Tufan Pir Keleş: “Dünyada yeniden taşların yerinden oynayacağı bir dönem yaşanıyor!”

Özgür Gelecek’te yayınlanan DKP/BÖG üyesi Tufan Pir Keleş ile yapılan söyleşiyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

– Merhaba, kendinizi tanıtır mısınız?

– Merhabalar, DKP/BÖG üyesiyim. İsmim Tufan Pir Keleş.

– Sorularımıza genel durumdan başlayalım. Ülkede ve dünyada artan bir kriz durumu mevcut. Salgınla birlikte şiddetlenen bu krizin bedeli dünya halklarına ödetilmeye çalışılıyor. Bu sebeple de kitleler sokakta. Ülkede devrimci hareketin artan bu öfke karşısındaki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Emperyalist-kapitalist sistem sizin de dediğiniz gibi bir kriz içerisinde. Bu krizin niteliğini ortaya koyarsak, derinleşen bir kriz var ve büyüyor.

Özellikle soğuk savaştan sonra Amerika’nın mutlak galibiyeti ilan edildi ve onun üzerine dünya emperyalist-kapitalist sistemi inşa edildi. Hatta “tarihin sonu” tespitleri yapılarak kapitalizmin mutlak iktidarının ilanı da yapıldı, ancak sonra görüldü ki, dünya Amerika’dan ve onun politikalarından ibaret değil. Gerilemekte olan bir Amerikan hegemonyası ve karşısında büyüyen başka ekonomik-siyasi-toplumsal güçler var. Dünyada yeniden taşların yerinden oynayacağı bir dönem yaşanıyor ve bu durum, emperyalist-kapitalist sistemde büyük bir çelişki doğuruyor ve yaşanan krizin derinliği açığa çıkıyor.

Covid gündemi de bu sistemin, işçi sınıfı ve ezilen halklar açısından çürümüşlüğünü ifade ediyor. Dünyada bin kişiyi doyuran bu sistem, milyarlarca insanı salgın karşısında kaderine terk ediyor. Dünyanın en büyük sosyal devletleri tek tek çözülüyor, rejimler daha fazla faşist yönetimlere dönüşüyor, işçi sınıfı ve ezilen halklar üzerindeki sömürü, bu iktidarlar eliyle artırılıyor. Yeni bir devrimci atılım dönemi bu saldırıların göbeğinde doğuyor, o da bu sistem karşısında yeniden sosyalizm fikrinin gelişmesi oluyor.

Sosyalizm fikri bugün dünya halklarına olduğu kadar Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerine de umut veriyor. Ülkede şu an “tam kapanma” adına sömürü çarkı işlemeye devam ediyor, toplumda patlamaya hazır bir öfke var.

Toplum bu üretim çarkını parçalamak istiyor. Bu anlamıyla devrimci mücadelenin hızla gelişip büyüyeceği bir eşiğe adım atılıyor. Bu noktada devrimci harekete, patlayan öfkeyi faşist AKP-MHP iktidarını yıkmak üzere yönlendirme görevi düşüyor. 1 Mayıs’ta birleşik devrimci güçler umut verici bir iradi duruş sergilediler. Tüm yasak kararlarına rağmen işçi sınıfının ve ezilen halkların taleplerini haykırdılar.

1 Mayıs alanında bu anlamıyla az sayıda da olsa nitelikli, iradeli bir sahiplenme gelişti. Bu hem devrimci güçler açısından hem de işçi sınıfının ayaklanmasına öncülük etme cüreti açısından önemliydi. Çünkü önümüzde devrimci hareketi ayaklanmalar, isyanlar bekliyor.

Artık yönetemez hale gelen bu faşist iktidar karşısında devrimci hareket, iktidarı yıkma dinamiklerinin takipçisi olmakla ve bunları devrim iktidarına yönlendirmekle tarihsel bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyor.

– “Birleşik devrimci güçler” dediniz. Açıklamalarınızda da sık sık görüldüğü üzere birlikte mücadeleden bahsediyorsunuz. Anti-faşist birleşik mücadeleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Birleşik mücadele, birleşik devrim perspektifi doğrultusunda partimiz açısından stratejik başlıklardan biridir. Bugün Türkiye işçi sınıfının sömürüsü ve Kürt halkının sömürgeleştirilmesi karşısında birleşik mücadele dışında bir yol yoktur.

Türkiye burjuvazisi, yıllardır Kürt halkının varlığını işçi sınıfının taleplerinin karşısına bir engel olarak yerleştirdi. Milli söylemler, sınıf mücadelesinin sesini kıstı. Bu da sömürüyü ve sömürgeciliği aynı oranda işçi sınıfı ve ezilen halklar aleyhine geliştirdi. İşte bu noktada İzmir’li bir işçi ile Şırnak’lı yoksul Kürdün yanyana gelip iktidara karşı yürüttüğü kavga birleşik mücadelenin yolu oldu. Biz de bu mücadelenin örgütleriyiz.

DKP, birleşik mücadelenin partisidir. Anti-faşist mücadele bu bağlamda en geniş toplumsal mücadele dinamiklerinin yanyana gelip faşist iktidara karşı eyleme geçmesi açısından önemlidir. Ancak anti-faşist mücadelede bugüne kadar beklenen reaksiyon alınamadı.

Bu ne sınıfa yönelik sömürü karşısında ne de Kürt halkına yönelik sömürü, işgal saldırılarında gelişmedi. Burada anti-faşist mücadeleyi kesintisiz eylem gücüne dönüştürecek birleşik devrim mücadelesinin perspektifine, öncülüğüne ihtiyaç vardır.

– Birleşik devrim mücadelesi perspektifi demişken, DKP/BÖG ve KKB/KÖG olarak kuruluşlarından beri HBDH ve KBDH içerisinde yer alıyorsunuz. Bu süreç nasıl gelişti?

– Partimiz kendi kuruluş süreci itibari ile özellikle önderimiz Ulaş Bayraktaroğlu’nun çabaları doğrultusundan gelişen bir birlik partisidir. Türkiye’de statükocu, düzen içi sol anlayıştan ve reformist eğilimlerden kopma hedefli bir atılım sürecimiz oldu.

Amacımız daha fazla örgütü yanyana getirerek bu pratik ve Türkiye devrimci hareketi için stratejik adımı daha güçlü atmaktı. Ancak birkaç örgütlü güç ile sınırlı kaldı, yarattığı sinerji ise yine de görkemli oldu. Daha sonra partimizin bu atılım sürecine Orhan Yılmazkaya yoldaşın örgütü gibi Türkiye devrimine önemli bir mücadele katkısı olan yoldaşlar da katıldı, partimizi tasfiye etmeye çalışan eğilimler de çıktı.

Partimiz bu süreçten Ulaş Bayraktaroğlu’nun öğretileri temelinde çıktı ve onun kuruculuğunda önemli görevler aldığı birleşik devrim mücadelesinde de aynı kararlılıkla yol aldı. Partimiz, işçi sınıfının ve ezilen halkların iktidarını kazanma temelinde Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Türkiye Devrimci Hareketi’nin buluşması için tüm gücünü Ulaş Bayraktaroğlu, Ulaş Adalı ve Aynur Ada yoldaşlar şahsında sarf etti.

HBDH ve KBDH çok ciddi bedeller üzerine kuruldu. Bu kuruluşun hikayesi bu mücadeleyi sırtlayan, ileriye taşıyan ölümsüz yoldaşlarımızın mücadele pratiklerinde görülüyor. Bu anlamıyla DKP/BÖG kurulduğu günden bugüne birleşik devrim hareketinin kuruluş mücadelesini yürüten bir partidir.

En devrimci temelde bizleri ileriye sıçratacak olan, devrim ve sosyalizm mücadelesine kazandıracak olan birleşik mücadele içerisindeki pratiğimiz bu bakış açısı ile gelişti.

“Birleşik kadın mücadelesinin gelişmesi kadınların ve LGBTİ+ların kurtuluş kavgasını da büyütecektir!”

– Halka ve kazanılmış haklara yönelik artan saldırılar en yoğun biçimde ezilen cinsleri etkiliyor. Bunun karşısında bu kesimler ne olursa olsun sokaklardan geri durmayarak hemen her eylemin en önünde yer alıyorlar. Kadınlar ve LGBTİ+lar açısından birleşik bir mücadele ne anlam ifade ediyor?

– Birleşik mücadele, tüm toplumsal mücadele dinamiklerinin ortak hareket edeceği bir zemindir. Hem gençlik hem de örgütler anlamıyla bir birleşme sağlandı. Kadınların, LGBTİ+ların bu mücadeledeki rolü önemlidir.

Çünkü faşist iktidarın düzenli saldırdığı, ezdiği önemli bir toplumsal dinamiktir. Faşist iktidar örgütlenmesi itibari ile özel olarak polis vb. eliyle saldırmasa bile aldığı kararlar ve toplumda örgütlediği düşmanlık bu saldırıları tüm zamana yayıyor. O zaman bu saldırılara da güçlü, birleşik bir yanıt vermek gerekiyor. Kadınların ve LGBTİ+ların patriyarkal kapitalizm karşısında ortaklaşması ve başkaldırıyı örgütleyeceği en militan, hesap sorma gücü olan zemin birleşik kadın mücadelesidir.

Bu zeminde örgütlenen güçler hedefine saldırıların merkezini koyuyor, iktidarı hedef alıyor. Bu doğrultuda birleşik kadın mücadelesinin gelişmesi kadınların ve LGBTİ+ların kurtuluş kavgasını da büyütecektir.

– Gençliğin bu süreçteki rolünü nasıl tarifliyorsunuz?

– Gençlik, geçtiğimiz son yıllarda faşist iktidar karşısında dimdik duran en militan, en dinamik güçtür. Liseli, üniversiteli, işçi-işsiz gençlerin hepsi faşizmi yıkma mücadelesinde en önemli sorumlulukları, en önce sahipleniyorlar. Gözaltı, tutuklama operasyonları karşısında yılmayan bir gençlik var.

Aynı zamanda aldığı sorumluluklar itibari ile yasalcı, düzen içi sınırları zorlayan da bir gençlik var. Faşizme karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin en somut tartışmasını gençlik mücadelesinin eylemlerinde görüyoruz.

Bu durum önemlidir, faşizm karşısında yeni bir devrimci damara kan pompalanıyor. Gençlik hem faşist iktidarı yıkma hem de birleşik mücadelenin geliştirilmesi itibariyle ayaklanma ve isyanlar çıkartacak somut bir görev rolünü şimdiden kendi mücadele pratiği ile almış bulunuyor. Bu mücadelede liseli, üniversiteli, işçi-işsiz tüm gençliğin tarihi bir rolü vardır. Gençlik önderlerinden olan Aziz Güler kendi gençlik dönemi için bu rolü “ayakkabı bağcıklarımızı sımsıkı bağlamalı, saatlerimizi devrime ayarlamalıyız” diyerek tarif etmiştir ve AKP-IŞİD faşizmine karşı Rojava Devrimi’nin zaferine yürüyüşten bugünün AKP-MHP faşizmine karşı kazanılacak zaferler için bu devrimci yolu göstermiştir.

Bu anlamda gençliğin rolü, Aziz’in rolü ile buluşmalıdır.

“Hamle faşizme karşı tüm toplumsal mücadele güçlerini birleştirmeyi hedefleyen zafere kilitlenmiş bir hamledir!”

– AKP-MHP faşizmine karşı kazanılacak zaferler ve birleşik mücadelenin bu zaferlerdeki rolü üzerine söylediklerinizden hareketle, HBDH ve KBDH’nin başlatmış olduğu “Faşizmi Yıkacağız” hamlesini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Birleşik mücadelenin daha nitelikli ve sonuç alıcı hale gelmesi için ne yapılmalıdır?

– Öncelikle bu hamlenin örgütlenmesi ve geliştirilmesinde önemli katkıları olan Sinan Dersim yoldaşı buradan bir kez daha anıyorum. Bu hamle faşizme karşı tüm toplumsal mücadele güçlerini birleştirmeyi, en geniş anti-faşist cepheyi kurmayı hedefleyen zafere kilitlenmiş bir hamledir. Devrimci seferberlik temelinde ilan edilen bu hamle, içinde taşıdığı politik söylem ve eylem pratikleri ile işçi sınıfı ve ezilen halklara umut oldu. HBDH bu anlamıyla bir hesap sorma gücünü günden güne kazanan ve faşizmin iktidar alanlarını daraltan bir örgütlenme niteliğine ulaşıyor.

Birleşik mücadele, değeri geç anlaşılan bir örgütlenme oldu. Bugün de çeşitli eksiklerimiz oluyor. Birleşik mücadelenin gelişmesi içinde bulundurduğu örgütsel yapılar bakımından daha fazla yoğunlaşmayı, tartışmayı elbette gerektiriyor. Ancak pratik adımların, hızlı kararların da alınması gerekiyor. Bu noktada bugün tüm birleşik mücadele alanlarında hızlı müdahaleler, ortak olanaklar ve paylaşımların artması gerekiyor.

Birleşik mücadele pratiğinden her gün sonuç alıyoruz ancak bu sonuçların daha fazlasına ulaşmamız gerekiyor. Bu anlamda birleşik mücadelenin niteliği ve aldığı sonucun değeri, daha fazla katılım sağlandığı takdirde açığa çıkabilir.

– Birleşik mücadelenin öne çıktığı bir 1 Mayıs sürecini geride bıraktık. 1 Mayıs’a dair değerlendirmeleriniz nelerdir?

– Parti milis güçlerimiz belli bir hazırlık yapmışlar 1 Mayıs’a. Gazeteniz aracılığıyla hem milis güçlerimizi hem de 1 Mayıs’ta tüm alanlarda polise direnenleri DKP/BÖG olarak kutluyoruz. 1 Mayıs’a bağlanan gecenin ilk saatlerinden itibaren milis güçlerimiz ile 1 Mayıs’ın yasaklanamayacağını eylem ile göstermeye çalıştık. Çeşitli pankart ve ajitasyon çalışmaları oldu. 1 Mayıs sabahını bu görüntülerle karşılamak güzel oldu.

Eminiz ki, sokağa çıkan birçok devrimciyi de heyecanlandırdı bu görüntüler. 1 Mayıs devrimci güçler açısından zayıf olarak değerlendirilebilir ancak faşist güçler açısından da burjuvazi açısından da zafer değildi. 1 Mayıs alanlarında diz çökmeyen, teslim alınamayan bir irade vardı. Bazı sendikaların işçi sınıfının bileşenlerini yalnız bırakmasına rağmen devrimci örgütlerde, özellikle de birleşik mücadele güçlerinde bir direnç vardı.

İşte bu direnç, 2021 1 Mayıs’ına rengini verdi. Kesinlikle yeterli değil fakat 1 Mayıs’tan sonraki sürecin işçi sınıfı ve ezilen halklar lehine örgütlenmesi ve güçlendirilmesi açısından umut verici oldu.

– Son olarak işçilere, emekçilere, gençlere, kadınlara ve LGBTİ+lara çağrınız nedir?

– Partimiz DKP/BÖG, “9-16 Mayıs Ölümsüzler Haftası” kapsamında parti ve devrim şehitlerini anıyor. Komutan Ulaş Bayraktaroğlu’nun ve ölümsüzlerimizin partimize çağrısı zafer oldu, bizim de başta devrimci feda kuşağının takipçileri olan ölümsüzlerimize, onların mücadelesini yücelten değerli ailelerimize, işçi sınıfı ve ezilen halklara sözümüz zaferdir, faşizmi yıkacağız. Bu kararlılıkla içinde yer aldığımız birleşik devrim mücadelesine tüm işçileri, emekçileri, gençleri, kadınları, LGBTİ+ları da katılmaya, faşizmi birlikte yıkmaya çağırıyoruz.

– Teşekkür ederiz.

– Ben de teşekkür ederim.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*