2021 yılında faşizmi yıkalım, özgürlüğü kazanalım – Mehmet Yılmaz Kaya

Türkiye faşist rejimi büyük bir krizle karşı karşıya. Ekonomik, siyasi ve toplumsal göstergeler faşist iktidarın bir gerileme süreci içerisine girdiğini gösteriyor. Bizzat sistemin destekçisi olan çevreler tarafından bile kriz durumu ve yıkıcı etkisi dillendiriliyor.


Ekonomik kriz kapitalist üretimin içsel dinamiklerinin yaşadığı kaos durumu ve dengesiz gelişme koşullarından kaynaklanır. Kendisini inşaat, savunma ve hizmet sektörü gibi sektörler üzerinden geliştirme çabası içerisinde olan faşist iktidar reel verimli bir ekonomik gelişme inşaa edememekte. Kendisine yakın sermaye kesimlerini ağırlıklı olarak inşaat ve turizm gibi sektörlere yüksek karlı yatırımlara yönlendiren iktidar ülke ekonomisini büyük bir kriz içerisine sürüklenmesinin baş sorumlusudur. Bu sektörler gelişmeye müsait ve ülke nüfusunu kalıcı olarak istihdam edecek sektörler değildir. Bu sektörlere dönük yapılan yatırımlar geçici bir istihdam yaratsa da kalıcı olarak bir istihdam yaratmakta başarılı olamamakta.

Ekonomik krizin derinleşmesi karşısında damat Berat’ın işine son verilerek yeniden faiz oranlarında yükselmeye gidildi. Bu sayede dövizin yükselişi durdurulurken bu kez de iç piyasada ödemeler dengesinde büyük bir bozulma yaşandı. Daha önce faiz oranlarını düşük tutma ısrarı döviz fiyatlarının yükselmesi ve ülkenin döviz rezervlerinin erimesiyle sonuçlandı. Şimdi faizi yüksek tutarak döviz fiyatlarında bir düşme eğilimi oluştu ancak bu durumda ekonominin topyekün bir iyiye gidişi olarak okunamaz. Tam tersine yaşanan gelişmeler ekonomik krizin daha da derinleşmesi işaretleri olarak okunmalıdır. Yüksek faiz beraberinde enflasyon getirirken bu da temel tüketim maddesi fiyatlarının yükselişiyle birlikte yaşamı işçi ve emekçiler açısından daha da çekilmez hale çevirdi.

İşçi sınıfı ve emekçiler açısından yaşam her geçen gün daha da zorlaştı. Asgari ücretle yaşamamak neredeyse imkansız hale geldi. Koronavirüs ile birlikte işsizlik ve yoksulluk daha da artarken işçi ve emekçilerin alım gücü düştü. Krizin faturası faşizm tarafından işçi sınıfı ve emekçilere ödettirilmeye çalışıldı.

Birbirinden bağımsız bir şekilde ortaya çıkan işçi direnişleri boşuna değil. İşçi sınıfı cephesinde büyük bir öfke mayalanıyor. Gelinen noktada AKP-MHP faşist ittifakı her gün kitle desteğini daha çok kaybediyor. Özellikle işçi sınıfı cephesinde bu iktidara dönük olarak oluşan öfke daha da derinleşiyor.İşçi sınıfı cephesinden gelişen grevler sisteme karşı gelişen sınıf öfkesinin her geçen gün daha fazla nitelik kazandığının kanıtıdır. Bu öfke faşizmin sonunu getirecek önemli bir anahtardır.

Siyasi gelişmeler açısından meseleye bakarsak dış politikada yanlızlaşmış bir faşist iktidar söz konusu. Doğu Akdeniz, Suriye, S-400 meselesi ve Rojava gibi bir çok konuda faşist rejim ile ABD emeperyalzimi arasında büyük bir açı farkı oluşmuş durumda. Biden yönetimi tarafından Türkiye’nin NATO üyeliği ve müttefikliği dahil birçok pozisyonu tartışmalı hale gelmiş bulunuyor.


Özellikle S-400’lerin aktif olarak kullanılıp kullanılmayacağı meselesi Türkiye faşist iktidarı açısından önemli bir tercih olacak. ABD cephesinden S-400 hava savunma sistemlerini kullanmakta ısrar edilmesi yeni ekonomik ve siyasi yaptırımlara dönüşeceği tehdidi dillendiriliyor. Burada tehdidin fiiliyata geçmesi zaten kırılgan olan Türkiye ekonomisini daha da olumsuz etkileyeceği aşikar.

Avrupa Birliği ile olan ilişkilerde oldukça gergin bir zeminde ilerliyor. Faşist iktidarın sözcüleri ile AB arasında birçok konuda restleşme ve karşılıklı meydan okuma dili kullanılıyor. Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim Avrupa Birliği’nin tamamıyla da bir gerilime dönüşüyor. Adım adım yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde sürekli olarak demokratikleşme konusunda Türkiye’ye hatırlatma yapan bir AB, ona karşı da sürekli olarak suçlayıcı bir dil kullanan siyasi iktidar mevcut.

Rusya ile ilişkilerde ise gerilimli bir hat izlendi. Ancak İdlip, Rojava, Dağlık Karabağ , S- 400 , Akkuyu Nükler Santrali’nin yapımı v.s. düşünüldüğünde Rusya ile yakınlaşma, ABD ve AB karşısında faşist Erdoğan rejiminin en büyük kozunu oluşturuyor. Gelinen noktada bu kozu iki taraflı kullanma ilişkilerinin sınırına gelindi. Faşist iktidar bir tercih yapmak zorunda ya geleneksel müttefiki olan ABD ve AB ile stratejik ittifak zeminine geri dönerek onların taleplerini kabul edecek ya da Rusya ile yeni bir ittifak zemini inşaa edecek. İki ilişkiyi de aynı anda devam ettirme şansı kalmamış durumda.

Bütün bu gelişmeler olurken iç politikada yaşanan gelişmeler de faşist iktidarın aleyhine ilerledi. Devletin kurumlarına tamamen hakim olmuş bir görüntü çizen faşist rejim yaşanan kimi gelişmelerde devlet cephesinde dirençlerle karşılaşabiliyor. Anayasa Mahkemesi’nin çıkışları bu konuda iyi bir örnek olarak gösterilebilinir. Hükümetin bakanları arasında da gerilimler devam ediyor. İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanı arasında yaşanan tartışmalar da devletin kurumları arasında yaşanan uyumsuzluğa iyi bir örnektir.

Faşist rejim ülke içerisinde dikensiz gül bahçesi yaratmak istedi. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi ve onunla ittifak içerisinde olan birleşik devrim güçlerine dönük uygulanan tutuklama ve gözaltı saldırıları faşist iktidarın bu yöneliminin en net ifadesidir.

HDP’nin belediyelerine el konuldu ve milletvekilleri tutuklandı. Bundan kısa bir süre önce sadece bir günde 800 HDP üyesi ve yöneticisi gözaltına alındı. Bu operasyon bile başlı başına faşizmin Kürt hareketine ve onun siyasi iradesine yaklaşımın resmidir. Kürt halkı yok sayılarak, geleneksel devlet politikasıyla asimile edilmeye çalışıldı. Faşist iktidar öyle bir noktaya geldiki Kürt halkının varlığını bile inkar ediyor. İşbirlikçi Kürtlere bile tahamül etmiyor!

Ayrıca bu tablo içerisinde geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Gare operasyonunu doğru okumak gerekir. Gare operasyonunda faşist rejim ağır bir yenilgi yaşadı. İşgal saldırısı gerillanın görkemli direnişi ile boşa çıkarıldı, sonrasında da faşist ordu alandan çekilmek zorunda kaldı. İşgal saldırısı ve dört günlük direniş faşist iktidar açısından büyük bir prestij kaybı yarattı. Askeri açıdan yenilgi alan iktidar meseleyi bir rehine kurtarma operasyonu olarak lanse etmeye çalıştı. Ancak bu açıdan bile değerlendirilse ortada büyük bir askeri başarısızlık söz konusudur. Gerilla düşmanın bütün teknik üstünlüğünü boşa çıkararak işgalcilere ağır darbeler vurdu. Yaşanan gelişmeler düşünüldüğünde Gare zaferi faşist iktidarın saldırı gücünde büyük bir kırılmayı işaret ediyor.

Boğaziçi öğrencilerinin başlattığı direniş Türkiye cephesinde faşizme karşı önemli bir karşı çıkış zemini oluşturdu. Faşist iktidar bütün engelleme çabalarına rağmen öğrencilerin direnişini kıramadı. Mesele artık Boğaziçi üniversitesindeki rektörün istifa etme meselesi olmaktan çıkarak topyekün faşizme karşı direniş meselesine dönüştü. Ülkede var olan diğer toplumsal direniş dinamikleriyle buluşan ve onlarla buluştukça güçlenen bir direniş haline geldi. Faşist iktidar, direnişi Boğaziçi Üniversitesi içerisinde hapsetmeye çalıştı. Bu açıdan direniş toplumsallaştıkça daha da güçlendi ve faşist iktidar açısından daha da rahatsız edici bir durum yarattı.

Kadın mücadelesi , faşist rejimin sürekli olarak desteklediği erkek egemen zihniyete karşı büyük bir direniş zemini oluşturuyor. İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında ortaya çıkan enerji önemli bir etkiye sahip oldu. Erkek egemen faşizmin korkularından biri kadın muhalefetinin daha etkin olması ve toplumsal hayattaki erkek egemen normları aşındırmasıdır. Erkek egemen sistem açısından çekirdek aile kurumunun yıpranması faşizmin ilkel milliyetçi reflekslerinin yıpranması anlamına gelecektir.

Neo-liberal politikalarının en önemli yönelimlerinden biri de sadece emeğin değil toplumsal yaşamda ve doğada kar getiren herşeyi satabilir olmasıdır. Bu açıdan bakarsak insanların yaşam alanları dereleri, vadileri ve ormanları faşist rejime yakın sermaye odakları tarafından yağmalanıyor. Faşizm yağma ve talan siyaseti ile sadece insana değil doğaya da düşman bir ideoloji olduğunu gözler önüne seriyor.

Tüm bu gelişmeler Türkiye işçi sınıfı ve ezilen kesimleri açısından umut verici bir zemin oluşturuyor. Faşist iktidar büyük bir krizle karşı karşıya ve kendini ayakta tutabilmek için her türlü saldırganlığı gerçekleştirecek potansiyele sahip bir durumdadır. Türkiye toplumu ya faşizm altında büyük bir barbarlık çağını yaşayacak ya da gerçekleşecek bir devrimle faşist iktidarın yıkılış sürecini başlatacak. Bütün gelişmeler 2021 yılının faşist iktidar açısından geleceğinin belirleneceği bir yıl olacağını gösteriyor. 2020 yılında sınıf mücadelesinin ve ezilenlerin dinamikleri, faşizm ile olan çelişkileri daha da derinleşti. Bu şartlar altında 2021 yılı bu çelişkileri daha da netleştirerek kırılmalar yaratacaktır.

2021 yılı birleşik devrim güçleri açısından tarihsel bir dönem olma niteliğindedir. Faşist iktidar ayakta kalabilmek için işçi sınıfı, Kürtler, kadınlar, gençler, LGBTİ+’lara karşı topyekün savaş ilan etmiş durumda. Faşist iktidar için onun gibi olmayan herkes teröristtir. Faşizme karşı olan herkes terörist olarak nitelendirilebilir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyası için iki ülke iki devrim dinamiklerinin daha fazla içiçe geçtiği ve birbirinden etkilenmeye açık olduğu bir tarihsel dönem içerisideyiz. Faşist iktidar kendi sonunu mümkün olduğunca uzatma çabası devam ediyor.Kürdistan topraklarında yürüttüğü işgal politikalarıyla savaşı Türkiye toprakları dışında yürütmeye çalışıyor.

Ekonomik, siyasi ve toplumsal bütün göstergeler Türkiye coğrafyasında krizin çok daha derinleşeceği ve faşizm açısından belirleyici mücadelenin Türkiye topraklarında yaşanacağını gösteriyor. 2021 yılı bu yönüyle faşizme karşı birleşik devrim mücadelesi açısından final yılı olacaktır.

Birleşik devrim mücadelesinde önemli bir ivme yakalandı. Özellikle HBDH’ın başlattığı “Faşizmi yıkalım özgürlüğü kazanalım” hamlesiyle birçok zeminde mücadele pratiğinde ataklık ve yoğunlaşma başladı. Gerilla alanında direniş ve ısrar, şehirlerde milis eylemleri ve devrimci kitle muhalefetinin etkinleşmesi birleşik devrim mücadelesinin güçlenmesinin ve gelişmesinin işaretidir. Bu zeminlerde önemli bir gelişme ve düzey açığa çıkmaya başladı.

Türkiye ve Kürdistan devriminin gelişim dinamikleri düşünüldüğünde Türkiye devriminin gerçekleşmesi bölgede birçok devrimci gelişmenin önünü açma potansiyelindedir. Faşist rejim ülkede ve bölgede birçok devrimci gelişimin önünde büyük bir engel oluşturuyor. Onun yıkılması birçok açıdan bölgede devrimsel gelişmelerde sekronize bir etki yaratacaktır.

Bu yönüyle Türkiye işçi sınıfının mücadeleye kazanılması ve onun örgütlenmesi çabası stratejik bir hamledir. Sınıfın mücadelenin içerisine çekilmesi ve faşizme karşı gelişen devrimci kitle muhalefetine katılması kritik bir eşik niteliğindedir. Bugün Türkiye sınıf mücadelesi açısından bu kritik eşik aşıldı.. İşçi sınıfı kendiliğinden sınıf olarak mücadelenin içerisine katılmakta ağırlıklı ekonomik taleplerle birbirinden bağımsız direnişler örgütlüyor. Bu direnişlerin süreç içerisinde birleştirilerek ortak bir mücadele hattında buluşması birleşik devrim mücadelesinin gelişiminde önemli bir itici güç olacaktır.

Korona pandemisiyle birlikte işsizlik ve yoksulluk ciddi boyutlara ulaştı. Ekonomik kriz derinleştikçe çözümsüz kalanlar içerisinde intiharlar yaşandı. Bu yönüyle 2021 yılında açlık ve yoksulluğun Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında daha da derinleşmesi muhtemeldir.

Tablo böyle iken birleşik devrim güçlerinin ve özel olarak devrimci siyasetin, tarihsel bir sorumluluğu söz konusudur. Faşizme karşı örgütlenme ve sınıf öfkesini derinleştirme görevine yoğunlaşmalıyız.

2021 yılında gerilla, milisler ve devrimci kitle örgütlenmesi düzeyi olarak 2020’yi aşan bir zemin yakalamalıyız. Bu konuda nesnellikler bizlerden yanadır. İktidar bloğunda çözülme işaretleri belirginlik kazanmaya başladı. Aynı zamanda kitle hareketinde faşizme karşı direnme eğilimi daha güçlenmiş durumdadır.

Faşizme karşı mücadelede birleşik devrim güçlerine düşen bu temelde yoğunlaşmalarının düzeyini yükseltmektir. Nesnelliğin uygun olduğu koşullarda bilinç ve iradenin rolü daha çok belirginlik kazanır. Nesnelliğe bilinçli bir şekilde yön veren güçler kazanacaktır. Doğru bir temelde iradi müdahale yapılırsa birleşik devrim mücadelesinde önemli kazanımlar elde edilecektir.


2021 yılı faşizme karşı savunmadan saldırıya geçme zamanıdır. Türkiye işçi sınıfı ve ezilenler cephesinde örgütlenme nesnelliği doğru temelde değerlendirilmelidir. Bu temelde bulunduğumuz bütün alanlarda 2021 yılını bir devrimci atılım yılına çevirmeliyiz.

Genel yaklaşımımız irade temelinde devrimci müdahalenin nesnelliğinin tarihi bir dönemeçte olduğudur. Bu meseleye genel bir seferberlik tarzıyla bakmazsak kazanamayız. Gerilla, milis güçleri ve genel anlamıyla devrimci kitle hareketinin tamamı bu seferberliğe katılmalıdır. Topyekün bir örgütlenme ve seferberlik hareketi içerisinde süreci örgütlemek göreviyle karşı karşıyayız.


Gerilla alanlarında devrimci savaş çizgisinde ısrar etme bu temelde gerilla gücünü koruyarak geliştirme genel yaklaşımımız olacaktır. Aynı zamanda gerillanın devrimci savaş alanlarında elde ettiği tecrübeyi Türkiye sahasına taşımak temel yaklaşımımız olacaktır. Bu konuda kararlı ve ısrarcı olacağız.

Bu temelde kadrolarımız içerisinde ikinci kongre kararlarımız temelinde askerileşme eğilimini güçlü kılmalıdır. Faşizmin saldırılarla devrimci güçlere dayattığı askeri güçleri tasfiye etme çabası karşısında gerilla güçlerine katılım ve katılan güçlerin ülkede konumlanması temel yaklaşımımızdır. Dolayısıyla askerileşme temelinde askeri-politik bir örgüt olma iddiasında ısrarcı olmalıyız.


Milisler 2020 yılı boyunca genel olarak birleşik devrim güçleri açısından, özel olarak da devrimci siyaset açısından önemli bir misyon üstlendiler. Faşizme karşı şehirlerde mücadelenin önemli bir mevzisi oldular. Yaptıkları eylemlerle faşizmin yaratmaya çalıştığı dikensiz gül bahçesi planını boşa düşürdüler. Eskinin deyimiyle “gündüz külahlı gece silahlı” denilen bir perspektifi “hiçbir yerdeyken her yerde” olan bir hedefe yöneltmek temel yaklaşımımız olmalıdır.

Devrimci kitle faaliyetinde düzenin çizdiği sınırları zorlayan ve onunla sık sık karşı karşıya gelen bir zeminde olunmalıdır. Kitlelerde faşizme karşı çıkma eğilimi güçleniyor. Bu eğilim devrimci kitle eylemleri zemini ile teşvik edilmeli ve güçlendirilmelidir. 2021 yılını faşizmin yıkıldığı birleşik devrim mücadelesinin zafere ulaştığı bir yıl haline getirmeliyiz. Tam da bu noktada doğru temelde bulunduğu bütün alanlarda yaşama iradi müdahale içinde olan bir kadro anlayışı yaratmak görevimizdir.

Gerilla düzeyinde, milisler düzeyinde ve şehirlerde en genel anlamıyla devrimci kitle hareketi temelinde devrimci siyasetin kadroları kendilerine düşen tarihsel rolü yerine getirmelidir. İradenin belirleyici olduğu bir tarihsel momentum içerisindeyiz. Her gün sınıf mücadelesinin ihtiyaçları temelinde yenilenen bu devinim içerisinde kendisini yenileyen ve mücadelenin ihtiyaçlarına cevap verecek olan kadroların tutumu belirleyici olacaktır. Yaptığımız işleri devrimci bir ciddiyet temelinde örgütleyen ve her aşamada bir önceki verili durumu aşarak daha ileriye taşıma bilinciyle hareket etmeliyiz. 2021 yılında devrimci siyasetin kadrolarının aldıkları pozisyon belirleyici olacaktır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*