Önderimiz ve ölümsüzlerimiz yol gösteriyor – Mehmet Yılmaz Kaya

Tarihsellik

Türkiye ve Kürdistan devrimi açısından önemli tarihsel süreçlerin birinin içerisinde yer alıyoruz. Toplumların mücadele tarihi içerisinde bazen tarihsel gelişmelerin önemini içerisinde yer aldığımız anda yeterince anlaşılmaya biliyor. Ancak tarihin gelişimi açısından tarihsel anların önemi sonrasında yapılan değerlendirmelerle daha bütünlüklü görülebilmektedir.

Bugün Türkiye ve Kürdistan devriminin birleşik güçleri faşist iktidarın saldırıları karşısında önemli bir direniş ve mücadele tavrı geliştirmektedirler. Türkiye devrimi açısından önemli bir enerji ve birikim açığa çıkmaktadır. Elbette bu birikimi ve enerjinin açığa çıkmasında mücadelede şehit düşen yoldaşların kattığı emeğin payı büyüktür.

Partimiz DKP-BÖG açısından da 9-16 Mayıs Ölümsüzler Haftası esasen bizleri bugüne taşıyan devrimci değerleri yaratan ölümsüzleşmiş yoldaşları anmak ve bugün bu mücadelenin ihtiyaçları doğrultusunda devrimciliği örgütlerken onların tecrübelerini bilince çıkartmak anlamına gelmektedir.

Manevi değerleri olmayan ve bu değerleri yaşatmayan bir örgütlülük içinde bulunduğumuz kapitalizm koşullarında yok olmaya mahkumdur. Bu yönüyle ölümsüzleri sahiplenmek aynı zamanda devrim iddiasını sahiplenmek ve bu iddia doğrultusunda yaşama müdahale etme ısrarıdır.

Türkiye topraklarında sınıf mücadelesi son 6 yıllık gelişiminde en sert şekilde yaşanmıştır. Faşist iktidar ve onun işbirlikçi güçlerine karşı mücadele de Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler önemli bedeller ödemişlerdir. DKP-BÖG ‘ de bu mücadele de verdiği bedeller ve yürüttüğü mücadele ısrarıyla önemli bir adres olmuştur.

Ulaş Bayraktaroğlu (Mehmet yoldaş) başta olmak üzere ölümsüzlüğe yürüyen bütün DKP/BÖG savaşçıları devrim ve sosyalizm mücadelesinde ısrarın adı olmuşlardır. Elbette ölümsüzleşen bütün yoldaşlarımız bizler için değeri paha biçilemez kıymettedir. Bizler bugün devrim ve sosyalizm mücadelesini güçlendirdikçe onların tarihsel önemi sınıf mücadelesi içerisinde daha da belirginleşecektir. Bu yönüyle önder yoldaşımız Ulaş Bayraktaroğlu (Mehmet)yoldaşın tarihsel olarak oynadığı role özel bir vurgu yapmak anlamlı olacaktır. Devrimci siyaset onun önderliğinde adım adım 1990’lı yılların sol liberalizm ve yasalcılık bataklığından çıkarak bugünkü mücadele anlayışına ulaşmıştır.

Devrimci siyaset içerisinde adım adım düzen içi siyasetle hesaplaşıp devrimci bir çıkış arayan önderimiz Kasım atılımı başta olmak üzere girilen bütün devrimci süreçlerin tartışmasız örgütleyendir.
Türkiye devrimci hareketi içerisinde genel olarak sağa kayma ve düzen içi sol arayışların hakim olduğu bir tarihsel kesitte Ulaş Bayraktaroğlu şahsında bu düşüncelere karşı önemli bir devrimci itiraz yaşanmıştır.

6 Kasım YÖK protestolarından, F tipi cezaevleri direnişine, NATO protestolarından, IMF eylemlerine ve 1 Mayıs Taksim direnişine kadar mücadelenin her mevzisinde Ulaş Bayraktaroğlu’nun öncü rolü bizlere ve birçok devrimciye önderlik etmiştir. Ulaş Bayraktaroğlu bu rolü bizzat mücadele içerisinde öncülük ederek kendi kazanmıştır.

Gezi Direnişi’nde öncüleşmesi ve sembol bir devrimci olarak ön plana çıkışı onu Gezi Parkı direnişinin ve 11 Haziran Taksim Direnişi’nin sembolü yapmıştır. Türkiye toplumsal mücadele tarihinin en önemli günlerinden biri olan Haziran direnişine onun öncü ve pratik devrimciliği damgasını vurmuştur. En genel anlamıyla tarihsel olarak bitti denilen bir siyasal gelenek onun şahsında yanlış düşüncelerden ve yetersizliklerden arınarak yeniden yaşam bulmuştur. Bu yönüyle tarihsel bir sürecin yürütücü olan Ulaş Bayraktaroğlu Türkiye devrimci hareketinin yakın tarihine damgasını vurmuş önemli bir devrimci önderdir.

Ulaş’tan Mehmet yoldaşa niteliksel sıçrama

Türkiye devrimci hareketi içerisinde önemli bir mücadele geçmişine sahip olmuş bir gelenek Ulaş Bayraktaroğlu’nun önderliğinde sınıf mücadelesinin güncel ihtiyaçları temelinde yeniden yapılanmıştır. 1990’lı yılların içinde bulunduğu liberal atmosfer içerisinde şekillenen ve düzen içi solun kendini var ettiği tarihsel kesit esasen bir bataklık misali Türkiye devrimci hareketini birçok açıdan zayıflatan bir zeminde etkilemiştir.

Bu düşünüş sistematiği devrim iddiasında vazgeçme ilk önce devrimci öznenin rolünü red etme sonrasında ise tamamen nesnelliğe teslim olma şeklinde kendini göstermiştir. Ulaş Bayraktaroğlu bir bütün olarak yaşamıyla bu düşünüş sistematiğinin karşısında konumlanmış ve onun aşılması için çabalamıştır. Bu yönüyle devrimci siyasetin düzen içi sol anlayışından kopuşunda onun rolü tarihsel öneme sahiptir.

2000’li yıllar sonrasındaki tarihsel dönemde Ulaş Bayraktaroğlu mücadele içinde düzen içi solun kurallarını alt üst ederek onun yarattığı statükocu dünya ile hep çatışma içerisinde olmuştur. 6 Kasım YÖK protestoları, NATO protestoları, İstanbul’un devrimci mahallerinde militan mücadele pratiği, 1 Mayıs Taksim alanı için mücadele, IMF protestoları, hapishanelerde ki açlık grevleriyle dayanışma eylemleri ve Gezi direnişi bütün bu süreçlerde Ulaş Bayraktaroğlu önder bir devrimci olarak bu süreçlere müdahale etmiştir.

Gezi direnişi sonrasında devrimci siyaset önemli bir yol ayrımına girmiştir. Artık mevcut araçlarla mücadeleyi sürdürme olanaklarının yetersiz olduğu yaşam içerisinde devrimci siyasetin kadroları tarafından kabul görmeye başlamıştır. Burada da alışıla gelmiş statükoyu aşmada ve devrimci bir kopuş sağlamada önder olarak Ulaş Bayraktaroğlu’nun rolü belirleyici olmuştur.

Gezi sonrasında gerçekleşen Kasım Atılımı tam da böylesi bir süreçte mücadelenin ihtiyaçları temelinde süreci yönlendirme arayışıydı. Kobane direnişinin başlaması ve Rojava devriminin savunulması için bu devrimi destekleme konusunda devrimci siyaset önemli bir rol oynamıştır. Kobane direnişine enternasyonalist temelde katılınırken aynı zamanda Medya Savunma Alanları’nda
üstlenme önemli bir gelişmeydi. Bu yönüyle Ulaş Bayraktaroğlu’nun Mehmet yoldaşa dönüşmesi niteliksel bir sıçramaydı. Mevcut tarihsel gelişme içerisinde mücadelenin ihtiyaçları temelinde oluşan nicel birikimler Ulaş Bayraktaroğlu’ndan Mehmet yoldaşa dönüşürken aslında düzen içi sol anlayıştan tarihsel bir kopuş yaratarak niteliksel bir değişim yaratmıştır.

Bu noktada devrimci öznenin düzen içi sol anlayıştan kopuştaki tarihsel rolünün altını bir kez daha dikkatli bir şekilde çizmek gerekmektedir. Ulaş Bayraktaroğlu, Mehmet yoldaş olurken bu durum devrimci siyaset açısından devrimin subjektif araçlarını yaratma konusunda stratejik bir hamledir. Uzun yıllar düzen içi sol anlayışın yarattığı pasifizm ve iddiasızlık hali Mehmet yoldaş şahsında yenilgiye uğratılmış ve Kasım Atılımı ile yeni bir yol açılmıştır. Elbette bu yol dikensiz gül bahçesi olmamıştır. Büyük bedeller ödenerek yoldaşlarımız yaşamları pahasına önemli bir mücadele tarihi yaratmışlardır.
Siyasi ömrünü tamamladığı düşünülen bir siyasi gelenek Mehmet yoldaş şahsında yeniden tarihsel anlam kazanarak devrim ve sosyalizm mücadelesinin ihtiyaçları temelinde Türkiye devriminde tarihsel rol oynayacak bir konuma sıçramıştır. Bu yönüyle Kasım Atılımı sürecinin tartışmasız önderi olan Mehmet yoldaş aynı zamanda sonrasında gerçekleşen devrimci siyasetin partileşme hamlesinin de mimarıdır. Bu yönüyle Ulaş Bayraktaroğlu ile Mehmet Yoldaş arasında diyalektik bir süreç itibarıyla bir bütünlük vardır. Nicel gelişmeler nitel sıçramayı hazırlamıştır. Bu gelişme ve sıçrama diyalektiği kavranmazsa içinde bulunduğumuz partileşme ve devrimci savaş pratiği doğru temellerde kavranmayacaktır.

Meselenin esası güncel devrimci mücadelenin ihtiyaçlarıyla nesnel gerçeklik arasında bütünlüklü bir ilişki kurma meselesidir. Mehmet yoldaş devrimci mücadelenin bir ihtiyacı olarak doğmuş ve gelişmiştir. Bu diyalektik dönüşüm süreci bütünlüklü olarak ele alınmalı ve geliştirilmelidir.

Ölümsüzlerin ayak izlerini takip eden devrim yürüyüşü

Türkiye devrimci hareketi içerisinde düzen içi sol anlayışa ve reformizme hapsolma eğilimi devrimci siyaset şahsında yenilgiye uğratılmıştır. Bu tarihin yaratılmasında ölümsüzleşen yoldaşlarımızın rolü belirleyicidir.

Uğruna ölmeyi göze alacak kadar devrime ve yoldaşlığa bağlı bir mücadele çizgisi onların aziz hatıraları üzerinden yaşam bulmuştur. Rojava devrimini, Kürdistan dağları ve Misaki Milli sınırlarına uzanan bir mücadele hattında ölümsüzleşen yoldaşlarımız devrimde ısrarın sosyalizme sonsuz bağlılığın ispatıdır.

Bugün mücadelemizin en hata yapmaz değerleri ölümsüzlerimizdir. Onların mücadelesi ve hatıraları bize en itinayla taşınacak mirastır. Bu temelde ölümsüzlerimizi güçlü bir şekilde sahiplenmek esasında devrim ve sosyalizm mücadelesini sahiplenmek anlamına gelmektedir.

Değerlerine sahip çıkmayan ve onların devrimci hatıralarını yaşatmayan bir devrimci hareket gelişip büyüyemez. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında bu iki kere böyledir.

Bu hafta boyunca dağlarda, şehirlerde, Avrupa’da ve zindanlarda bulunduğumuz bütün alanlarda ölümsüzleşen yoldaşları en güçlü şekilde anmak ve onların mücadele pratiklerini daha güçlü bir şekilde bilince çıkarmak eylemimiz olmalıdır.

Bugün devrimci siyasetin her kadrosunun takip edeceği yol ölümsüzlüğe yürümüş yoldaşlarımızın ayak izlerini takip ederek devrim ve sosyalizm bayrağını daha da yükseltmektir. Partimiz Mehmet yoldaş, Ulaş yoldaş, Aziz yoldaş ve Aynur yoldaş gibi birçok önder yoldaşını mücadele içerisinde ölümsüzlüğe uğurladı. Parti mücadele tarihinde sınıf mücadelesinin çetin varyantlarında parti dışı eğilimlerde kendisini zaman zaman partimiz saflarında yaşatmaya çalışmıştır. Devrim ve sosyalizm mücadelesinin zorluğu bu tür sapmaları parti saflarında çeşitli yansımalarla görünür olmasına neden olmuştur. Özellikle partimiz 2. Kongre kararlarıyla bu eğilimler parti dışı eğilimler olarak mahkum edilmiştir.

Parti dışı sapma eğilimler yaşam içinde eriyip sınıf mücadelesinin gündemi olmaktan çıkmıştır. Bu yönüyle politik olarak olduğu kadar yaşamda da tasfiye olmuşlardır. Gelinen aşamada partimiz her alanda ölümsüzlerin izinden kararlı bir şekilde yürümektedir. Onların ayak izlerini takip eden yeni genç savaşçılar ölümsüzlerin bıraktığı bayrağı devralmaktadır. Farikalarda, sokaklarda, işyerlerinde, kampüslerde ve yaşamın her alanında ölümsüzleri en güçlü şekilde sahiplenmek aynı zamanda mücadeleyi en güçlü şekilde örgütlemek anlamına gelmektedir.

Ölümsüzlere bağlılık temelinde birleşik devrim

Türkiye ve Kürdistan devriminin en zorlu etaplarının birinin içindeyiz. Faşist iktidar işçi sınıfı ve ezilenlere dönük saldırılarını en acımasız şekilde hayata geçirmektedir. Bu saldırılar karşısında dağlarda, şehirlerde ve yaşamın her alanında direniş ve hesap sorma mücadelesi gelişmektedir.

Birleşik devrim mücadelesi Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin canları pahasına gelişip büyümektedir. Bu temelde ölümsüzlüğe yürüyen yoldaşların mirasına sahip çıkmak aynı zamanda birleşik devrim bayrağını daha yükseltmek ve zafere taşımak kararlılığıdır.

Faşist iktidarın yenilgisi ve çöküşü ülke ve bölge planında birçok devrimci çıkışın olanaklarını daha güçlü kılacaktır. Bu yönüyle birleşik devrim mücadelesinin başarı kazanması kritik bir eşikte durmaktadır.

Sadece devrimci siyaset açısından değil son 6 yıllık savaş pratiğini esas aldığımızda göreceğimiz gibi yüzlerce yoldaş faşizme karşı birleşik devrim mücadelesi içerisinde ölümsüzleşmiştir. Onları en güçlü sahiplenmek bugün birleşik devrim mücadelesini zafere taşımakla mümkün olacaktır. Bu mücadelenin zafere taşınması bölge planında devrim güçleri açısından büyük bir kazanım olurken karşı devrim güçleri açısından büyük bir yenilgi olacaktır. Dünya ve bölge planında yaşanan bütün gelişmeler devrimci güçlerinin lehinedir. Dünyanın farklı coğrafyalarında devrimci ayaklanma döneminin başladığının işaretleri kendini göstermektedir. Karşı devrimci güçler gelişen devrimci halk hareketleri karşısında her geçen gün daha da acımasız şekilde önleyici müdahale pratikleri içerisinde yer almaktadır. Bu temelde birleşik devrim mücadelesinin nesnel bir ihtiyaç olduğu Türkiye ve Kürdistan devriminin birlikte mücadelesi açısından daha yakıcı bir şekilde kendini hissetirmektedir.

Türkiye işçi sınıfını, gençleri, kadınları ve emekçileri en acımasız şekilde sömüren faşist iktidar aynı zamanda Kürt halkına ve onun örgütlü iradesine karşı tarihin en acımasız savaşlarından birini yürütmektedir. Dağlarda gerilla alanlarına dönük sistematik saldırılar aynı zamanda en ufak demokratik hak arayışının yasaklandığı bir konseptle tamamlanmaktadır.

Bütün bu saldırılar ve engellemeler birleşik devrim mücadelesinin gelişimini engelleyememektedir. Birleşik devrim mücadelesi Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin omuzları üzerinde gelişip büyümektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*