HBDH’den 5. yıl değerlendirmesi

‘Bu beş yıllık dönemin bütün aşamasında mücadele, bedel ödeme, savaşma, faşizme karşı ısrarlı direniş vardır. HBDH faşizmi yıkma iddiasının somutlaşmasıdır. HBDH güçlerinin eylemleri örgütleme sürekliliği ve bunu kesintisiz bir şekilde yürütmeleri önemli bir devrimci iradedir.’

Birleşik devrim mücadelesinin 5. yılının ve son gelişmelerin değerlendirildiği  Medya Haber özel programına HBDH Yürütme Komitesi Üyesi Tekin Yoldaş ve KBDH Konsey Üyesi Hevi Sarya katıldı. Yoldaş ve Sarya’nın değerlendirmelerinde öne çıkan başlıkları sizler için derledik.

Tekin Yoldaş: ‘Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin bu şekilde yan yana gelmeleri faşizm cephesinde kaygı ve korku yaratmıştır’

Gerilla alanlarındaki direnişe dikkat çeken Tekin Yoldaş  bu direnişin Türkiye metropollerine yansımasının HBDH’ın başarısı olduğunu  belirtti.

“HBDH kuruluşu itibariyle Türkiye ve Kürdistan devriminin ortak bir mücadele örgütü olarak kuruldu. 5 yıllık dönemde faşist iktidarın bu birlikteliğe karşı tavrı da aynı şekilde onun iktidarını kaybetme izlerini taşımaktadır. Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin bu şekilde yan yana gelmeleri faşizm cephesinde kaygı ve korku yaratmıştır. Bu açıdan bu beş yıllık dönem için büyük bedeller ödendi, HBDH güçleri bu mücadelede önemli şehitler verdi. Bu beş yıllık dönemin bütün aşamasında mücadele, bedel ödeme, savaşma, faşizme karşı ısrarlı direniş vardır. Gerilla alanlarında bu direniş var, şehirlerde milislerin direnişi var, kentlerde devrimci kitle faaliyetinde bu direniş var. HBDH faşizmi yıkma iddiasının somutlaşmasıdır. HBDH güçlerinin eylemleri örgütleme sürekliliği ve bunu kesintisiz bir şekilde yürütmeleri önemli bir devrimci iradedir. HBDH eylemleri faşizmin cephesinde ciddi korku ve kaygı yarattı. Çünkü savaş artık faşizmin stratejisine göre Başur Kürdistan’da ve Kuzey Kürdistan dağlarında değil Türkiye metropollerine taşınmış oldu. Bu HBDH’ın mücadelesinde büyük bir başarıdır ve büyük bir pratikleşmedir. Yine bu mücadele döneminde Rojava Devrimi önemli bir pratikti. Zaten HBDH’ın kuruluş döneminde önemli bir etkisi oldu. Rojava Devrimi’nin savunulmasında ölümsüzleşen yoldaşlar oldu. Hem DAİŞ çetelerine karşı savaşta hem de Türk Devleti’ne karşı Afrin ve Serekaniye’yi savunma sürecinde HBDH güçlerinin ve HBDH ile beraber hareket eden gerillaların bu savaşa güçlü katılımı oldu.”

Hevi Sarya: ‘Askeri eylemsellik açısından çok zengin bir tarihsel arka planımız var. Dolayısıyla bugün KBDH açısından da HBDH açısından da ortaya koyduğumuz eylemler böyle bir zeminden güç almaktadır.’

Konuimasında özyönetim direnişlerini anarak  YPS ve YPS/JIN’ in özsavunma pratiğine vurgu yapan Sarya HBDH/KBDH eylemlerinin hesap sorucu olduğunu söyledi.

’21. yüzyıl kadınların yüzyılıdır. Kadınlar direnişle, ayaklanmalarla, grevlerle bu süreci örmekte ve bu kadın devriminin cins ayrımsız bir toplumuna doğru yürüyecektir. 8 Mart’ta kadınlar İstanbul’da İstiklal’i zapettiler. Erkek egemenliğe ve faşizme hayır dediler. Aynı zamanda heteroseksizme hayır dediler. Aynı zamanda erkek devletten hesap soran, cinsiyetçi, milliyetçi faşist karakteriyle bugün iktidarda olan AKP-MHP faşist rejimine karşı eylemsel bir duruş sergilendi. KBDH olarak da bu direnişin önünde yer aldığımızı ifade edebiliriz. Şubat ayı boyunca kadınların birleşik direnişi vurgusuyla erkek devletten hesap soruyoruz vurgusuyla eylemler gerçekleştirdik. Eylemlerimizin bir kısmı AKP-MHP ve onun polis-asker kuvvetlerine yönelik oldu. Bazıları tacizci-tecavüzcü kurumlara yönelik oldu. Şahıslar da kurumlar da hedefimiz oldu. Bu eylemlerle 8 Mart kavga günüdür, hesap sorma günüdür bizim açımızdan, direniş günüdür. Kadın özgürlük mücadelemiz tıpkı İstiklal’de o alanı zapteden binlerce kadının kitlesel direnişiyle ve aynı zamanda tıpkı o polis otolarını hedefleyen, metro hatlarında ulaşımı kitleyen politik-askeri eylemlerle bu birleşik hattan kadın özgürlük mücadelemiz zafere yürüyecektir. Daha büyük bir direniş ve mücadele çizgisi önümüzde ki yıl içerisinde de sergileyeceğiz.  “Eylemlerimiz hesap sorucuydu. Şöyle bir tarihsel arka plan var. Türkiye ve Kürdistan’da güçlü bir silahlı mücadele tarihi vardır. Bunu onyıllar öncesine kadar götürebiliriz. Somutta HBDH ve KBDH’ın devrimci varlık zemininde çok önemli bir etkisi olan ’71 çıkışı da bu noktada hatırlanmalıdır. ’71 çıkışı liberalizme, reformizme, düzeniçi siyasete karşı devrimci siyasetin silahlı mücadelenin gerekliliğini ortaya koyan tarihsel bir milattı. Kürdistan gerillasının son Gare zaferi bu konuda aslında askeri niteliği göstermek açısından önemli bir veriydi. Geçtiğimiz günler öz-yönetim direnişlerinin yıl dönümüydü ve Nusaybin Direnişi’ni burada anmakta yarar var. Yani YPS-JİN ve YPS’nin ortaya koyduğu öz savunma pratiği aynı zamanda milis ve gerilla eylemsel düzeydi açısından da burada anılmayı hak ediyor. Askeri eylemsellik açısından çok zengin bir tarihsel arka planımız var. Dolayısıyla bugün KBDH açısından da HBDH açısından da ortaya koyduğumuz eylemler böyle bir zeminden güç almaktadır. Önemli tecrübelerimiz var, önemli tarihsel birikimlerimiz var. Güçlü bir manevi maya var. Bu hesap sorma mayasıdır. Egemen sınıfın ordusunu, polis aygıtını, istihbarat kurumunu ya da onun burjuva mahkemelerini dağıtmadan ve yerine kendi milis gücümüzü, halk ordumuzu kurmadan biz hedeflediğimiz yeni toplumu kuramayız. Faşizmin olduğu yerde, sömürgeciliğin olduğu yerde ona karşı eylemler zorunludur. KBDH açısından da çok zengin eylem biçimleri oldu, çoğaltacağız. Bu burjuva devletin işlerine karışacağız ona müdahale edeceğiz. Biz bu devleti yıkacak olan niteliği ve niceliği eylemsel düzeyde sürekli örgütleyeceğiz.’

Tekin Yoldaş: ‘HBDH eylemleri düşmanın hareket alanını daralttı’

Pandemi ile birlikte Türkiye’de kapitalizmin sıkıştığını söyleyen Yoldaş HBDH’ın rolünün kitleleri cesaretlendirmek olduğunu vurguladı, mücadelenin şehirlere taşınmasını şöyle değerlendirdi; 

“Faşizm karşısında birleşik devrim mücadelesinin Türkiye metropollerine taşınması Türkiye işçi sınıfı ile gençliğin, kadınların ve bütün ezilenlerin buluşması anlamına gelmektedir. Bu eylemlerle gerilla, hedeflediği toplumsal kesimlerle buluşmuş oldu.  Faşizmin bütün güvenlik söylemlerine rağmen HBDH güçleri her gün artırarak askeri eylemlerine devam etmektedir. Aynı şekilde, kitle hareketi de gelişmektedir. Hem gerilla mücadelesi hem de bununla beraber milis eylemleri ve devrimci kitle faaliyeti; bunlar birlikte gelişti büyüdü ve bu açıdan baktığımızda 2021 yılı faşizmin yenileceği ve devrimcilerin kazanacağı bir yıl olacak. Bu açıdan HBDH’ın burada ki öncü rolünü tekrar tekrar belirtmek önemlidir. HBDH eylemleri düşmanın hareket alanını daralttı ve özellikle gerilla alanlarında ki savaşın daha da güçlenmesiyle beraber Haftanin Direnişi ve sonrasında Gare’de Türk Devleti’nin askeri yenilgisiyle beraber faşizm saldırıdan ziyade saldırı gücü kırıldığı için savunmaya çekilmiştir. Birleşik devrim güçleri artık kesintisiz bir taarruz halindedir. Faşist iktidarın politikası birleşik mücadeleden ve birleşik devrimden güç alan demokratik örgütleri yasaklamak olmuştur. Örneğin; Boğaziçi Direnişi’ni HBDH ile ilişkilendirmeye çalıştı, HDP’yi de birleşik devrimle ve PKK ile ilişkilendirerek kapatma çabası içine girdi. Bütün bunlar faşizmin çaresizliğini gösteriyor. Faşist iktidar büyük bir ekonomik ve siyasi kriz içerisindedir. Bu krizin maddi temelleri de var. Türkiye kapitalizmi gelişim dinamikleri itibariyle eşitsiz gelişmiş, sömürünün yoğunlaştığı, işçi ve emek sömürüsünün yoğunlaştığı bir düzendir. Bu düzen korona pandemisiyle kendisini aynı şekilde yürütmekte zorlanmaktadır. Bunu bir nedeni işçi ve emekçilerin ücretlerinin karşılığını alamamasıdır. İşsizlik oranı %30’ları bulmuştur. Nüfusun önemlice bir kısmı işsiz ve özellikle genç nüfusta işsizlik fazladır. Asgari ücret çok sınırlı bir miktarda kalırken temel tüketim maddeleri ciddi zamlar var. Bunlar emekçilerin yaşamını daha da zorlaştırmaktadır. HBDH’ın bu noktadaki rolü, yaptığı eylemlerle kitleleri faşizme karşı cesaretlendirmektir, öne çıkartmaktır, faşizmin kitlelere saldırılarında yarattığı korku havasını kırmaktır. Bu artık gerçekleşmiştir ve HBDH yürüttüğü eylemlerle bunu gerçekleştirmiştir.”

Türkiye’deki  gelişmeleri değerlendirdikten sonra “Halkımızın Newroz’unu kutluyoruz. Nasıl tarihsel olarak Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı başkaldırısının yılıysa Newroz, aynı bugün faşist iktidarı yıkmak ve faşist iktidara karşı Türkiye işçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların, ezilen cinsel kimliklerin Newroz’u en coşkulu şekilde sahipleneceği bir tarihsel döneme girdik.” sözleriyle halkların Newroz’unu kutlayan Yoldaş  sözlerine faşist iktidarın dış politikada da açmazlar yaşadığını söyleyerek devam etti.

“Faşist iktidar sadece iç politikada değil dış politikada da açmazlar yaşıyor. Doğu Akdeniz politikasından Suriye politikasına Ermenistan vs. bütün politikalarında bir tıkanma ve daralmışlık içindedir. Beraberinde de ittifak ilişkileri de daralmıştır. Biz politika olarak içsel dinamiklerle yani Türkiye sınıf dinamikleriyle faşist iktidarı yıkma hedefi içerisindeyiz. Bizim temel politikamız Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerine, ezilenlere dayanarak iktidarı yıkmaktır. Ve zaten faşist iktidar hem içeride hem de dışarıda daralmış ve çaresizleşmiş durumdadır. Bu noktada da faşist iktidar demokratik siyaset kurumlarına saldırıyor, devrimcilere saldırıyor, dışarıda savaş arayışına giriyor. Gare’yi işgal hareketi böyle bir harekettir. Gare’yi işgal etmeyi denediler ve işgal edemeyince bir bölgeyi hedef aldılar. Esir olan askerleri ele geçirmek istediler ve bununla bir siyasi şov yapacaklardı ama bunda da başarısız oldular. Gerillanın görkemli direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu askeri yenilgi Türkiye’de sınıf çelişkilerini daha da derinleştirmiştir. Bu çelişkiler emekçiler tarafından daha da konuşulabilir hale gelmiştir. Gerilla, direnişiyle kazandırmıştır, toplumsal muhalefeti daha güçlü kılmıştır.”

Hevi Sarya: ‘Bir zaferler dönemidir içinde bulunduğumuz dönem ve buradan geriye bir dönüş yoktur.’

“Faşizme kazandıran her zaman şoven ve milliyetçi politikalar olmuştur. Bir Türk ulusu olgusu vardır. Bu olgu özel mülkiyetçiliğe dayanmaktadır. Özünde kendi sermaye sınıfının çıkarlarını korumak vardır. Ulusal sorun aynı zamanda sınıfsal bir sorundur. Kürt ulusunun özgürleşmesi Türk sermaye sınıfının yıkılmasından geçiyor aynı zamanda. Ya da Türk ulusunun onurlu yaşaması Kürt ulusunun özgürleşmesinden geçiyor. Ezen ulusların halkları bu zulüm politikalarına ses çıkarmazsa, onurlu bir yaşamı tercih etmezse insani değerlere yabancılaşacaktır. Katliamların arka planlarında faşizme ve sömürgeciliğe karşı direniş olduğu için bu saldırılar vardır. Mart ayı ayaklanmaların provasıdır, devrimlerin provasıdır.” “Kürdistan’da ki devrim mücadelesinin Türkiye’de yanıtlanması, Türkiye’de devrimci bir cephe biçiminde açılarak geliştirilmesi bugünün en temel görevidir. Buz kırıldı, devrimci savaş cephesinin önünde ki engelleri yıktık. Bir zaferler dönemidir içinde bulunduğumuz dönem ve buradan geriye bir dönüş yoktur. 8 Mart’ta bunun göstergesi oldu 12 Mart’ta bunun göstergesi oldu Newroz’da bunun göstergesi oldu. Dolayısıyla önümüzde ki bir yılı buradan ele alalım. Bizim temel parolamız daha daha ileriyedir. Bu bize yetmez, daha da ileriye yürüyeceğiz. Kazanımlarımızın üstüne basa basa daha büyük kazanımlar elde edeceğiz. Daha çok bedel ödeyeceğiz ama daha çok kazanacağız. Mart ayının 2021’de zirveleşme düzeyini halklarımız nezdinde ve devrimci, anti-faşist kuvvetler özelinde bu mücadelede ki zirveleşme düzeyini bütün bir yıla yayma ve düşmana daha büyük geri adımlar attırma hedefi içerisindeyiz. Devrim çok güncel bir konudur, ayaklanma çok güncel bir konudur ve HBDH ile KBDH olarak bunun öncülüğü rolünü üstlenmiş durumdayız. Türk faşist devleti yıkılacaktır. Faşizm ve sömürgecilik yıkılacaktır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da devrim mutlaka zafere dönüşecektir. Bu soyut bir ajitasyon değildir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yüz yıllık birikmiş bir mücadele potansiyeli var. Önümüzdeki bir yıl açısından da topyekun direniştir temel şiarımız. Fiili meşru mücadelenin silahlı ve silahsız her türlü biçimi geliştirilmelidir. Silahlı biçimi açısından milis ve gerilla eylemleridir geliştireceğimiz hat. Sokak sokak mahalle mahalle bunu kuracağız ve geliştireceğiz. Düşman çeşitli biçimlerle önümüzü kesmeye çalışıyor. Devrimci hareketi tasfiye etmek istiyor. Halklarımızı buradan bir korku cenderesi içine alarak geriye çekmek istiyor. Silahlı biçimler uyguluyor, bizler de silahlı biçimlerle bunun yanıtı vereceğiz. Diğer önemli hedefimiz sokakta kitle mücadelesini geliştirmektir. Biz şu an AKP-MHP iktidarının koyduğu hiçbir sınırı tanımıyoruz. Halklarımız tanımamalıdır, kadınlar tanımamalıdır. Koydukları yasalar ve sınırlar kendi sermaye sınıflarının çıkarı içindir. Kendi saraylarının çıkarı içindir. 8 Mart’ta ayak bileğinde ki elektronik kelepçeyi çıkararak yürüyüşlere katılan başta öncü devrimci kadınlar olmak üzere gelişen hareket militan mücadeledir. Faşizme karşı mücadele tecrübelerimizi erkek egemenliğe karşı mücadele tecrübelerimizle birleştirerek kadın özgürlük mücadelemizin önünü önümüzdeki dönemde daha fazla açacağız.

Yodaş: ‘ Hepimiz aynı gemideyiz” diyorlar. Hayır, biz hepimiz aynı gemide değiliz. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız.

“5 yıllık bir mücadele dönemini geride bıraktık. HBDH artık çok daha güçlü, daha örgütlü pozisyona geldi. HBDH kurulduğunda bir ilandı ve düşman cephesinde büyük bir korku yaratmıştı ve aynı zamanda devrimci güçler cephesinde de bir ilgi oluşturmuştu. HBDH, Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin iddiasını gerçekleştirmesinin adı olmuştur. HBDH bu temelde “Faşizmi Yıkalım Özgürlüğü Kazanalım” devrimci hamlesini başlattı. Bu hamlenin en önemli özelliği gerilla cephesinde ki direniş, şehirlerdeki güçlerimiz ve milisler, birleşik anlamıyla bakarsak da kitle hareketinin seferber edilmesidir. Mesele sadece gerillanın Haftanin’de Gare’de görkemlice direnişi değil bu direnişin Türkiye metropollerine Kürdistan metropollerine taşınmasıdır. İddialarımız karşılık buldu; hem Türkiye metropollerinde eylemlerin düzeyinde bir artış oldu hem de Türkiye metropollerinde ciddi bir örgütlenme ortaya çıktı. Bu açıdan HBDH’ın kampanyası başarılı gitmektedir. Bu başarı yeterli değildir, bunu daha da ileriye taşımak 2021’de ki hedefimizdir. Bunun karşısında faşist iktidar saldırılarını daha da artırmaktadır. HBDH’ı halkların nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır.”

AKP ve onun destekçilerinin çok kullandığı bir kavram var: ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ diyorlar. Hayır, biz hepimiz aynı gemide değiliz. Biz işçiler, emekçiler, ezilenler, yoksul Türkiye yoksul Kürdistan başka bir yaşam yaşıyor. AKP ve onun destekçisi beşli çete, inşaat rantı peşinde koşanlar, halkın ekmeğini ve alınterini çalanlar başka bir gemideler. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız. Bizim onlarla ortak bir çıkarımız olamaz. Boğaziçi direnişini destekledik. Çünkü biz faşizme karşı özgürlük temelli, demokrasi temelli, eşitlik temelli her şeyi destekleriz. Bu açıdan bir kez daha diyoruz, Boğaziçi öğrencilerinin direnişini selamlıyoruz. Bundan rahatsız olan faşist iktidarın kendisidir. Çünkü, HBDH fikrinin yani birleşik devrim fikrinin hedeflediği toplumsal kesimlerle buluşmasını istemiyor. Halkların Demokratik Partisi’ni kapatmayı gündeme getirdiler. HDP’yi sindiremiyorlar. HDP’nin kapatılması gündemi Türkiye’de faşizmin siyasi yasakçı zihniyetinin sonucudur. Gergerlioğlu direniyor, direnişe geçti ve direnişin kıymeti çok büyüktür. Demek ki o parlamentoda hala demokrasiden ve özgürlükten yana olan insanlar var. Biz bu açıdan birleşik mücadele güçlerinin burada rolünün çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Sadece gerilla ve milis alanında değil siyasi mücadele alanında da güçlerin bir araya gelmesi, Boğaziçi Direnişi’ne gitmesi, işçi direnişlerine sahip çıkması, kadın cinayetlerine karşı direnen kadınlara sahip çıkması, 8 Mart alanlarında buluşması, düşmanın ayaklarına taktıkları kelepçeleri parçalamalarını çok kıymetli buluyoruz.”

Abdullah Öcalan üzerinde ki tecrite de değinen Tekin Yoldaş, “Biz mücadelemizle, Kürt halk önder Abdullah Öcalan’ın üzerinde ki tecrit duvarlarını eylemlerimizle tek tek kıracağız. Bu birleşik devrimimizin ortak meselesidir. Onun sağlık durumuyla ilgili olan meseleyse çok kritiktir. Kürt halkının önderidir ve tarihsel bir kişiliktir. Onun can güvenliği Türkiye’de ki bütün siyasetçilerin can güvenliği meselesidir. Onun can güvenliği yoksa onu hapseden onun etrafında yasak duvarı kuran siyasetçilerin, İçişleri Bakanı’nın da, bu devletin başındakilerinin de can güvenliği olmayacaktır. Meseleyi bu ciddiyetle ele almalarını onlara tavsiye ediyoruz. 2021 yılında faşizmi yıkma mücadelesini artık zafer yılına dönüştürmek istiyoruz. Bunun koşullarını mevcuttur. İç dengelere baktığınızda sınıfların pozisyonu, ekonomik ve iktisadi gelişmeler, dış gelişmeler ve dünyadaki her şey Türkiye faşist rejiminin bir sıkışmışlık içinde olduğunu ifade ediyor. Sıkışmış olan bu rejimi eğer devrimciler rolünü düzgün oynarsa ona darbeyi vuracak ve alaşağı edecektir. Faşist iktidar gerileme dönemindedir.” dedi.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*