürdistan’a getirildiği biliniyor.

Güney Kürdistan dağlarında gerilla güçlerimiz bir savunma savaşı vermiyor. Garê’de olduğu gibi, HPG ve YJA-Star gerillalarının geliştirdiği taktiklere sömürgecilere karşı etkili eylemler yapılıyor. İşgal saldırısının ilk gününden itibaren sayısız eyleme imza atan gerilla güçleri, aynı zamanda Amed’de bulunan jet üslerini de vurdu. İlk uçakla pilot ve personelinin bulunduğu bina hedeflenirken, ikincisiyle savaş uçaklarının bulunduğu hangar hedef alındı. Aynı zamanda insansız hava araçlarının ana kontrol merkezi de benzer biçimde hedef alındı.

‘KAYIPLARI GİZLEMEK İÇİN SAHRA HASTANELERİ KURULDU’
Xakurkê’de, Metîna’da, Avaşîn’de sömürgecilik güçlerine karşı fedai eylemler gerçekleştirildi. Türk ordusu ağır kayıplar yaşadı. Savaşın sürdüğü kimi bölgelerde yaralılarını dahi uzun süre alamadılar. Türk devleti, kayıplarını gizlemek için bölgede sahra hastaneleri kurdu.

Güney Kürdistan’daki sömürgeci işgal saldırısı durdurulmadığı koşullarda, Türkiye’deki işçi ve emekçilerin, kadınların, gençlerin politik hak ve özgürlüklerinden bahsetmek mümkün olmayacaktır. İlerici aydınlar ve emekçi sol güçler, işgalcilerin her türlü kuralsızlıkla sürdürdüğü savaş karşısında pozisyon almalı.

İŞGAL KARŞISINDA DİRENİŞ CEPHESİ GENİŞLETİLMELİ’

İşgal saldırısı ve savaş emekçi sol güçlere ne tür görev ve sorumluluklar yüklüyor?
Faşist AKP-MHP rejimi bölgesel hevesleriyle tüm Ortadoğu halklarının düşmanıdır. Politik özneler; emperyalistler, bölge gerici devletleri ve işbirlikçi KDP’nin desteğini alarak insanlık suçu işleyen Türk devletine karşı sokaklara çıkmalı. Faşist devlet bu savaşta başarılı olursa, her yandan çatlayan rejimini yeniden organize etme fırsatı bulanacaktır. Bu nedenle Güney Kürdistan işgali karşısında direniş cephesi genişletilmeli. Antifaşist mücadelenin ortaklaşacağı temel halkalardan biri olarak görülmeli.

Antifaşist mücadelenin ancak ve ancak sokakta örüleceği bir gerçektir. 8 Mart’tan 1 Mayıs’a kadar süren fiili meşru sokak mücadelesi hattı yürünecek yolu göstermiştir. Faşizmin yasaklarını çiğneyen birleşik devrimci irade, şimdi Türk devletinin Kürdistan’da sürdürdüğü savaşa karşı yan yana gelmeli.

Bölgesel güç dengelerinin değiştiği bir dönemden geçiyoruz. Egemenlerin Ortadoğu halklarının iradesini hiçe sayarak siyasi denklemler kurduğu koşullarda, ezilen halklar antikapitalist, antiemperyalist ve antisömürgeci bir duruş ortaya koymalıdır. Altını çizmek gerekir ki, Güney Kürdistan’ın işgalini hedefleyen bu savaş, sadece HPG ve YJA-Star gerillalarının savaşı değildir. Bu savaş aynı zamanda HBDH ve KBDH güçlerinin savaşıdır. Bu savaş aynı zamanda tüm bölgenin ilerici devrimci güçlerinin savaşıdır. Sadece Kürt halkının değil aynı zamanda Ermeni, Türk, Süryani, Arap, Türkmen halklarının savaşıdır.

Başta Türkiye devrimci hareketi olmak üzere, emekçi sol güçler, kadın özgürlük mücadelesinin özneleri bu işgal saldırısının karşısında durmalıdır. Ekoloji hareketlerinden Alevi örgütlerine, sendikalardan Boğaziçi’nde kayyum karşıtı mücadelede önemli bir mevzi kuran gençlik hareketlerine kadar geniş bir toplumsal kesimin gündeminde yer tutmalıdır bu savaş.

‘MÜCADELENİN BÜYÜTÜLMESİNE ODAKLANILMALI’
Dağlardaki direniş can feda tarzla sürdürülürken mücadelenin kentlere taşınmasının zorunluluğu görülmelidir. Gerilla her durumda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirecektir. Bu AKP-MHP faşizminin topyekun saldırısının bir parçasıdır. Beklemekle, seyirci kalmakla püskürtülemez. Faşizme karşı HBDH ve KBDH’ın başlattığı devrimci seferberlik kampanyası, KCK ve KJK’nin faşizme karşı özgürlük kampanyaları sürüyor. Bu mücadelenin büyütülmesine odaklanılmalı.

Başta HBDH ve KBDH milislerimiz olmak üzere antifaşist güçler, öfkesini Türkiye ve Kuzey Kürdistan kentlerinde faşist sömürgeci odaklara yöneltmelidir. Politik hiç bir özne bu savaşın kendisini ilgilendirmediğini iddia edemez. Açlık ve yoksulluğa tepki gösterenlere “Sizin bir merminin fiyatından haberiniz var mı?” diyen faşist şef, ekonomik kriz ile sömürgeci savaşın dolaysız ilişkisine de işaret etmiş oluyor. Antikapitalist güçler silah başına geçemiyorsa da, bulundukları her yerden faşizmin krizini derinleştirmeli. Politik güçler bulundukları mücadele mevzilerinden faşizmi zorlamalı. Emekten, özgürlükten yana olan aydınlar, entellektüeller, sanatçılara kadar tüm kesimlerin faşist rejime karşı çıkacak bir hatları olmalı.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*