Kavga sürüyor – Ali Efe

Bostancı direnişinin önsözü bu ifadeyle belirlendi: Kavga sürecek… Bostancı direnişinin gücü geleceğe dönük bu inançtan geliyordu ve direnişin kendisi bu inancın somutlanmasıydı.


Aslına bakacak olursanız, içinde bulunulan koşullar ülke devrimi açısından hiç de umut verici değildi. ’80 faşizminin psikolojik ağırlığı henüz dağılmamıştı ki, 90’larda yaşanan devrimci çıkışlar karşı devrim tarafından yeniden tasfiye edilmiş, uluslararası sosyalist hareket çökmüş ve Kürt devrimi, halk önderi Öcalan’ın tutsak edilişiyle büyük bir geri çekilme sürecine girmişti. Bu koşullarda örgütlenen oportünizm ve bir yasalcılık dalgası halinde tasfiyecilik idi. Bu ağır politik iklim altında kendini ilk toparlayan barındırdığı halk gücüyle gene Kürt devrimi oldu. 2004 Haziran kararlarıyla devrimci bir atılım gerçekleştirdi.
Bu kararların ülke devrimi açısından manasını anlama gücü devrimci bir atılımı zihninde kurgulayan bir öncü kavrayışı gerektiriyordu. Bu, Orhan yoldaşla ilgili söylenebilecek herşeyin temelinde yatan bir ön koşuldu. Dönemin geriliği ve gericiliği belli idi. Görev, Kürt devriminin süreçte giderek yaratacağı devrimci kırılmadan yararlanarak paralel bir süreci metropol Türkiye’sinde yükseltmekti.
Özgür Kürt alanlarında ön mevzilenme ve hazırlık, ardından sömürge faşizminin ordusuna, iktidar partisine ve bölgesel işgalin ana damarı olan siyonizme yönelik saldırılarıyla yeni bir devrimci dönemin açılışı için gereken öncü çıkış gerçekleştirildi.

Gereken, yeterli olanla koşullanmayınca düzey ölçümlerinde gereken kıpırdanmayı göstermeyebiliyordu. Emperyalist burjuvazinin “tarihin sonu” ideolojisi metropol solu üzerine o denli kalın bir teslimiyet tortusu çökertmişti ki, politik yaşamda bu güçlü girişimin pratik bir karşılığı pek görülmedi. Aksine liberal ve oportunist sol, daha sonra MİT raporlarında belirtilecek kertede bu öncü insiyatifin kuşatılması ve etkisizleştirilmesi için elinden geleni yaptı. Oligarşinin bütün araçları, oportünist ve liberal solun yalan ve itibarsızlaştırma faaliyetinin emrine verilmişti. Öncünün örgütlenme zayıflığı oligarşi ve düzen solunun kuşatmasını yarmaya yetmedi. Öyle ki, Bostancı savaşının ertesi günü, teslimiyetçi bir çözüm muhibbi demokratik basında “Orhan’lı sabahlara uyanma”nın rahatsızlığını dile getirebiliyordu.


Bununla birlikte açıktı ki, faaliyetin ve direnişin yarattığı ideolojik ve politik uyarı ve ruhsal dirilme 90’dan beri gelen oportunist dönemin örgüt ve siyaset ilişkilerinde bir yırtılma yaratmayı başarmıştı, ancak bunu bir kopuşmaya erdirmeye gücü yetmemişti.
Oligarşinin katil güçleri Yılmazkaya’yı kuşattıklarında bu psikolojik üstünlüğün havasındaydılar. Canlı yayınla katliamlarını bir hegemonya mühürüne çevirmek istiyorlardı. Yalnızlık büyük ölçüde avangardın kaderidir. Orhan yoldaş bunu biliyordu ve bu yüzden bütün yolculuğunu Fidel’in “onurlu bir ölüm için başkalarının varlığına ihtiyaç yoktur” sözleriyle sürdürmüştü. Bu onu katiller sürüsü karşısında üstün kıldı. Kendi yayınlarını kesmek zorunda kaldılar.


Ama daha ötesi şuydu: Türkiye gibi sivil toplumu pelte ülkelerde, öncünün yalnızlığındaki ağırlık anın pratiğinde güçlendirici, yatıştırıcı, umutlandırıcı karşılıklarla daha taşınır olmayabilir. Siyasal hayatımızın “sol sapma”ya mecali kalmayışı bundandır. Avangard, verili gerçeğin inkarında tarihsel olanla buluşan heyecandır. İmkansıza yakın zorluğun soğukkanlı kabulü bu heyecanın yol açtığı iç sevinçle kolaylaşır. Burada öncü, gerçek rezervini ortaya döker. Bu onun devrimci bilincidir. Mücadele gücü bilincinden gelir. Anın direngenliğini tarihsel bir çizgi haline getiren bu bilinçtir ve ifadesini Kızıldere’de, idam sehpalarında, işkence tezgahlarında geleceğe inançta bulur. Yılmazkaya’nın bütün kuşatılmışlık içinde direnişini güçlü, kalıcı ve yol gösterici kılan bu tarihsel-bilimsel öngörü gücüdür: Kavga sürecek!..


Dediği gibi oldu. Kavga sürdü. Hemen bir kaç gün sonra devrimci proletaryaya yasak Taksim kızılbayraklarla ele geçirildi. Meydan, en düşünülmez zamanda, Gezi Haziranı’nda direniş komünlerine yataklık etti. Ülkede milyonlarca işçi, emekçi, kadın, genç oligarşik devletle çatışma mevzisine girdi. Gezi Haziranı burjuvazinin kabusu oldu. Oportunizm ve yasalcı sol, devletin bütün korumasına karşın artık sol siyasal alandaki hegemonyasını kaybetmeye, Bostancı’da başlayan yırtılma giderek büyümeye başladı. Ve ardından Kobane direnişi.. Kendini sınırlara vuran binlere eşlik eden Türkiye devrimci geleneği yeni bir düzenlenme, yeni bir mevzilenme ve yeni bir yürüyüş tarzı tutturmak üzere bir başka kanala akmaya başladı. Ulaş’lar, Baran’lar, Nubar’lar, Aynur’larla yeni dönemin yenilenen öncüleri, örgüt ve örgütlenmeleriyle Birleşik Devrim’e ulaşıldı. Oportünist sol evreden kopuş gerçekleşti, devrimci evreye geçildi.
Orhan yoldaşın mücadelesi bağlamında aslen öne çıkarılması gereken gerçek budur. Onun Bostancı’da tanık olunan efsanevi direnişçiliği, kararlılığı ve yenilmezliği aslında bu gerçeğin andaki tezahürüdür. Temel bağlam öncünün mücadeleye ve mücadeledeki kendi yerine bakışı, bu bakışa sadık eyleyişidir. Bu stratejik bağlam, Orhan yoldaşın daha ilk günde mangasına astığı pankartta yazılı idi: ya bir yol bulacaktı ya da yeni bir yol açacaktı.. Söz, Romalı bezirgan kilitlenmeye karşı barbar öfkeyi dile getiren komutan Hannibal’e aitti. Ancak bir dönem sonra verili oportünist sol kilitlenmeye karşı devrimci yolun hakkını vermişliğiyle artık Orhan yoldaşa da ait sayılabilirdi.Sadece bu değil, ondan önce literatüre girmiş “siper yoldaşlığı”, “birleşik devrimci savaş” bu kez onun ayak izlerinde yenilendi, canlandı, kullanıma girdi. Barbarın komünal rüzgarı gibi, onun ve komutasındaki Devrimci Karargah müfrezesinin yolculuğu da çökkün sosyo politiği bir rönesansa zorladı.


Boşluğun odağına yürüyüş siyasal zeka gereği ise pratiği yaratıcı olmak zorundaydı.Yaratıcıydı. Faaliyetinde, üretici güçlerin insan maddesindeki eksiği teknik maddeye asılarak tamamlayacak pratik denge arayışı vardı. Düşmanın yakın mesafe vuruşlara karşı aldığı aşılmaz önlemlerini uzaktan vuruşlarla aşmayı başardı. I.Ordu karargahını yarı-imal havanla, AKP İstanbul il merkezini uzaktan kumandayla vuruş örgütlenmesi silahlı mücadeleyi mujiğin çakmaklı tüfeğinden öteye taşıyan devrimci hamlelerdi. En çok müjikler saldırdı, bu devrime. Herkes hayalleri kadarını alır. Kürt devrimi o günden bugüne hava kuvvetlerine kadar gelişti. Biz henüz büyük bir eşitsizliğin negatif tarafıyız.
Sorun büyük, çok büyük.. ancak umut da somut, çünkü Orhan yoldaşın yol arayışı Bostancı’da nihayetlenmedi, çünkü o Bostancı’da ölümsüzleşen bir örgüt savaşçısı değil, yol gösteren bir çizgi savaşçısıydı.
Oportünizmin “asgari direnişçilik” çizgisi üzerinden yürüttüğü sınıfçılığına karşı proleter devrimciliği; Kürt devrimiyle salt enternasyonalist değil, bunu aşkın olmak üzere Anadolu devriminin bir mevzisi olarak ilişkilenmeyi; sınıfın sosyal varlığıyla siyasal varlığı arasındaki negatif mesafeyi kapatmak üzere sınıf devrimciliğini bir devrimci özne faaliyetiyle meczetmeyi esas alan bir çizgi savaşçısıydı.


20 yıllık AKP iktidarı hiç değilse bunu gösterdi; ülkenin talihsizliği bezirgan tarihinin derinliğinde yatıyor. Ancak diyalektik her şeyi zıttıyla koşulluyor: devrimin her gününe sığdıramadığımız çizgi savaşçılığı tükenmiyor.
Orhan yoldaş anda, Bostancı’da kalan anmalarda değil, savaşkan sosyalizmin kavgasında yaşıyor.

Kavga Der Azza’da bayraklaştığınca sürüyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*