Mustafa Karasu: Gerilla işgalcileri tekrar bozguna uğratacaktır

Medya TV’de yayınlanan programa katılan KCK Yürütme Komitesi Üyesi Mustafa Karasu, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Türk devletinin Medya Savunma Alanlarına yönelik saldırılarına dikkat çeken Karasu, “İşgal saldırılarının Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünde başlaması çok manidar. Kürt halkı bu saldırının arkasında ABD ve Avrupa’nın olduğunu görmelidir. Yeri geldiğinde demokrasiden bahseden bu güçler Türk devletinin soykırım politikasına ortak oluyorlar. Halkımız her yerde bunlara karşı ayağa kalkmalıdır” dedi.

Suriye rejimine bağlı güçlerin son günlerde Qamişlo’ya yönelik saldırılarına da dikkat çeken Karasu, “Bu saldırıları yaparak oradaki özerkliğin meşru olmadığını, bugün olmasa bile yarın yıkılacağını, kabul edilmediğini göstermek istiyor olabilirler ama bu yanlış politikadır. Suriye buralarda hakim olacağım diyorsa yanılıyordur. Bu tür saldırıları kim yapıyor veya yaptırıyorsa, ya yanlış bir politika izliyor, ya da başka güçlerin provokasyonuna geliyordur. Rejime bağlı güçlere, derhal bu saldırı, alan genişletme ve özerkliğin meşruiyetini tartıştırma politikasından vazgeçmeli” diye konuştu.

Bir çok konu var ama öncelikle şehit düşen HPG Komuta Konseyi üyesi Sinan Dersim’e (Dalokay Şanlı) ilişkin neler söylemek istersiniz?

Şehit Sinan yoldaşı saygı ve minnetle anıyorum. Partimizin önemli bir militanı, yöneticisiydi. Türkiye’de, Avrupa’da ve birçok alanda çalışmalar yürüttü. Dağda bir dönem gençlik sorumlusuydu. Mücadelenin her zaman en ön safında yer aldı. Sinan yoldaş coşkusuyla, sıcaklığıyla PKK çizgisini temsil ettiği gibi, ideolojisi ile de önderliğin yeni paradigmasını topluma taşıyan, diğer sol örgütlere de anlatan ve kavratan bir yoldaşımızdı. Dolu dolu bir mücadele yürüttü. Erken bir şahadetti ama yaşamı boyunca mücadeleye çok büyük bir katkısı oldu. Partiyi ve önderlik çizgisini temsil etti. Mücadelesini hem halkımız, hem gençler, hem de kadınlar yaşatacaktır.

Dersim öfkesinin yüreğinde taşıyan bir arkadaştı bu yüzden mücadelesi de büyüktü. Dersim soykırımının intikamını almak için büyük bir mücadele yürüttü. Halkına, tarihine bağlı olan, Dersim halkının özgürlüğünü, demokratik yaşamını gerçekleştirmek isteyen bu mücadelenin bir parçasıydı. Bir kez daha saygı ile anıyorum. Özlemleri mutlaka gerçekleşecek. Hem Kürdistan bir bütün olarak özgürleştirilecek, hem Dersim soykırımının intikamı alınacaktır. Dersim özgür bir toprak haline gelecektir.

Halklar Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit devam ediyor. Son görüşmede 4. dakikadan sonra iletişimin kesilmesinin ardından kaygılar daha da arttı. Son olarak da faşist Türk devletinin anayasa mahkemesi İmralı’da uygulanan tecridi hukuka uygun bulduğunu açıkladı. Sizce alınan bu karar ile nasıl bir mesaj verilmek isteniyor?

İmralı’da zaten soykırım sistemi var. Bunu AB, AP onaylamıştır, Türk devleti de gardiyanlığını yapmaktadır. Bu açıdan AYM’nin böyle bir başvuruyu iptal etmesi, oradaki uygulamaları, baskıyı, tecridi uygun görmesi anlaşılır bir durum. Zaten İmralı’da tek kişilik bir hukuk var. Hukuka, anayasaya, yasalara uygun değildir. Bunu AYM de biliyor. AYM oradaki hukuku irdeleyip değerlendirecek bir konumda değil. Yapacağı tek şey vardı, uygundur deyip geçecekti. Başka türlü değerlendirme yapması söz konusu olamazdı.

Kimse İmralı’daki durumu hukukla değerlendiremez. Orada bir Kürt soykırım politikası vardır. Bu açıdan İmralı’daki uygulamaları şu hukukla, şu yasaklar değerlendirmek doğru değil. Meselenin hem Kürtler üzerinde, hem de İmralı’da uygulanan bir soykırım politikası olduğunu görmek gerekir. Önderliğe yaklaşım Kürt halkına yaklaşımdır, Kürt halkına yaklaşım önderliğe yaklaşımdır. Kürt halkına karşı soykırım yasaları uygulanıyorsa, önder Apo’ya da uygulanan yasa ve hukuk da tek kişiliktir.

‘Dem dema azadiyê te’ hamleniz devam ediyor. Bu hamlenin en büyük hedefinin de sayın Öcalan’ın özgürlüğü olduğunu her fırsatta dile getirdiniz. Yine bu hamlenin bir parçası olarak zindanda büyük bir direniş sürüyor. Hamlenin geldiği aşamayı ve zindanlardaki direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hamle 8 Mart’ta ve Newroz’da zirveye ulaştı. Garê direnişi de ‘Dem dema azadiyê ye’ hamlesinin önemli bir aşamasıydı. Newroz’da halk önderliğe sahip çıktı. Önderliğe özgürlük istedi. Bu açıdan önderliği sahiplenme günü olarak geçti. Çünkü zaten önderliğin özgürlüğü ile Kürt halkının özgürlüğü birleşti. Aynı sürecin parçasıdırlar. Bu yöne ile ‘Dema dema azadiyê ye’ hamlesi Newroz’la zirveye ulaştı. Kürt halkını tümü bu hamleyi sahiplendi. Hem Bakur’da, hem Avrupa’da, Rojava, Rojhilat ve Başur’da halkımız önderliğe sahip çıktı. Bu zaten 2021 yılında hamlenin nasıl geçeceğini ortaya koydu. Türk devletinin 6-7 yıldır uyguladığı ağır baskı politikalarına halkımız Newroz’da cevabını verdi. Baskı ne kadar yoğun olursa olsun, Kürt halkının özgürlüğünden vazgeçilmeyeceği, önder Apo’nun özgürlüğünden vazgeçilmeyeceği ortaya konuldu. Bu yönü ile hamle önemli bir düzeye ulaştı.

Zindanlardaki direnişler bizim için çok önemli. Nasıl ki gerilla Kürt halkının onuru ise, zindandaki direniş de Kürt halkının onurudur. On binlerce siyasi tutuklu on yıllardır fedai bir şekilde direnmektedir. Dünyada böyle bir örnek yok. Bu açıdan böyle fedai gerillalar ve tutsaklar varken Kürt halkının özgürlük mücadelesini kimse durduramaz. Bu yönü ile hem gerillanın, hem tutsakların direnişi, hem de halkının tutumu bu hamleyi ileri bir aşamaya taşıdı. Önümüzdeki dönem bu hamle daha da güçlü bir şekilde sürdürülecektir. Her ne kadar Önceki gece Türk devleti bir işgal saldırısı başlatsa da, halkın, gerillanın direnişini geriletemeyecek. 50 yıldır süren bir mücadele var, Kürt halkının 100 yıllık özgürlük özlemi var. Bu mücadelenin öyle bir birikim ortaya çıkarmıştır ki, hiç bir baskı, zulmün bu birikimin iradesini kırması mümkün değildir. Bu açıdan ‘Dem dema azadiyê ye’ hamlesi başarı ile sonuca ulaşacaktır.

Türk devletinin başlattığı işgal saldırıları öncesi bir çok diplomatik görüşme gerçekleşti. Hareketinize yönelik ABD tarafından 3 yıl önce alınan bir karar tekrar gündeme getirildi, yine Avrupa’da hareketiniz lehine verilen bir karar bozuldu. Bu gelişmeleri ve başlatılan işgal saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medya savunma alanlarına, Metina, Zap, Avaşin bölgelerine yönelik saldırı 2014 yılından beri yürütülen çöktürme planının bir saldırısıdır. Bunu bir soykırım saldırısı olarak görmek gerekiyor. Düşman gerillanın iradesini kırarak, gerillayı etkisizleştirerek Kürt soykırımını tamamlamak istiyor. Tüm Kürt halkını bu gerçeği bilmesi gerekiyor. Aslında 1924’te Türk devleti ile kapitalist güçlerin Lozan’da uzlaştıkları Kürt soykırım politikası bugün de sürdürülüyor. O zaman Musul-Kerkük’ün bırakılması karşılığında Türk devletinin Kürtlere yönelik soykırım politikasına destek verilmişti. Bugün de Türk devletinin, kapitalist modernist güçlerin bölge politikalarının parçası haline gelmesi karşılığında bu saldırılara göz yumuluyor.

Dikkat edilirse son zamanlarda iktidar ABD ve Avrupa ile ilişkileri düzeltmek istiyor ama ne karşılığında? Kürt soykırımı karşılığında. Türk devleti açıkça ABD’ye, Avrupa’ya ‘Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı verdiğim savaşı desteklersen, ben senin bölge politikanın parçası olurum’ demiştir. ABD ve Avrupa’da verilen tavizler karşılığında bu saldırıya izin vermiştir. Bu saldırıların destekçisi ABD ve Avrupa’dır. Erdoğan ve Biden’in görüşmesinin hemen ardından Türk devletinin saldırıları başladı. Saldırıların Ermeni Soykırımı’nın yıldönümünde gerçekleştirilmesi de manidardır. Bu açıktan açığa, ‘1915 yılında Ermenileri soykırıma uğrattık, bugün de sıra sizde’ demektir.

AVRUPA VE ABD ERMENİ SOYKIRIMINDAN SONRA ŞİMDİ DE KÜRT SOYKIRIMINI ONAYLIYOR

Bu açıdan saldırıları 1999 yılında önder Apo’ya yönelik başlatılan komplonun devamı olarak görmek gerekiyor. Dün önder Apo’ya yönelikti, bugün de Medya savunma alanlarına saldırarak, hareketimiz tasfiye edilerek Kürt soykırımı tamamlanmak isteniyor. Bu saldırılar gerilla şahsında Kürt halkına yönelik bir saldırıdır. Aynı zamanda Başur’u işgal etme harekatıdır. Eğer gerilla iradesi kırılırsa, Başur Kürtlerin, siyasi güçlerin iradesi de kırılacaktır.

Türkiye güya 100 yıl önce kaybettiğini düşündüğü Musul ve Kerkük’ü alma planlarını da hızlandıracaktır. Zaten her fırsatta “Musul ve Kerkük Türk şehridir, Türkmen şehridir” diyorlar. Bu yüzden kim bu saldırıların tüm Kürdistan halkına yönelik olduğunu görmüyorsa büyük bir gaflet içerisindedir. Tabi ABD ve Avrupa bu soykırıma ortak oluyor. Türkiye ile yaşadıkları anlaşmazlıkları Kürt soykırımına destek vererek çözmek istiyorlar. Çıkarları gereği bir halkın soykırımına göz yumuyorlar.

1915 yılında Ermeniler soykırıma uğratılırken o dönem Almanya, Osmanlı imparatorluğunu destekliyordu ama Avrupa da sessiz kaldı, güçlü bir müdahalede bulunmadı. Örneğin 1. dünya savaşından sonra Türkiye yenildiği halde bu konu gündeme getirilmedi. Çünkü o dönemde Türkiye’ye isteklerini kabul ettirdiler. Şimdi de Kürt soykırımına izin vererek Türkiye’ye istediklerini yaptırmaktadırlar. Şunu da belirteyim Garê bozgunundan sonra bu saldırı zaten bekleniyordu. Garê’den sonra AKP ve Türk devleti sarsıntıya uğradı, yıkılma noktasına geldi. Bu yönü ile hem iktidarını kurtarmak, hem de çöktürme planını yeni bir aşamaya kavuşturmak için bu saldırıyı gerçekleştirdiler.

ABD’NİN 3 ARKADAŞIMIZA YÖNELİK KARARI TÜRK DEVLETİNE DESTEK ANLAMINA GELİYOR

Türkiye, ABD ve Avrupa ile çok kirli ilişkiler yürütüyor. Avrupa’da bir mahkeme PKK’nin ‘terör örgütü’ olmadığına dair bir karar aldı ama son zamanlarda Türkiye ile kendi çıkarlarını geliştirme kararları alınınca mahkemenin kararı bozuldu. PKK’nin ‘terör’ listesine alınması PKK’nin ateşkes ilan ettiği, silahlı güçlerini Türkiye sınırları dışına aldığı zaman gerçekleşti. Bu bile dikkat çekici bir şeydi. O zaman PKK içerisindeki bazı kişileri, PKK ve önder Apo çizgisine karşı çıkarmak istiyorlardı. Onun için ‘terör’ listesine aldılar. Şimdi de benzer şekilde sürdürerek örgüt üzerinde baskı kurarak, önder Apo çizgisinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu yönü ile ABD’nin 3 arkadaşımıza yönelik kararı, tamamen Türk devletine destek, hareketimize yönelik baskı ve Kürt soykırımını onaylama anlamına gelmektedir.

Türk devletinin işgal saldırılarına Başur’da bazı yerel güçler de destek veriyor. Özellikle KDP Metina’yı kuşatma altına aldı, bölgeye ağır silahlı güçler yığdı. Başta Başurê Kürdistan halkı olmak üzere tüm Kürtler buna karşı nasıl bir tutum almalı? Gerillanın tarihi direnişini Kürt halkı nasıl sahiplenmeli?

Başur’daki siyasi güçlerin özellikle KDP’nin tutumu önemli. Başur’a yönelik bir saldırı olursa, KDP’ye, YNK’ye bir saldırı olursa PKK nasıl bir tutum takınır? Kürt halkı hangi tutumu takınır? Kesinlikle karşı çıkar. Kürt halkının özgürlük güçlerine yapılan bir saldırıya karşı çıkmak, bütün Kürt halkının, Kürt siyasi güçlerinin ulusal görevidir. Kürt düşmanı Türk devleti böyle bir saldırı yapıyor ama KDP ve Kürt siyasi güçleri buna karşı bir tutum almıyor. Bu ulusal sorumsuzluktur. Zaten önder Apo 23 yıldır ağır bir tecrit altında. Bir Kürt önderine sahip çıkılmıyor. Önder Apo’ya uygulanan tecride karşı KDP ve Kürt siyasi güçler bir tutum almıyor.

Başka bir Kürt siyasi lider bu duruma düşseydi başta PKK olmak üzere, tüm Kürt siyasi güçleri karşı çıkardı. Peki KDP ve diğer Kürt siyasi güçlerin bu tecride karşı çıkma sorumluluğu yok mudur? Böyle bir işgal olurken, Kürt halkının özgürlük mücadelesi tasfiye edilmek istenirken, Kürt siyasi güçlerin buna karşı çıkma sorumluluğu yok mudur? Ne var ki biz bunu göremiyoruz, hatta tutum ve davranışları ile Türk devletinin işgali meşrulaştırılıyor. Bunu vicdanlı, yurtsever hiç bir Kürt kabul edemez. Çünkü Kürdistan’ın herhangi bir parçasında bir saldırı olduğunda PKK sahip çıkardı. Nitekim DAİŞ Güney’e saldırıdığında PKK bütün gücü ile Kürdistan’ın savunucusu oldu.

Böyle kapsamlı bir saldırı karşısında Kürt halkı ve siyasi güçlere de büyük sorumluluk düşmektedir. Kürt halkı zaten sorumluluğunu yerine getiriyor, saldırılarla birlikte her yerde ayağa kalktı. Bu konuda halkta bir sorun yok. Bu saldırının sadece Bakur’a değil, Rojava ve Başur’daki kazanımlara yönelik olduğunu çok iyi biliyor. Bu açıdan Kürt halkı bunu bir soykırım saldırısı olarak görmeli ve her yerde ayağa kalkmalıdır. Newroz’daki o tutum eyleme geçmelidir.

PKK’DEN KURTULUP TÜM KÜRDİSTAN’I İŞGAL ETMEK İSTİYORLAR

Kürt halkı bu saldırının arkasında ABD ve Avrupa’nın olduğunu görmelidir. Yeri geldiğinde demokrasiden bahseden bu güçler Türk devletinin soykırım politikasına ortak oluyorlar. Halkımız her yerde bunlara karşı ayağa kalkmalıdır ama tabi ki Başur halkımıza özel bir görev düşüyor. Nasıl ki Zap işgalinde, Deraluk, Amediye ve Şêladizê halkı ayağa kalktıysa, yine yakın zamanda Şêladizê halkı işgalcilerin üslerine yürüdüyse, yerle bir etti ise bu tutum tüm Başur’da yaygınlaştırılmalıdır. Hewlêr’de, Süleymaniye’de, Zaxo’da, Ranya’da, Diyana’da bu işgale karşı tutum konulmalıdır. Çünkü bu işgal Kürt soykırımını amaçlıyor, aynı zamanda Başur’un kazanımlarını da hedefliyor.

Bu açıdan gerillanın darbe yediği bir ortamda Başur halkı ve siyasi güçleri de en büyük kazanımlarını kaybederler. Bu yönü ile duyarlı olmalıdırlar. Sıra Başur’a geldiğinde iş işten geçmiş olur. Bugün bu işgaller durdurulamazsa, yarın Hewlêr’i de, Sülaymaniye’yi de işgal ederler. Bunu zaten açık bir şekilde söylüyorlar. Ama şu anda karşılarında PKK var önce bundan kurtulmak istiyorlar. Bu engel ortadan kalkarsa tüm hedeflerine kolaylıkla ulaşacaklardır. Bu yönü ile Başur’un aydınları, yazarları, sanatçılar tutum koymalı, Başur halkını da tutum koymaya, meydanlara çağırmalıdırlar. Mevcut siyasi güçlerin tutumunu kabul etmemeliler.

ZAP’TA NASIL BOZGUNA UĞRADILARSA BUGÜN DE BOZGUNA UĞRAYACAKLARDIR

Güney halkımız yurtseverdir. Rojava ve Zap işgallerinde ayağa kalktı, halkın tutumu ortadaydı. Bu açıdan biz Başur halkını bu işgale karşı tutum almasını bekliyoruz. Tabi ki Bakur, Rojava, Rojhilat ve Avrupa’daki halkımız da işgale karşı ayağa kalkmalıdır. İşgale karşı gerilla fedaice direniyor, direnecektir de. Nasıl ki Zap’ta işgalcileri bozguna uğrattı ise bu saldırıda da bozguna uğratacaktır. Bu işgal saldırıları böyle kapsamlı ve yaygın oluyorsa buna karşı direniş de kapsamlı ve yaygın olacaktır. Aslında Türk devleti bu saldırılarla sadece işgal saldırılarını yaygınlaştırmıyor, aynı zamanda mücadeleyi ve direnişi de yaygınlaştırıyor, gerillanın çok daha etkili bir mücadele vermesinin zeminin yaratıyor. Düşmanın bu saldırıları karşısında gerilla da direnişini yaygınlaştıracaktır.

Tabi ki bu mücadele sadece gerillanın direnişi ile sonuçlanmaz. Bir halkın ulusal kurtuluş mücadelesidir, özgürlük mücadelesidir. Sadece gerilla direnişi ile sonuç alınsın yaklaşımı yanlıştır. Serhildanı ile, gençlik ve kadın hareketi ile, diplomasisi ile, dünyanın her yerindeki Kürtlerin ayaklanması ile bu mücadele sonuçlanacaktır. Bu vesile ile gerillanın direnişini selamlıyoruz. Önder Apo çizgisindeki gerillanın bu direnişi sonuna kadar götüreceği açıktır. On binlerce şehit veren halkımız da gerillaya olan bağlılığını göstermiştir. Bu saldırı ile birlikte gerilla ve halkın bütünleşmesi daha fazla sağlanacaktır. Halkımızın, gerillanın, Kürdistan halkının dostlarının da görevini yerine getirmesi ile bu işgal saldırıları püskürtülerek, demokratik Türkiye ve Ortadoğu mutlaka yaratılacaktır.

AKP-MHP faşizme topluma her yerde, her yönlü saldırılarını sürdürüyor. Suruç’ta Şenyaşar ailesinden 3 kişi AKP milletvekilinin yakınları tarafından katledildi. Katiller değil de katledilen ailenin bir üyesi çok ağır bir cezaya çarptırıldı. Buna karşı Emine Şenyaşar ve oğlu adalet direnişi başlattı. Şenyaşar ailesinin bu anlamlı direnişini ve Suruç’ta yapılmak istenenleri nasıl görmek gerekiyor?

Şenyaşar ailesinin, Emine ananın ve oğlunun direnişini saygı ile selamlıyorum. Emine ananın ellerinden öpüyoruz. Suruç’ta Şenyaşar ailesine saldırı tüm Suruç’a saldırıdır. Onlar şahsında Suruç halkının iradesi kırılmak istenmiştir. Bunu yapanlar Kürt haini ve işbirlikçilerdir. İbrahim Halil Yıldız ve çevresi de soykırımcı sömürgecinin Suruç’taki ayağıdırlar. Bundan dolayı saldırı sadece Şenyaşar ailesine yönelik değildir. Bu bakımdan başta Suruç halkı olmak üzere, tüm Kürt halkı ve demokrasi güçleri Şenyaşar ailesine sahip çıkmalıdır. Şenyaşar ailesi direnişi ile AKP-MHP faşist iktidarının ne kadar adaletsiz bir iktidar olduğunu gözler önüne sermiştir. Bir iktidarın adaletsizliği ne kadar açığa çıkarsa yıkılması o kadar yakınlaşır. Şenyaşar ailesinin direnişi AKP iktidarının sonunun yakın olduğunu herkese göstermiştir.

AKP vekili olan Zülfikar İzol da akrabalarından 3 kişiyi katletti. Onlar da elini kolunu sallayarak geziyor. Yine Kemal Kurkut Newroz’da polis kurşunu ile katledildi. Roboskî’de sivil insanlar katledildi. Şu anda binlerce Kürt sadece Kürtlüğünü savunduğu için zindanlara atılıyor. Tabi ki Şenyaşarların direnişi çok anlamlı ve önemlidir. Hak, adalet, eşitlik, vicdan mücadelesi toplumsaldır. Şenyaşar ailesi tüm toplum adına direniyor. Toplumsal vicdanı ve adaleti temsil ediyorlar. Bu yönü ile Şenyaşar ailesinin direnişinin AKP-MHP faşist iktidarın sonunu daha da yakınlaştırdığını inanıyoruz ve direnişlerini selamlıyoruz.

KDP, Irak ve Türk devletinin Şengal’e ilişkin yaptıkları ihanet anlaşmasının tehlikesi gün geçtikçe daha da artıyor. Son olarak Irak ordusunun Gir Zirk köyüne girmeye çalışmasına Êzidî anneleri bedenlerini siper yaparak engel oldu. Êzidî annelerinin tutumunu nasıl görüyorsunuz ve Kürt halkı bu tutumu nasıl anlamalı?

Êzidî annelerinin, Êzidî halkının direnişi kutsaldır. Tarihin en eski inancını korumaya çalışıyorlar. Eğer 2014’te Êzidîlerin özerkliği, özsavunması olsaydı DAİŞ giremezdi Şengal’e. Nitekim gerilla Şengal’e ulaşmadan önce sadece Êzidîler direnmiştir. Kayıp da verdiler. Hatta o direniş soykırımın daha ağır geçmesini engellemiştir. 5 bin kadın esaret altına alındı ama eğer Êzidîler direnmeseydi o 50 bin olurdu. Demek ki bir halkın savunma güçleri olsaydı, öz savunması olsaydı kesinlikle DAİŞ Şengal’e giremezdi. Êzidî halkı neden direniyor? Çünkü sadece kendi gençlerinin direndiğini gördüler. Irak ordusu direnmedi, KDP direnmedi, kendi gençleri direndi. Daha sonra gerilla yetişti ve onları soykırımdan kurtardı.

Şimdi bu analar tekrar aynı duruma düşmek istemiyor. Bir anne için en büyük zulüm nedir? Kızının kaçırılıp tecavüz sistemi altına alınmasıdır. Bundan dolayı anaların direnişi kutsaldır. Irak’ın yaptığı haksızlıktır. Böyle bir şey olabilir mi? DAİŞ gelince savunma, bunu hem KDP, hem de Irak için söylüyorum, sonra gel savunanları oradan kov, oradan uzaklaştır. Bu ahlaksızlıktır. Bunu hangi vicdan kabul eder? Bunu destekleyenler de ahlaksız. KDP ve Irak’ın yaptığı anlaşmanın arkasında ABD ve Fransa da var. BM de desteklediğini söyledi. Bu ahlaksızlık değil midir?

Orada PKK falan yok, çekildi PKK. Doğru önder Apo’nun sempatizanları var. PKK’nin gerillaları gitti kurtardı onları tabi ki sempati duyacaklar, minnet besleyecekler. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Bu yönü ile Irak’ın yaklaşımı yanlış. Irak ordusu bütün Irak’ın ordusudur. Êzidîler Irak ordusu olmasın demiyor ama özerk olmak istiyorlar, kendi öz savunmaları olsun istiyorlar. Orada da sınırları koruyan bir güç var olacak zaten. Şehirde, yerleşim yerlerinde Êzidî savunma güçleri olabilir. Êzidîlerin talepleri makuldür. Irak ile Êzidîleri karşı karşıya getirmek istiyorlar. Êzidî halkı karşı karşıya gelmemek için nasıl dikkat ediyorsa Irak da dikkat etmelidir. Bir çözüm yolu bulmalılar. Bir çözüm yolu bulmak istemiyorlarsa o zaman 2014 yılı öncesi gibi yapmak istiyorlar. Anaların direnişini bir kez daha selamlıyorum, onlar direnişleri ile kızlarına, onurlarına, inançlarına sahip çıkıyorlar. Bu açıdan dünyanın en meşru mücadelesidir.

Türk devletinin saldırılarının yanı sıra Suriye rejimi de Kuzey-Doğu Suriye özerk yönetimine saldırmaya başladı. Kuzey-Doğu Suriye savunma güçleri de saldırılara cevap verdi. Bir ara ateşkes ilan edildi ama saldırılar tekrar başlayınca çatışmalar şiddetlendi. Bu saldırıların altında yatan nedenler nelerdir? Ve bu saldırılarda yer alan güçler kimlerdir?

Kürt güçleri, Rojava devrimcileri Qamişlo’da rejimin bazı yerlerde kalmasına göz yumdu. İsteseydi onları da atarlardı. Aslında rejimle aralarında bir köprü oluşması için rejim güçlerin orada kalmasını istediler. Buna rağmen provokasyon yapmak akıl dışıdır. Halep’te de o kadar saldırı oldu Kürtler Halep’i savundular. Halep çetelerin eline geçmediyse Kürt güçlerin sayesindedir. Qamişlo’daki gerilimin nedenini henüz bilmiyoruz. Birileri kışkırtmış olabilir. Bu konuda her iki tarafın da sağduyulu olması gerekiyor. Tabi bazı güçlerin de bu tür saldırılarda bulunmaması gerekiyor. Kürtler tabi ki kendilerini savunacaklardır, kazandıkları mevzilere saldırıyı kabul etmezler. Evet Kürtler Suriye’den kopmak istemiyorlar ama özerk olmak istiyorlar.

Bu saldırıları yaparak oradaki özerkliğin meşru olmadığını, bugün olmasa bile yarın yıkılacağını, kabul edilmediğini göstermek istiyor olabilirler ama bu yanlış politikadır. Bu ters teper. Orada kriz çıkararak, saldırı yaparak özerliğin kabul edilmediğini, ileride yıkılacağın mesajını vermenin Suriye’ye hiçbir faydası olmaz. Aksine bu politikalarla Kürtlerin Suriye’den uzaklaşmasını sağlamaktadırlar. Kürtlerin mevcut Suriye içerisinde çözüm aramasını provoke etmektir. Bunun başka bir anlamı yoktur. Suriye buralarda hakim olacağım diyorsa yanılıyordur. Eğer, Suriye ile birlik yaratmak isteyen demokratik Kuzey-Doğu güçleri etkisizleştirilirse, tasfiye edilirse orada Suriye’nin birliğini savunan değil savunmayan güçlerin hakim olmasını beraberinde getirebilir. Zaten Türkiye bazı yerleri işgal etmiş.

Bu tür saldırıları kim yapıyor veya yaptırıyorsa, ya yanlış bir politika izliyor, ya da başka güçlerin provokasyonuna geliyordur. Rejime bağlı güçlere, derhal bu saldırı politikasından, alan genişletme politikasından, özerkliğin meşruiyetini tartıştırma politikasından vazgeçmesi gerektiği çağrısında bulunuyoruz.

1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’na doğru gidiyoruz. PKK olarak bugünün anlam ve önemini nasıl görüyorsunuz?

1 Mayıs özgürlük ve demokrasi bayramıdır, sosyalizm bayramıdır. Toplumcu yaşamın günüdür. 1899 yılından beri kutlanmaktadır. 1 Mayıs aslında 100 yıldan fazladır kutlanıyor. Evrensel bir gün haline gelmiştir. Bu açıdan 1 Mayısları bir mücadele günü olarak görmek gerekiyor. Türkiye ve Kürdistan açısından 8 Mart ve Newroz’u zirveleştirmek, halkların özgürlük ve demokrasi günü haline getirmek önemlidir.

Bu yönü ile 1 Mayıs halkların birleşik devrim mücadelesinin somutlaştığı alan haline gelmeli. Devrimciler, demokratlar, emekçiler, kadınlar, gençler 1 Mayıs’ı her alanda kutlamalıdır. Türk devleti zaten dünyada hiç bir devletin yapmadığı kadar koronavirüsü halkların mücadelesini engellemek için kullanıyor. Tam bir özel savaş aracı haline gelmiştir. İşçileri çalıştırıyor ama mücadelesine gelince engellemeye çalışıyor. Bu bakımdan AKP-MHP faşist iktidarının bu tür özel savaşını boşa çıkaracak bir örgütlenme tarzı, bir mücadele tarzı olmalı. Tedbirlerini alarak 1 Mayıs’ı mutlaka kutlamalıdırlar.

1 Mayıs aynı zamanda bir sosyalizm günüdür. Bu yönü ile sosyalizmi yenileme, sosyalizmde eksiklikler varsa giderme, gerçek bir sosyalizmi gerçekleştirme günü haline getirilmelidir. Bu yönü ile reel sosyalizmde çıkan eksikliklerin mutlaka giderilmesi gerekiyor. Özellikle de kadın özgürlük mücadelesi sosyalizmin en etkili gücü haline gelmiş bulunuyor. Bu yönü ile artık sosyalizm kadın özgürlük mücadelesine dayanmalı, kadın özgürlük mücadelesinin bütün yaşamı şekillendirdiği sosyalizm anlayışının benimsenmesi gerekiyor. Bu açıdan 1 Mayıs’ta böyle sorgulanmaların da olması gerekiyor. Artık kadın özgürlükçü bir sosyalizm anlayışını geliştirmek ve bunun mücadelesini vermek gerekiyor. Bu temelde tüm dünya emekçilerinin 1 Mayıs’ını kutluyor, 1 Mayıs’ın tüm dünyada özgürlük, demokrasi ve sosyalizmi yakınlaştırmasını diliyorum.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*